Toplam: 36.691
Buğrahan Eldelekli, Yüksek Lisans Tezi, 2010
Çevre hakkını konu alan çalışmamızın amacı, haklar kategorisine bu hakkın dahil olup olmamasını sorgulamak değil, hakkın nasıl ifade edilmesi gerektiğini bulmaktır. Bizce çevre hakkı somut olarak talep edilebilir hale gelmiştir. Ulusal ve uluslararası tartışmaların zeminin giderek hakkın niteliğine ilişkin olması da bu savımızı desteklemektedir. Çalışmamızda çevre hakkı, çevre hukukunun bakış açısı ile alınmaktadır. Diğer hukuk dallarından farklı olarak çevre hukuku, bizzat hukuk sistemine ve bu arada tabii olarak haklar kategorisine eleştirel açıdan yaklaşmaktadır. Çevre hakkının ne anlam ifade
Özgül Öztürk, Yüksek Lisans Tezi, 2017
Çevre canlıların doğal yaşama alanı olduğundan dolayı, çevrede meydana gelen herhangi bir olumsuzluk başta insan olmak üzere, o ortamda bulunan tüm canlıların fiziksel, kimyasal, biyolojik ya da sosyolojik olarak etkilenmesine neden olur. Çünkü canlılar çevreye her zaman muhtaçtırlar. Çevre canlılar olmadan varlığını sürdürebilir fakat canlıların, çevre olmadan yaşamlarını devam ettirmeleri neredeyse imkânsızdır. Çevreye yönelik olarak meydana gelen sorunlar yakından ele alındığında, bu sorunların çoğunun kirlilik sebebiyle ortaya çıktığı bilinmekte olup, çevre zararı ve kirliliği birbirleriyle ne kadar
Neslihan Göksel, Yüksek Lisans Tezi, 2004
ÖZET Yüksek lisans tezinin konusunu, "Çevre Kanununa Göre Çevreyi Kirletenlerin Hukuki Sorumluluğu" oluşturmaktadır. Konunun bütünlük içinde değerlendirilmesini sağlamak amacıyla, gerekli yerlerde, hukuki sorumluluğa ilişkin genel esaslara da yer verilmiştir. Çalışmada ulaşılmak istenen amaç; çevrede meydana gelen kirlenmeler nedeniyle, zarara uğrayanların tazminat ve diğer istem haklarım ortaya koymak ve çevrenin özel hukuk araçlarıyla korunmasına katkıda bulunmaktır. Konu beş ana bölüm altında incelenmiştir. Birinci bölümde, "Kavram, çevre hukukunun gelişimi, kurallarının niteliği ve diğer hukuk dallarıyla
Eser Olgun, Yüksek Lisans Tezi, 2014
Sanayi Devrimi'nden itibaren giderek artan ve yaygınlaşan çevre sorunları, günümüzde uluslararası toplumun en çok tartıştığı meselelerden biri haline gelmiştir. Çevre sorunlarının sınır aşan özelliği, konu hakkında birçok uluslararası sözleşmenin yapılmasına neden olmuşsa da, sorunun kaynağında önlenmesi gerekliliği, ülkelerin iç hukuklarını çevre sorunlarıyla mücadele edebilmek için geliştirmelerini zorunlu kılmıştır. Karşı karşıya olunan tehlikenin ciddiyeti ve diğer hukuk normlarının yetersiz kalması ise, çevrenin ceza hukuku yoluyla korunmasını gerektirmiştir. Bu çalışmanın konusunu ise, arka planındaki
Devran Demet Tursun, Yüksek Lisans Tezi, 2010
Çevre sorunlarının artmasına paralel olarak günümüzde çevre hukuku önem kazanmıştır. Türkiye'de 1980 sonrasında çevre ile ilgili çok sayıda yasal düzenleme yapılmasına karşın çevre sorunlarının boyutları gün geçtikçe büyümeye devam etmiştir. Türkiye'de çevre sorunlarının artmasında idarenin etkisi büyüktür. İdarenin çevreye zarar veren eylem ve işlemlerine karşı yargıya başvurma hakkının tanınması hukuk devleti olmanın gereğidir. Bu nedenle yalnız bugünkü değil gelecek nesillerin de yaşamlarını güvence altına alan çevrenin korunması ve çevre hakkı kavramı hususunda yüksek yargı organı olan Danıştay'ın
Hasan Demir, Yüksek Lisans Tezi, 2011
Çevreyi kirletenin sorumluluğunun cezai, hukuki ve diğer yönlerinin de olması ve çevre alanının da çok geniş ve birbiriyle bağlantılı olması nedeniyle çalışmamızın konusu olan ?Çevreyi Kirletenin Hukuki Sorumluluğu? incelenirken konu ile ilgili temel kavramlar ve hukuki sorumluluğa ilişkin genel hükümler kısaca belirtilerek konu bir bütünlük içinde incelenmeye çalışılacaktır. Çevrenin kirlenmesi sebebiyle zarar gören gerçek ve tüzel kişi herkesin, Çevre Kanunu ve genel hükümler çerçevesinde tazminat ve diğer istem hakları ortaya konulacaktır. Çalışmamız üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde
Emre Öztürk, Yüksek Lisans Tezi, 2015
Toplum içinde yaşayan bireylerin sağlıklı bir şekilde hayat sürmesi, ancak tahrip edilmemiş bir çevrenin varlığı ile mümkündür. Çevre, başta biz insanlar olmak üzere bütün canlıların ortak yaşam alanıdır. Bu sebeple, sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkı en temel haklarımızdan biridir. Çevre sorunlarının artmasıyla beraber, tüm dünyada çevre hukukunun da önemi artmıştır. En temel haklarımızdan biri olan çevre hakkı da, çevre hukukunun gelişmesiyle birlikte daha etkili bir şekilde ileri sürülmeye başlanmıştır. Ülkemizde de özellikle Çevre Kanunu yürürlüğe girmesi ile çevre ile ilgili birçok değişik
İbrahim Ceyhan, Yüksek Lisans Tezi, 2008
Geçen yüzyılda insani değerleri gözardı eden ekonomik büyüme ve kalkınma politikaları sonucu ortaya çıkan küresel çevre sorunları insanlığın geleceğini riske sokan boyutlara ulaşmıştır. 1970'li yıllardan itibaren uluslararası kamuoyunda gündeme gelen çevre sorunlarına çözüm arama çabaları çerçevesinde temel bir insan hakkı olarak tanınan çevre hakkı, çeşitli hukuksal araçlarla güvence altına alınmıştır. Son dönemde ceza hukukunun önleyici fonksiyonu öne çıkarılarak, sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkını ihlal eden fiillerin suç olarak tanımlanması ve cezai müeyyideye bağlanması
Alper Aydın, Yüksek Lisans Tezi, 2021
Çevre, insanın, var olduğundan beri içerisinde yaşadığı, bir unsuru olduğu ve sürekli etkileşim içerisinde bulunduğu bir kavram ve olgudur. İnsan – çevre ilişkisi, insanın var olduğu andan itibaren süregelmiştir. Bu ilişkide, iki taraf da birbirini etkilemekte ise de insan, daha fazla bir şekilde çevreyi etkilemiş ve değiştirmiştir. İnsan faaliyetlerinden etkilenegelen çevre, olumsuz insan faaliyetlerinin etkisini ilk zamanlarda kendi sistemi içerisinde idare edebilmiş ve çevrenin üzerinde olumsuz bir durum ortaya çıkmamıştır. Fakat, olumsuz insan faaliyetlerinin yoğunluğunun artması ile uzun
Mesut Kayaer, Doktora Tezi, 2012
süreçte kaynaklar tüketilmiş ve çevre atık salınımı ile kirlenmiştir. Özellikle sanayi devrimi ile yaşanan ekonomik büyüme yarışı çevre kirliliğinin ve sorunlarının miladı olmuştur. Gittikçe artan, yoğunlaşan, giriftleşen ve içinden çıkılmaz bir hale gelen çevre sorunları karşısında insanoğlu çeşitli çözüm arayışlarına girmiştir. Çevre ile ilgili ilk ciddi çalışmalar 1970'li yıllarda başlamıştır. 1972'de Stockholm'de düzenlenen BM İnsan Çevresi Konferansı ilk önemli adım olmuştur. Brundtland Raporu (Ortak Geleceğimiz) (1987) ve sonrasında Rio Bildirgesi (1992), çevre konusunda en kapsamlı, en uygun ve en somut