Dosya olarak kaydet: PDF - TIFF - WORD
Görüntüleme Ayarları:

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

ALİ AYDOĞDU BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2022/98863)

Karar Tarihi: 21/4/2026

BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Başkan : İrfan FİDAN

Üyeler : Recai AKYEL Yusuf Şevki HAKYEMEZ Selahaddin MENTEŞ Yılmaz AKÇİL

Raportör : Yunus Emre BAĞLAR

Başvurucu : Ali AYDOĞDU

Vekili : Av. İbrahim KOCAOĞUL

I. BAŞVURUNUN ÖZETİ

1. Başvuru, karar sonucunu değiştirebilecek nitelikteki esaslı iddiaların karşılanmaması nedeniyle gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuruda ayrıca adil yargılanma hakkının farklı güvencelerinin ihlal edildiği iddiası da bulunmaktadır.

2. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı (Başsavcılık) başvurucu hakkında resmî belgede sahtecilik, kamu kurum ve kuruluşlarının zararına dolandırıcılık, Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanmasına (FETÖ/PDY) üye olma suçlarından soruşturma başlatmıştır.

3. Başsavcılık; başvurucunun resmî belgede sahtecilik, kamu kurum ve kuruluşlarının zararına dolandırıcılık, silahlı terör örgütüne üye olma suçlarından cezalandırılması talebiyle 2/3/2017 tarihli iddianame düzenlemiştir.

4. İddianamede özetle başvurucunun ByLock programını kullandığı, örgüt talimatı doğrultusunda Bank Asyaya para yatırdığı, 10/7/2010 tarihinde girdiği Kamu Personeli Seçme Sınavı (KPSS) eğitim bilimleri testi ile ilk sınava göre daha kolay olduğu belirlenen 31/10/2010 tarihinde girdiği eğitim bilimleri testi doğru cevap sayısı arasındaki farkın (20) (doğru cevap sayısındaki düşüş) olduğu, ilk uygulanan eğitim bilimleri testindeki doğru cevap sayısı ile ikinci kez uygulanan eğitim bilimleri testindeki doğru cevap sayısı arasındaki farkın 12 ve üzeri olması nedeniyle iki farklı testteki başarı puanları arasındaki farkın tesadüfi hata ile açıklanamayacak kadar büyük olduğu, bu nedenle başvurucunun 2010 yılı eğitim bilimleri testinin doğru cevap sayıları farkının beklenenden yüksek çıkmasının ölçmenin standart hatası ölçütü ile açıklanamayıp başka etkenlerden kaynaklanabileceğine yönelik güçlü kanaat oluştuğu belirtilmiştir.

5. İddianamede ayrıca başvurucunun soruları sınav öncesinde ele geçirdiğine dair kuvvetli şüphe bulunduğu, 2010 tarihinde düzenlenen ve iptal edilen KPSS eğitim bilimleri testinde 100 ve üzeri net yapan şahıslarla aynı firmada çalıştığı, bu kişilerle arasında görüşme kayıtlarının ve hesap hareketlerinin bulunduğu hususları gözönüne bulundurularak üzerine atılı suçları işlediği ileri sürülmüştür.

6. İddianamenin kabulüyle açılan dava, Ankara 2. Ağır Ceza Mahkemesinde görülmeye başlanmıştır. Yargılama toplamda on yedi celse sürmüştür. Altıncı celsede alınan savunmasında başvurucu 2010 KPSS puanına göre 2011 yılında Millî Eğitim Bakanlığına öğretmen olarak atandığını, ilk olarak 2007 yılında KPSS sınavına girdiğini, o sınavda eğitim bilimleri testinden 120 sorudan 102 doğru yaptığını, daha sonrasında 2008-2009 yıllarında KPSS sınavına girmediğini, 2010 yılında yapılan ve iptal edilen KPSS sınavında eğitim bilimlerinde 112 doğru yaptığını, sınava bizzat kendisinin çalıştığını, dershaneye gitmediğini beyan etmiştir.

7. Sınavda fazlaca çalıştığı için 112 doğru yaptığını ifade eden başvurucu; daha sonra bu sınavın iptal edildiğini, tekrar edilen sınava da girdiğini, bu sınavda 92 doğru yaptığını, oturduğu yerin dışında sınav yapıldığı için ve tekrarı yapılan sınav kendisine göre zor olduğu için doğru sayısında 20 kadar düşüş olduğunu, özel okulda çalıştığı dönemde maaşını Bank Asya üzerinden aldığını, aynı bankadan ev kredisi kullandığını, ByLock yüklemediğini ve kullanmadığını, HTS irtibatı olduğu ileri sürülen ve baz birlikteliği olduğu iddia edilen kişileri tanımadığını, örgüt üyesi olduğunu kabul etmediğini ileri sürmüştür.

8. Duruşmaların on birinci celsesinde başvurucu müdafii; soru kitapçıklarının araştırılmasını, iptal edilen 2010 eğitim bilimleri sınavından sonra yapılan ikinci eğitim bilimleri sınavı ile ilgili istatistiklerin dosya içine alınmasını talep etmiştir. On ikinci celsede Mahkeme; dosyanın geldiği aşama, taleplerin başvurucunun hukuki durumuna bir etkisinin bulunmaması ve bilirkişi raporlarının yeterli görülmesi nedeniyle talebin reddine karar vermiştir.

9. Mahkeme; başvurucunun resmî belgede sahtecilik suçundan beraatine, kamu kurum ve kuruluşlarının zararına dolandırıcılık ve silahlı terör örgütüne üye olma suçlarından mahkûmiyetine karar vermiştir. Kamu kurum ve kuruluşlarının zararına dolandırıcılık suçundan mahkûmiyet kararı oy çokluğuyla verilmiştir. Mahkeme başkanı karşı oy görüşünde sanığın kamu kurumu aleyhine dolandırıcılık suçunu işlediğine, sınav sorularını önceden görüp işaretleyerek kamu görevine atanarak kendisine haksız menfaat temin ettiğine ilişkin her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı deliller elde edilemediğini belirtmiştir.

10. Mahkemenin gerekçesinin silahlı terör örgütüne üye olma suçuna ilişkin kısmı şöyledir:

“…Sanığın [başvurucu] Eğitim Bilimleri Testinde, 2007 yılında 120 sorudan 102 soruya doğru, 10.07.2010 tarihinde düzenlenen ve iptal edilen KPSS Eğitim Bilimleri Testinde 120 sorudan 112 soruyu doğru cevapladığı, 31.10.2010 tarihinde tekrarlanan Eğitim Bilimleri Testinde ise 120 sorudan 92 soruya doğru cevap verdiği görülmüştür.

Doğru sayısındaki farka ilişkin olarak, sanığın sınavlarda yaptığı doğru sayısındaki belirli bir fark bulunmasının sanığın soruları ve cevapları önceden gördüğüne ilişkin bir karine teşkil etmeyeceği savunulmuştur.

Buna karşılık, Mahkememizdeki diğer bazı yargılamalarda 2010 KPSS sorularının çalındığına dair etkin pişmanlık beyanları bulunmaktadır.

Yukarıda ayrıntısı anlatıldığı üzere FETÖ tarafından bir şekilde (muhtemelen daha önceden ÖSYM'ye sızdırılan örgüt elemanlarınca) 2010 KPSS'de sorularının çalınıp kurum dışına çıkartılarak sınavdan önce örgüt mensuplarına dağıtıldığı sabittir.

Tanık [O.T.] Mahkememizde özetle: 'Teyzemin oğlu vasıtası ile sanıkla tanıştım, bir ay kadar ben de aynı evde kaldım. Sanık benimle ilk görüşmeyi yapan kişidir. Maddi durumumun ne olduğunu, hedeflerimin ne olduğunu ve bunun gibi şeyler sormuştu. Sonra bana yardımcı oldu. Bir ay beraber kaldıktan sonra aynı eve yakın, yine benim gibi üniversiteye hazırlanan gençlerin bulunduğu bir başka eve geçti. Bu evler o tarihte cemaat denilen yapıya ait öğrencilerin kaldığı evlerdi. Benim bir ay kaldığım evde sanık ‘ev abisi’ idi.' şeklindeki beyanda bulunmuştur.

Tanık [Ö.D.] Mahkememizde özetle: '2014 yılında askeri okul öncesinde cep telefonu ile görüşürdük. Askeri okulu kazandıktan sonra bana teyemmüm ile abdest alma ve göz ile namaz kılmayı öğretti. Bana sınavlar öncesi soru vermedi ama mülakat öncesinde benim adımı yapı içerisindeki üst düzeyde görev yapan kişilere verip mülakat esnasında sıkıntı yaşamamamı sağladığını düşünüyorum, çünkü bana mülakatta bir soru soruldu. Normalde çekilen zarftan çıkan sekiz soruyu cevaplamamız gerekiyor, bana zarf çektirilmedi… Balıkesir’de askeri öğrenci olduğum iki yıl boyunca benden sorumlu abidir. 2011 yılında görüştüğümüzde bana öğretmen olarak atandığını söyledi. Denizlili olduğunu ve mahrem yapı ‘astsubay abisi’ olduğunu biliyorum. Evli ve şu an 35-40 yaşlarındadır… Yanlış hatırlamıyorsam, Ali Aydoğdu ile 2004 yılında önceki ifademde belirttiğim [N...] abi vasıtası ile tanıştım, Ali Aydoğdu o dönem yanlış hatırlamıyorsam üniversite öğrencisiydi, zaman zaman bana ders de çalıştırmıştı. O dönem polis okulu ve askeri okul sınavlarına girmiştim. Kendisinin bana doğrudan bir yönlendirmesi olmadı ama bu okullara girersem daha iyi olacağı şeklinde telkinlerde bulunduğu olmuştu. Ben Balıkesir'e 2004 yılında giderek okula başladım. Ali Aydoğdu ayda bir defa Bursa'dan Balikesir'e gelip benimle sohbet yapardı. Sohbet esnasında Fetullah Gülen'in kitapları okunmaz, videoları izlenmezdi. Bu görüşmeler kısa olurdu. Ali Aydoğdu yaklaşık 2 yıl boyunca ilgilendi, benimle birlikte görüştüğü kimse yoktu, biz kendisi ile zaten aralıklarla görüşürdük.' şeklindeki beyanda bulunmuştur.

Bunların yanında sanık, 199639 ID, 'Alper2098' kullanıcı adı, [...] şifresiyle, kendi kullanımındaki [...] numaralı GSM hattı üzerinden, By Lock isimli programı kullanmıştır.

Sanığın iptal ve sonra da tekrar edilen 2010 KPSS’lerdeki doğru cevapları sayısındaki farkın hayatın olağan akışına aykırı olması ve iptal edilen 2010 KPSS sorularının daha önce verildiğine şüphe bulunmaması ve anılan diğer deliller karşısında, sanığın inkara yönelik savunmasına itibar edilmemiş ve üzerine atılı silahlı terör örgütüne üye olma suçundan, eylemin işleniş şekli ile kast yoğunluğu dikkate alınarak, teşdiden cezalandırılmasına karar verilmiştir...”

11. Mahkemenin gerekçesinin nitelikli dolandırıcılık suçuna ilişkin kısmı şöyledir:

“…Silahlı terör örgütü üyeliği suçuna yönelik açıklamalarımızdan da anlaşılacağı üzere, sanığın [başvurucu] iptal edilen sınavdaki tüm soruları örgüt üyesi olması sebebiyle daha önce ele geçirdiği ve bu şekildeki hileli hareketiyle sınavda başarı sağlayıp, kamuda göreve atanıp, iddianame tarihine kadar haksız menfaat (maaş, ek ders vs.) elde ettiği kabul edilerek, zincirleme şekilde kamu kurumu aleyhine dolandırıcılık suçunu işlediği sabit görülmüştür…”

12. Başvurucu müdafii, mahkûmiyet kararına karşı istinaf kanun yoluna başvurmuştur. Dilekçesinde kamu kurum ve kuruluşlarının zararına dolandırıcılık suçundan verilen mahkûmiyet kararına yönelik özetle imha edilmeyen soru kitapçıkları arasında başvurucunun kitapçığının bulunup bulunmadığının araştırılmadığını, var ise bu kitapçık üzerinde bilirkişi incelemesi yapılmadığını, dosyanın diğer şüphelileriyle aynı işyerinde birlikte çalışıp çalışmadığının belirlenmesi için bilirkişi incelemesi yaptırılmadığını, cezalandırmaya yeterli delil bulunmadığını, savunmalara itibar edilmediğini ileri sürmüştür.

13. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 4. Ceza Dairesi (İstinaf Dairesi) 18/10/2022 tarihinde kamu kurum ve kuruluşlarının zararına dolandırıcılık suçundan verilen mahkûmiyet kararı yönünden istinaf başvurusunun esastan reddine kesin olarak, silahlı terör örgütüne üye olma suçundan verilen mahkûmiyet kararı yönünden istinaf başvurusunun esastan reddine temyiz kanun yolu açık olmak üzere karar vermiştir.

14. Başvurucu hakkında kamu kurum ve kuruluşlarının zararına dolandırıcılık suçundan verilen mahkûmiyet kararı, istinaf incelemesi neticesinde 18/10/2022 tarihinde kesinleşmiştir. Silahlı terör örgütüne üye olma suçundan verilen mahkûmiyet kararı ise bireysel başvuru tarihinden sonra yapılan temyiz incelemesi neticesinde 21/4/2025 tarihinde kesinleşmiştir. Bu başvuru, istinaf incelemesi neticesinde kesinleşen kamu kurum ve kuruluşlarının zararına dolandırıcılık suçundan verilen mahkûmiyet kararı yönünden incelenmiştir.

15. Başvurucu vekili, kamu kurum ve kuruluşlarının zararına dolandırıcılık suçu yönünden nihai hükmü 19/10/2022 tarihinde öğrenmiş ve 17/11/2022 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

16. Komisyon, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar vermiştir.

II. DEĞERLENDİRME

17. Başvurucu adli yardım talebinde bulunmuştur. Ödeme gücünden yoksun olduğu anlaşılan başvurucunun adli yardım talebinin kabulüne karar verilmesi gerekir.

18. Başvurucu, sınav sorularını ne zaman ve kimden aldığı ortaya konulmadan ceza verildiği bağlamında karar sonucuna etki edecek esaslı iddialara gerekçede yer verilmemesi nedeniyle gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

19. Adalet Bakanlığı (Bakanlık) görüşünde, yapılacak incelemede Anayasa ve ilgili mevzuat hükümleri ile somut olayın kendine özgü koşullarının dikkate alınması gerektiği belirtilmiştir. Bakanlık görüşüne karşı beyanda bulunan başvurucu, bireysel başvuru formunda dile getirdiği itirazlarını yinelemiştir.

20. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder. Başvurucunun iddiaları adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkı yönünden incelenmiştir.

21. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

22. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkı, kişilerin hakkaniyete uygun bir şekilde yargılanmalarını sağlamayı ve bu amaca uygunluk yönünden yargılamanın denetlenmesini amaçlamaktadır. Mahkeme kararlarının, davanın temel maddi ve hukuki sorunları ile taraflarca ileri sürülen ve davanın sonucunu etkileyen iddia ve itirazlar hakkında delillerle bağ kurulmak suretiyle yeterli gerekçe içermesi zorunludur. Uyuşmazlığın hukuki ve maddi sorunlarıyla ilgisiz değerlendirmelere kararda yer verilmesi de gerekçeli karar hakkıyla bağdaşmamaktadır. Karar gerekçesinin belirtilen unsurları taşıması, yargılamanın adil yargılanma hakkı güvencelerine uygun şekilde yürütülüp yürütülmediğinin taraflarca öğrenilmesini sağladığı gibi ayrıca demokratik bir toplumda kendi adlarına verilen yargı kararlarının sebeplerini toplumun öğrenmesinin sağlanması için de gereklidir (bazı eklemeler ve farklılıklarla birlikte bkz. Sencer Başat ve diğerleri [GK], B. No: 2013/7800, 18/6/2014, §§ 31, 34).

23. Diğer taraftan kanun yolu incelemesi yapan mercinin, yargılamayı yapan mahkemeyle aynı sonuca ulaşması ve bunu aynı gerekçeyi kullanarak veya aynı atıfla kararına yansıtması kararın gerekçelendirilmiş olması bakımından yeterli görülebilir. Bununla birlikte ilk derece mahkemesince karşılanmayan veya ancak ilk defa kanun yolu merciine ileri sürülebilecek nitelikteki esaslı iddia ve itirazların kanun yolu merciince de değerlendirilmemesi gerekçeli karar hakkının ihlaline yol açabilir (bazı eklemeler ve farklılıklarla birlikte bkz. Mehmet Yavuz [1. B.], B. No: 2013/2995, 20/2/2014, § 51).

24. Anayasa Mahkemesi Mustafa Seyhan ([2. B.], B. No: 2021/58283, 1/10/2025) başvurusunda, FETÖ/PDY tarafından sızdırılan sınav sorularının sınavdan önce başvurucuya verildiğine yönelik kabulde, soruların kim tarafından ve ne şekilde verildiğine ilişkin somut bir değerlendirmede bulunulmasını önemli görmüştür. Bu bağlamda başvurucunun sınav sorularını sınavdan önce hileli bir davranışla elde ettiğini ortaya koyan delillerin Mahkeme tarafından gösterilmesi gerektiğini vurgulamıştır (bazı eklemeler ve farklılıklarla birlikte bkz. Mustafa Seyhan, § 51).

25. Yargıtay uygulamasına göre bilirkişi raporunda iki ayrı sınavdaki başarı farklılığının tesadüfi olamayacağına yönelik güçlü kanaat oluştuğu durumda, ihtimallere dayanan yüzdelik oranların yer aldığı değerlendirmeler sanığın hileli bir davranışını ortaya koymaya elverişli değildir. Bu durum, kişinin sınav sorularını haksız olarak elde etmek suretiyle hileli yollarla sınavda yüksek puan aldığını kesin olarak ispata yetmeyecektir. Bilirkişi raporunu teyit edecek nitelikte rapor dışında sanığa soruların verildiğine veya sanığın soruları gizlice aldığına dair tanık, siber delil veya ByLock mesajı gibi başkaca delil, beyan, bilgi bulunması gerekmektedir. Ayrıca bilirkişi raporunda sınav sorularının alındığına dair kesin kanaat bulunup bulunmadığı da önemlidir [birçok karar arasından bkz. Yargıtay 3. Ceza Dairesinin 13/9/2023 tarihli ve E.2022/1548, K.2023/5483; 8/12/2021 tarihli ve E.2021/4666, K.2021/10380; 30/9/2025 tarihli ve E.2022/29359, K.2025/22984; 14/10/2025 tarihli ve E.2022/32418, K.2025/23992 sayılı kararları].

26. Somut olayda başvurucunun 2010 yılında gerçekleştirilen Kamu Personeli Seçme Sınavı’nın sorularını önceden ele geçirerek sınavda başarı sağladığı, bu şekilde kamuda göreve atanıp haksız menfaat elde ettiği gerekçesiyle kamu kurum ve kuruluşlarının zararına dolandırıcılık suçundan cezalandırılmasına karar verilmiştir (bkz. § 11). Başvurucu ise sınav sorularını ne zaman ve kimden aldığının ortaya konulmadığını ileri sürmüştür (bkz. § 18).

27. Mahkemece, FETÖ/PDY tarafından sızdırılan sınav sorularının sınavdan önce başvurucuya verildiği ve bu suretle anılan suçun işlendiği yönündeki kabulün başvurucunun farklı tarihlerde yapılan sınavlarda sergilediği başarı farkına dayandırıldığı görülmekle birlikte soruların kim tarafından, ne şekilde başvurucuya verildiği hususunda somut bir değerlendirmede bulunulmadığı anlaşılmaktadır. Diğer bir ifadeyle Mahkeme, sınavlar arasındaki başarı farkının hayatın olağan akışına aykırı olduğu kanaatiyle başvurucunun sınav sorularını önceden elde etmek suretiyle kamu kurum ve kuruluşlarının zararına dolandırıcılık suçunu işlediği sonucuna ulaşmıştır. Ancak ihtimale dayanan bu kanaati destekleyen ve başvurucunun sınav sorularını sınavdan önce hileli bir davranışla elde ettiğini ortaya koyan bir delil göstermemiştir.

28. Mahkeme, nitelikli dolandırıcılık suçu açısından 2010 KPSS sorularının çalındığına dair diğer bazı yargılamalardaki etkin pişmanlık beyanlarını ve başvurucunun örgüt üyesi olmasını da delil olarak kabul etmiştir. Ancak Mahkemenin dayandığı delillerin hiçbirinin başvurucunun soruları sınavdan önce kimden ve ne şekilde aldığını, diğer bir ifadeyle olayın nasıl gerçekleştiğini doğrudan ortaya koyamadığının altı çizilmelidir. Başvurucunun suçlamayı kabul etmemesi karşısında gerekçeli kararda kamu kurum ve kuruluşlarının zararına dolandırıcılık suçundan mahkûmiyete yeterli bir değerlendirme yapıldığını söylemek mümkün gözükmemektedir.

29. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

30. Başvuruda gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine karar verildiğinden kararda varılan sonuca ve uygun görülen giderime göre başvurucunun adil yargılanma hakkına ilişkin diğer şikâyetleri ile mülkiyet hakkı, eğitim hakkı, özel hayata saygı hakkına ilişkin şikâyetleri hakkında kabul edilebilirlik ve esas yönünden ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek olmadığına karar verilmesi gerekir.

III. GİDERİM

31. Başvurucu; ihlalin tespiti, yeniden yargılama yapılması ve manevi tazminat talebinde bulunmuştur.

32. Başvuruda tespit edilen anayasal hak ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar ve zorunluluk bulunmaktadır. Anayasa'nın 148. ve 153. maddeleri ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. ve 66. maddeleri uyarınca ihlal kararının gönderildiği yargı mercilerinin yapması gereken iş, yeniden yargılama işlemlerini başlatıp Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında belirtilen ilkelere ve gerekçelere uygun biçimde yürütülecek yargılama sonunda hak ihlalinin nedenlerini gidererek yeni bir karar vermektir (yeniden yargılama konusunda bkz. Mehmet Doğan [GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, §§ 54-60; Aligül Alkaya ve diğerleri (2) [1. B.], B. No: 2016/12506, 7/11/2019, §§ 53-60, 66; Kadri Enis Berberoğlu (3) [GK], B. No: 2020/32949, 21/1/2021, §§ 93-100).

33. Öte yandan hak ihlali kararından Anayasa Mahkemesinin davanın sonucuyla ilgili olarak bir tutum sergilediği sonucu çıkarılmamalıdır. Anayasa Mahkemesince verilen hak ihlali kararı uyuşmazlığın sonuçlarından bağımsız olup davanın kabulüne, reddine ya da beraate veya mahkûmiyete karar verilmesi gerektiği anlamına gelmemektedir. Kural olarak yargılamanın her aşamasında olduğu gibi ihlalin sonuçlarını gidermek üzere yeniden yapılacak yargılama sonunda da delillerin dava ile ilişkisini kurma ve bunları değerlendirip sonuç çıkarma yetkisi ilgili mahkemelere aittir.

34. İhlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasının yeterli giderim sağlayacağı anlaşıldığından başvurucunun manevi tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerekir.

IV. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Başvurucunun adli yardım talebinin KABULÜNE,

B. Gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

C. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

D. Başvurucunun adil yargılanma hakkına ilişkin diğer şikâyetleri ile mülkiyet hakkı, eğitim hakkı, özel hayata saygı hakkına ilişkin şikâyetlerinin İNCELENMESİNE GEREK OLMADIĞINA,

E. Kararın bir örneğinin gerekçeli karar hakkının ihlâlinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere Ankara 2. Ağır Ceza Mahkemesine (E.2017/226, K.2021/74) GÖNDERİLMESİNE,

F. Başvurucunun tazminat talebinin REDDİNE,

G. 40.000 TL vekâlet ücretinden oluşan yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE,

H. Ödemenin kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

İ. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 21/4/2026 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.