TEMYİZEDENLER: 1-(DAVACI)K1
2-(DAVALI)İzmir Vergi Dairesi Başkanlığı-İZMİR
(Gaziemir Vergi Dairesi Müdürlüğü)
VEKİLİ: Av. K2 - (Aynı yerde)
İSTEMİN KONUSU : İzmir 2. Vergi Mahkemesinin, 25/12/2017 tarih ve E:2017/2119, K:2017/1351 sayılı ısrar kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu'nun 17. maddesinin dokuzuncu fıkrası gereği kanuni temsilci sıfatıyla davacı adına Münfesih F1 Danışmanlık ve Uluslararası Temsilcilik Sanayi ve Tİcaret Limited Şirketi'nin 2010 takvim yılı yasal defter ve belgelerini incelemeye ibraz etmediğinden bahisle düzenlenen vergi inceleme raporuna istinaden katma değer vergisi indirimlerinin kabul edilmemesi suretiyle re'sen tarh edilen 2010/Ocak, Mart, Mayıs, Ağustos, Ekim ila Aralık dönemleri katma değer vergileri ve üç kat kesilen vergi ziyaı cezaları ile 213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun mükerrer 355. maddesi uyarınca kesilen özel usulsüzlük cezasının kaldırılması istemiyle dava açılmıştır.
İzmir 2. Vergi Mahkemesinin, 18/03/2016 tarih ve E:2015/1903, K:2016/277 sayılıkararı:
Olayda, davacının ikametgah adresinde eşine 20/07/2015 tarih ve 4 sayılı defter ve belge isteme yazısı tebliğ edilmesine ve ibraz için tanınan on beş günlük süre dolmasına rağmen defter ve belgelerin incelemeye ibraz edilmediği, ibraz edilmeme nedeninin davacıya sorulduğu ve davacı tarafından defter ve belgelerin aradan uzun zaman geçmesinden dolayı bulunamadığı yönünde beyanda bulunulduğu ve bu beyanın yer aldığı tutanağın herhangi bir ihtirazi kayıt konulmaksızın imzalandığı anlaşılmaktadır.
On beş günlük yasal süre içinde ve inceleme raporu tanzim edilene kadar şirkete ait defter ve belgelerin ibraz edilmediği açık olan olayda re'sen tarh sebebinin mevcut olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
Bu durumda, 2010 yılı yasal defterlerini inceleme elemanına hukuken itibar edilebilecek bir mazereti olmaksızın ibraz etmeyen davacı adına yapılan cezalı tarhiyatta ve kesilen özel usulsüzlük cezasında hukuka aykırılık görülmemiştir.
Tarhiyatın harici bir inceleme ve araştırma yapılmaksızın davacı şirketin beyan ettiği tarh dosyasında mevcut olan katma değer vergisi indirimlerinin reddi yoluyla yapılmış olması ve bu durumun tarh zamanaşımı içerisinde her zaman tespit edilebilir olması, ayrıca şirketin tüzel kişiliğinin sona ermesi ve davacının defter ve belgeleri bilerek ibraz etmediğine karine teşkil edecek somut delil bulunmaması karşısında vergi ziyaı cezalarının bir katı aşan kısımlarında hukuka uygunluk bulunmamaktadır.
Vergi Mahkemesi bu gerekçeyle bir kat vergi ziyaı cezalı katma değer vergisi tarhiyatları ile özel usulsüzlük cezası yönünden davayı reddetmiş, vergi ziyaı cezalarının bir katı aşan kısımlarını kaldırmıştır.
Tarafların temyiz istemini inceleyen Danıştay Dokuzuncu Dairesinin, 24/01/2017 tarih ve E:2016/16649, K:2017/544 sayılı kararı:
Vergi Mahkemesi kararının, 213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun mükerrer 355. maddesi uyarınca kesilen özel usulsüzlük cezasına ilişkin hüküm fıkrasının dayandığı hukuki nedenler ve gerekçesi hukuka uygun bulunduğundan, davacı tarafından temyiz dilekçesinde ileri sürülen hususlar kararın bu kısmını kusurlandıracak nitelikte görülmemiştir.
Davacının, Vergi Mahkemesi kararının bir kat vergi ziyaı cezalı katma değer vergisi tarhiyatına ilişkin hüküm fıkrasına yönelik temyiz istemi yönünden ise;
Olayda, defter ve belgelerin ibraz edilmemesi nedeniyle re'sen tarhiyata gidilmesi yerinde ise de temyiz dilekçesinde davacı tarafından, defter ve belgelerin incelenmek üzere hazır olduğu, istenmesi halinde ibraz edilebileceği ileri sürülmüştür.
Re'sen araştırma ilkesi ile vergilendirmede vergiyi doğuran olay ve bu olaya ilişkin muamelenin gerçek mahiyetinin esas olduğuna ilişkin kural gereğince Vergi Mahkemesince yükümlünün defter ve belgelerinin istenilmesi, ibraz edilecek olan defter ve belgelerden vergi dairesinin de haberdar edilerek söz konusu belgelerin gerçekten alış yaptığı emtiaya ait alış faturaları olup olmadığının araştırılması ve gerçek alış faturaları gözönüne alınarak ödenecek verginin tespiti için bu defter ve faturalar üzerinde gerekirse bilirkişi incelemesi de yaptırılmak suretiyle ortaya çıkacak sonuca göre uyuşmazlık hakkında yeniden bir karar verilmesi gerekmektedir.
Daire yukarıdaki gerekçeyle kararın bir kat vergi ziyaı cezalı katma değer vergisi tarhiyatına ilişkin hüküm fıkrasını bozmuş, özel usulsüzlük cezasına ilişkin hüküm fıkrasını onamış, davalı idarenin temyiz istemini bu nedenle reddetmiştir.
Daire davalı idarenin karar düzeltme istemini de reddetmiştir.
İzmir 2. Vergi Mahkemesinin, 25/12/2017 tarih ve E:2017/2119, K:2017/1351 sayılı ısrar kararı:
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun "idari dava türleri ve idari yargı yetkisinin sınırı" başlıklı 2. maddesinin ikinci fıkrasında, "idari yargı yetkisi, idari eylem ve işlemlerin hukuka uygunluğunun denetimi ile sınırlıdır. İdari mahkemeler yerindelik denetimi yapamazlar, yürütme görevinin kanunlar ile gösterilen şekil ve esaslara uygun olarak yerine getirilmesini kısıtlayacak, idari eylem ve işlem niteliğinde veya idarenin takdir yetkisini kaldıracak biçimde yargı kararı veremezler" hükmü yer almaktadır.
Bu hükme göre idari yargı yerlerinin denetim yetkisi, kanunların idari makamlara bıraktığı yetkilerin kullanılışının hukuka uygun olup olmadığının araştırılmasını kapsar; yoksa söz konusu yetkilerin idari yargı yerlerince kullanılması sonucunu yaratmaz.
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 20. maddesinde düzenlenen re'sen araştırma yetkisi, idarenin kendi yetkisini kullanarak yapmış olduğu inceleme ve araştırmaya dayalı idari işlemden kaynaklanan idari uyuşmazlığın çözümü için gerekli belge ve bilgilerin, davaya bakan yargı yerine intikalinin sağlanması amacını, bir başka anlatımla dava konusu yapılan idari işlemin hukuka uygunluğunu denetleme amacını güder. Buna göre, davacının tutum ve davranışı ile idarenin inceleme ve araştırma yapmasını önlemesi sonucu tesis edilen işlemin iptal davasına konu edilmesi durumunda, idari yargı yerinin idarece yapılamayan inceleme ve araştırmayı yapması idarenin yerine geçmesi sonucunu doğuracağından, böyle bir inceleme ve araştırma yapılmasının re'sen araştırma yetkisinin kullanılması olarak kabulüne olanak bulunmamaktadır.
Vergi incelemesi yapmaya yetkili denetim elemanına ibraz edilmediği için, biçimsel varlığının gerçek mahiyetiyle uyumlu olup olmadığı tespit edilemeyen defter ve belgelerin, davacı lehine verilecek karara dayanak alınması, vergilendirmede esas olan "gerçek mahiyet"in biçimselliğe feda edilmesi anlamına gelir.
Bu bakımdan, gerçek mahiyetiyle uyumlu olduklarının, idari yargı yerince saptanmasına olanak bulunmayan; aksine, yetkili inceleme elemanına ibraz edilmedikleri için, kanıt olma değerini yitiren defter ve belgelere dayanılarak Mahkemece yeniden inceleme yaptırılması mümkün değildir.
Diğer taraftan, idari yargı yerinin görevi, idari işlemin tesis edildiği tarihte yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olup olmadığını denetlemek olduğundan, idari işlemin tesis tarihinden sonra yargı yerince yapılacak veya olayda taraf olan davalı idarenin de bilgisine sunularak bilirkişiye yaptırılacak inceleme sonucuna göre karar verilmesi bu yönüyle de mümkün değildir.
Vergi Mahkemesi, ilk kararında yer alan hukuksal nedenler ve gerekçeye ek olarak bu gerekçeyle ısrar etmiştir.
TEMYİZ EDENLERİN İDDİALARI : Davalı idare tarafındantemyize konu ısrar kararının kabule ilişkin hüküm fıkrasının, davacı tarafından bir kat vergi ziyaı cezalı katma değer vergisine ilişkin hüküm fıkrasının hukuka aykırı olduğu belirtilerek bozulması gerektiği ileri sürülmektedir.
TARAFLARIN SAVUNMASI : Taraflarca cevap verilmemiştir.
DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ K3'NİN DÜŞÜNCESİ :Davalı idarenin temyiz isteminin incelenmeksizin reddi, davacının temyiz isteminin kabulü ile ısrar kararının tarhiyatın bir kat vergi ziyaı cezalı katma değer vergisine ilişkin hüküm fıkrasının, uyuşmazlık konusu dönemde yürürlükte bulunduğu hali ile 5520 sayılı Kanun'un 17. maddesinin dokuzuncu fıkrasında yer alan "her türlü vergi tarhiyatı ile kesilecek cezalar" ifadesinin tüm vergi türleri bakımından uygulama alanı bulacağı sonucuna ulaşmak öngörülebilirlik ilkesine aykırılık taşıyacağından dava konusu tarhiyatta hukuka uygunluk bulunmadığı gerekçesiylebozulması gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Vergi Dava Daireleri Kurulunca dosya tekemmül ettiğinden yürütmenin durdurulması istemi hakkında ayrıca bir karar verilmeksizin, dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
HUKUKİ DEĞERLENDİRME :
Davalı idarenin temyiz istemi yönünden:
Vergi mahkemesince verilen ilk kararın vergi ziyaı cezasının bir katı aşan kısmının kaldırılmasına ilişkin hüküm fıkrasına karşı davalı idarenin yönelttiği temyiz ve karar düzeltme istemleri Danıştay Dokuzuncu Dairesince reddedildiğinden, kararın belirtilen hüküm fıkrası kesinleşmiştir.
Vergi mahkemesince verilen ilk kararın diğer hüküm fıkrasının bozulmasından sonra verilen ısrar kararının varlığı ilk kararın kesinleşen hüküm fıkrasının yeniden temyizen incelenmesini olanaklı kılmayacağından davalı idarenin, kararın sözü edilen hüküm fıkrasına yönelttiği temyiz iddialarının incelenmesi mümkün bulunmamaktadır.
Davacının ısrar kararının bir kat vergi ziyaı cezalı katma değer vergisi tarhiyatına ilişkin hüküm fıkrasına yönelttiği temyiz istemi yönünden:
Defter ve belge isteme yazısının usulüne uygun olarak tebliğ edilmesine karşın on beş günlük yasal sürede mücbir sebep olmaksızın ibraz yükümlülüğünün yerine getirilmemesi nedeniyle yapılan dava konusu cezalı tarhiyata karşı açılan işbu davada davacı, mahkemece verilen ilk kararın temyizi aşamasında indirim konusu yapılan vergileri gerçekten yüklendiğini, belgelendirme koşullarını yerine getirdiğini ve bu durumun doğruluğunu yargı yerine sunabileceği defter ve belgeleriyle kanıtlayabileceğini iddia etmiştir.
Danıştay İçtihatları Birleştirme Kurulunun, 08/02/2019 tarih ve E:2013/3, K:2019/1 sayılı kararıyla;davacılar tarafından, mücbir sebep olmaksızın inceleme elemanına ibraz edilmeyen yasal defterler ve belgelerin mahkemeye sunulabileceğinin ileri sürülmesi halinde, bu defter ve belgeler davacıdan istenilip defterlerdeki kayıtlar incelenip bu kayıt ve belgeler hakkında davanın diğer tarafı olan vergi idaresinin görüşü ve saptamaları da alınarak yapılacak hukuki değerlendirmeye göre karar verilmesi gerektiği sonucuna ulaşıldığından, aykırı içtihatların bu doğrultuda birleştirilmesine karar verilmiştir.
Danıştay İçtihatları Birleştirme Kurulunun anılan kararı, ilk derece mahkemesi aşamasında defter ve belgelerin sunulabileceğinin ileri sürülmesi durumuna ilişkin olarak ortaya çıkan içtihat aykırılığının giderilmesine yöneliktir.Kararda, temyiz aşamasında defter ve belgelerin mahkemeye sunulabileceğinin ileri sürülmesi durumuna ilişkin olarak ise herhangi bir değerlendirme yapılmamış olup belirtilen durumda defter ve belgeler üzerinde mahkemece inceleme yapılmasına olanak bulunup bulunmadığına işbu davada karar verilmesi gerekmektedir.
213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun 3/B maddesi uyarınca vergiyi doğuran olayın gerçek mahiyetinin ortaya çıkarılması gerektiği dikkate alındığında, vergi idaresine ibrazdan kaçınılmış defter ve belgelerin ilk derece mahkemesi aşamasında mahkemeye sunulabileceğinin ileri sürülmesi halinde defter ve belgelerin kanıt değeri taşıdığı kabul edilmesine rağmen temyiz aşamasında bu iddianın ileri sürülmesi halinde aynı defter ve belgelerin kanıt değeri taşımadığından söz edilemez.
Defter ve belgelerin mahkemeye sunulabileceği yolundaki iddianın mahkeme aşamasında ileri sürülmesi ile temyiz aşamasında ileri sürülmesi arasında ayrım yapılmasını gerektirecek başkaca herhangi bir neden de bulunmadığından, davacının mahkemece verilen ilk kararın temyizi aşamasında ibraz edebileceğini belirttiği defter ve belgeler istenilerek Danıştay İçtihatları Birleştirme Kurulunun anılan kararında belirtilen inceleme yapılmak üzere ısrar kararının bozulması gerekmektedir.
KARAR SONUCU :
Açıklanan nedenlerle;
1- Davacının temyiz isteminin KABULÜNE,
2- İzmir 2. Vergi Mahkemesinin, 25/12/2017 tarih ve E:2017/2119, K:2017/1351 sayılı ısrar kararının bir kat vergi ziyaı cezalı katma değer vergisi tarhiyatına ilişkin hüküm fıkrasının BOZULMASINA,
3- Davalı idarenin temyiz istemininİNCELENMEKSİZİN REDDİNE,
4- Yeniden verilecek kararda karşılanacağından, yargılama giderleri hakkında hüküm kurulmasına gerek bulunmadığına,
2577 sayılı Kanunun (Geçici 8. Maddesi uyarınca uygulanmasına devam edilen) 54. maddesinin 1. fıkrası uyarınca bu kararın tebliğ tarihini izleyen günden itibaren onbeş gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 18/09/2019tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.
X - KARŞI OY:
5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu'nun 17. maddesinin dokuzuncu fıkrası gereği kanuni temsilci sıfatıyla davacı adına Münfesih F1 Danışmanlık ve Uluslararası Temsilcilik Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi'nin 2010 takvim yılı yasal defter ve belgelerini incelemeye ibraz etmediğinden bahisle düzenlenen vergi inceleme raporuna istinaden katma değer vergisi indirimlerinin kabul edilmemesi suretiyle re'sen tarh edilen 2010/Ocak, Mart, Mayıs, Ağustos, Ekim ila Aralık dönemleri katma değer vergileri ve üç kat kesilen vergi ziyaı cezalarının kaldırılması istemiyle dava açılan davada vergi mahkemesi kararının bir kat vergi ziyaı cezalı katma değer vergisi tarhiyatına ilişkin hüküm fıkrasının bozulması üzerine mahkemece bozma kararına uyulmayarak verilen ısrar kararı taraflarca temyiz edilmiştir.
Devletin kamusal gereksinimlerin karşılanması için egemenlik gücüne dayanarak tek taraflı iradesiyle kişilere yüklediği kamu alacağı biçiminde tanımlanan verginin anayasal sınırlar içinde salınıp toplanması zorunluluğu açıktır. Verginin niteliklerini gösteren kanuni düzenlemelerde Anayasa'nın bu konudaki ilkelerinin özenle gözönünde tutulması gerekir.
Anayasa'nın 73. maddesinin birinci fıkrasında, herkesin kamu giderlerini karşılamak üzere mali gücüne göre vergi ödemekle yükümlü olduğu belirtilmiş, diğer fıkralarında da bu yükümlülüğe ilişkin ilkeleri gösterilmiştir. Devletin vergilendirme yetkisi; Anayasa'nın 73. maddesinde yer alan verginin kanuniliği, mali güce göre ödenmesi, genelliği, vergi yükünün adaletli ve dengeli dağılımı ilkeleri yanında Anayasa'nın genel ilkeleri ile de sınırlandırılmıştır.
Verginin kanuniliği ilkesi takdire dayalı keyfî uygulamaları önleyecek sınırlamaların kanunda yer almasını gerektirmekte ve vergi yükümlülüğüne ilişkin düzenlemelerin konulması, değiştirilmesi veya kaldırılmasının kanun ile yapılmasını zorunlu kılmaktadır.
Anayasa koyucu, her çeşit mali yükümlülüğün kanunla konulmasını öngörürken keyfî ve takdire dayalı uygulamaları önlemeyi amaçlamıştır. Kanun koyucunun yalnız konusunu belli ederek bir mali yükümlülüğün ilgililere yükletilmesine izin vermesi, bunun kanunla konulmuş sayılabilmesi için yeterli değildir (AYM, E.1986/20, K.1987/9, 31/3/1987; E.2010/80, K.2011/178, 29/12/2011; E.2011/16, K.2012/129, 27/9/2012).
Bireylerin sosyal ve ekonomik durumlarını etkileyecek keyfî uygulamalara neden olmaması için vergilendirmede vergiyi doğuran olayın, yükümlünün, vergilerin matrah ve oranlarının yukarı ve aşağı sınırlarının, tarh ve tahakkuklarının, tahsil usullerinin, yaptırımlarının ve zamanaşımı gibi belli başlı temel ögelerinin yasalarla belirlenmesi gerekir.
Vergilerin kanuniliği ilkesine ait söz konusu tanımlama biçimi somut olayın koşulları bağlamında değerlendirildiğinde, verginin konusu ile tarh usulünün de kanunla belirlenmesi gerektiği sonucuna ulaşılmaktadır.
Vergi, resim, harç veya benzeri mali yükümlülüklerle ilgili düzenleme yapılırken bu yükümlülüklere ilişkin tüm unsurların aynı kanun, madde veya fıkrada düzenlenmesi zorunlu değildir. Bu çerçevede kanunla belirlenmesi zorunlu olan unsurlar aynı kanunun farklı hükümlerinde düzenlenebileceği gibi farklı kanunlarda da düzenlenebilir. Dolayısıyla bir kural, sırf kanunla düzenlenmesi gereken unsurların bir kısmını içermediği gerekçesiyle kanunilik ilkesine aykırı hâle gelmez (AYM, E.2011/16, K.2012/129, 27/9/2012).
Ancak bu durum vergi mükellefleri açısından hukuki öngörülebilirliği ortadan kaldırıcı nitelikte olmamalıdır. Bir başka ifadeyle bir vergiye ait esaslı unsurların farklı kanunlarda düzenlenebilir olması, aksi yönde açık bir düzenleme bulunmadıkça, bir verginin konusunun belirlendiği kanundan başka bir vergi kanununa dayanarak salınabileceği anlamına gelmez. Hukuk devleti ilkesinin ön koşullarından olan hukuki öngörülebilirlik ilkesi ile vergilerin kanuniliği ilkesi bu yaklaşımı gerekli kılmaktadır. Nitekim, kişilerin hukuki güvenliğini sağlamayı amaçlayan hukuki güvenlik ilkesi hukuk normlarının öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de yasal düzenlemelerinde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kılar (AYM, E.2013/39, K.2013/65, 22/5/2013; E.2014/183, K.2015/122, 30/12/2015, § 5).
5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu'nun 17. maddesinin uyuşmazlık konusu dönemde yürürlükte bulunan dokuzuncu fıkrasında, tasfiye edilerek tüzel kişiliği ticaret sicilinden silinmiş olan mükelleflerin tasfiye öncesi ve tasfiye dönemlerine ilişkin olarak salınacak her türlü vergi tarhiyatı ile kesilecek cezaların, tasfiye öncesi dönemler için kanuni temsilcilerden, tasfiye dönemi için ise tasfiye memurlarından herhangi biri adına yapılacağı belirtilmiştir.
Söz konusu düzenlemede yer alan "her türlü vergi tarhiyatı ile kesilecek cezalar" ifadesinin, kanun yapma tekniği açısından değerlendirildiğinde tüm vergi türleri bakımından uygulama alanı bulacağı sonucuna ulaşmak mümkün değildir. Söz konusu hüküm ikmalen, re'sen ve idarece yapılan bütün kurumlar vergisi tarhiyatılarına işaret etmektedir.
Öte yandan hukuki öngörülebilirlik ilkesi uyarınca "her türlü vergi tarhiyatı ile kesilecek cezalar" ifadesinden maksadın Kurumlar Vergisi Kanunu kapsamında yapılabilecek tarhiyatlar ile kesilecek cezalar olduğunun kabulü gerekmektedir.
Açıklanan nedenlerle, Kurumlar Vergisi Kanununun 17. maddesinin dokuzuncu fıkrasına istinaden kanuni temsilci sıfatıyla davacı adına yapılan vergi ziyaı cezalı katma değer vergisi tarhiyatında hukuka uygunluk bulunmadığından ısrar kararının bir kat vergi ziyaı cezalı katma değer vergisine ilişkin hüküm fıkrasının bu gerekçeyle bozulması gerektiği oyuyla karara katılmıyoruz.
XX - KARŞI OY:
Danıştay İçtihatları Birleştirme Kurulunun 08/02/2019 tarih ve E:2013/3, K:2019/1 sayılı kararı, ilk derece mahkemesi aşamasında defter ve belgelerin sunulabileceğinin ileri sürülmesi durumuna ilişkin olarak ortaya çıkan içtihat aykırılığının giderilmesine yöneliktir. Kararda aykırı içtihatların Danıştay Vergi Dava Daireleri Kurulunun 13/12/2017 tarih ve E:2017/627, K:2017/623 sayılı kararı doğrultusunda birleştirilmesine karar verilmiştir. Vergi Dava Daireleri Kurulunun söz konusu kararına konu uyuşmazlıkta da defter ve belgelerin dava dilekçesinde mahkemeye ibraz edilebileceği ileri sürülmüştür. İçtihatları Birleştirme Kurulukararında, temyiz aşamasında defter ve belgelerin mahkemeye sunulabileceğinin ileri sürülmesi durumuna ilişkin olarak herhangi bir değerlendirme yapılmadığı gibi içtihat aykırılığının Vergi Dava Daireleri Kurulunun anılan kararı doğrultusunda giderilmesine yönelik bu kararın, söz konusu Vergi Dava Daireleri Kurulu kararının kapsamını aşacak biçimde yorumlanmasına olanak bulunmamaktadır.
İçtihatları Birleştirme Kurulu Kararının, söz konusu Vergi Dava Daireleri Kurulu kararının mahiyet ve kapsamıyla sınırlı olarak yorumlanması ve uygulanması gerektiğinden, mahkemenin davanın bir kat vergi ziyaı cezalı katma değer vergisi yönünden reddi yolundaki ilk kararının temyiz edilmesine yönelik dilekçesinde incelemeye ibraz edilmeyen defter ve belgelerin istenildiğinde mahkemeye ibraz edilebileceğinin ileri sürülmesinin kabul edilebilir bulunmaması karşısında davacının temyiz isteminin reddi gerektiği oyuyla karara katılmıyoruz.
¸Bu belge 5070 Sayılı Yasa Hükümleri uyarınca Elektronik İmza ile imzalanmış olup, ayrıca ıslak imza ile İMZALANMAYACAKTIR.