Dosya olarak kaydet: PDF - TIFF - WORD
Görüntüleme Ayarları:

MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi

SAYISI : 2023/1643 E., 2023/1756 K.

ÖZEL DAİRE KARARI : Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 27.04.2023 tarihli ve 2021/8626 Esas, 2023/2504 Karar sayılı BOZMA kararı

Taraflar arasındaki itirazın iptali davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın usulden reddine karar verilmiştir.

Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince yeniden hüküm kurulmak suretiyle farklı gerekçeyle davanın usulden reddine karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı taraf vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 11. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.

Direnme kararı taraf vekilleri tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan gündem ve dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

I. DAVA

Davacılar vekili; taraflar arasında yapılan 13.05.2015 tarihli "münferit hisse satış sözleşmesi"nin cezai hüküm başlıklı 8.1 maddesinde taraflardan birinin sözleşme kapsamındaki yükümlülüğünü yerine getirmemesi hâlinde diğer tarafa cezai şart ödeyeceğinin kararlaştırıldığını, yine aynı tarihli "hisse satış sözleşmesi"nin 9.2 maddesinde de cezai şart hükmüne yer verildiğini, davalı tarafın sözleşmeye aykırı davranarak hisse satış bedelini ödemediğini, hisse devrine konu ... ... Enerji Üretim Pazarlama A.Ş'yi (... A.Ş.) geliştirmek için yapılandırma yapmadığını, projenin geliştirilmesi için şirkete kredi niteliğinde borç verilmediğini, genel kurulu toplamadığını, sözleşmedeki yükümlülükleri yerine getirmediğini, bu nedenle kararlaştırılan cezai şartı davalı tarafın ödemekle yükümlü olduğunu, müvekkillerinin davalı borçludan olan cezai şart alacağının tahsili için İstanbul 1. İcra Müdürlüğünün 2018/17037 sayılı dosyası ile başlatılan icra takibine haksız şekilde itiraz edildiğini ileri sürerek itirazın iptali ile takibin devamına karar verilmesini talep etmiştir.

II. CEVAP

Davalı vekili; takipte dayanılan sözleşmeden farklı olarak itirazın iptali davasında iki ayrı sözleşmeye dayanıldığını, öncelikle davacının bu hususu açıklaması gerektiğini, 13.05.2018 tarihli "hisse satış sözleşmesi"nin 10. maddesinde Londra mahkemelerinin yetkili kılındığını, bu nedenle davanın yetki şartı nedeniyle reddi gerektiğini, aynı tarihli "münferit hisse satış sözleşmesi"nin 9.1 maddesinde ise Zürih mahkemelerinin tahkimde yetkili kılındığını, bu sebeple davanın tahkim şartı nedeniyle de reddi gerektiğini, davacıların davaya konu sözleşmeler evvelinde ... A.Ş'nin tüm hisselerinin sahibi olduklarını, adı geçen şirketin tek faaliyet konusu ve mal varlığının ... Rüzgâr Enerji Santrali Projesi olduğunu, şirketin sözleşmenin imzası anında RES kuruluşu için hiçbir lisans ve izin sahibi olmadığını, ön lisans alınmadığından sözleşmenin ifasının mümkün olmadığını, davacıların şirket faaliyetlerini akamete uğrattıklarını, borca batık olan sözleşme konusu şirketin RES ihalesine katılmasının mümkün olmadığını, sözleşmedeki cezai şart hükmünün ahlâka aykırı olması nedeniyle yok hükmünde olduğunu, sözleşmenin ifa imkânı kalmadığını, yine, sözleşmeyle belirlenen asıl borç geçersiz olduğundan cezai şart da geçerli olmadığı gibi fahiş olmakla cezai şartın tenkisi gerektiğini belirterek davanın reddini savunmuştur.

III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI

İstanbul 20. Asliye Ticaret Mahkemesinin 19.02.2021 tarihli ve 2020/366 Esas, 2021/164 Karar sayılı kararı ile; davalı tarafça cevap dilekçesinde tahkim ilk itirazında bulunulmuş ise de dava dilekçesinin davalıya tebliğ tarihi tam olarak tespit edilemediğinden cevap dilekçesinin süresinde verilip verilmediğinin belirlenemediği, bu sebeple tahkim ilk itirazı hakkında bir değerlendirme yapılmadığı, diğer taraftan yetkili icra dairesinde takip yapılmadığı iddiasının öncelikle incelenmesi gerektiği, usulüne uygun takip yapılmamasının itirazın iptali davalarında dava şartı olduğu, uyuşmazlık konusu olan 13.05.2015 tarihli hisse satış sözleşmesinin 10. maddesine göre, sözleşmenin İngiltere kanunlarına tabi olduğu ve bu sözleşmenin uygulanmasından doğacak her türlü ihtilaf vukuunda Londra Mahkemelerinin yetkili olduğunun belirtildiği, sözleşmeye 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 17. maddesi gereğince yetki şartı konulduğundan takibin sözleşmede belirlenen icra dairesinde başlatılması gerektiği, 13.05.2015 tarihli hisse satış sözleşmesinin tarafları tacir olduğundan 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (TTK) 7. maddesi gereğince sözleşmedeki yetki şartının davacılar için de geçerli olduğu gerekçesiyle yetkili icra dairesinde yapılmış geçerli bir icra takibinin varlığına ilişkin dava şartı yokluğundan davanın usulden reddine karar verilmiştir.

IV. İSTİNAF

A. İstinaf Yoluna Başvuranlar

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacılar vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.

B. Gerekçe ve Sonuç

Bölge Adliye Mahkemesinin 23.09.2021 tarihli ve 2021/847 Esas, 2021/1347 Karar sayılı kararı ile; davacılar ve davalının, merkezi Ankara'da bulunan ... A.Ş. isimli şirketin paydaşları olduğu, davanın şirket ortakları arasındaki hisse devir sözleşmelerinden kaynaklandığı, HMK'nın 14. maddesine göre ortakların birbirlerine karşı ortaklıkla ilgili açacakları davalar yönünden şirket tüzelkişiliğinin merkezinin bulunduğu yer mahkemesinin kesin yetkili olduğu, HMK'nın 17... . maddeleri gözetildiğinde kesin yetki hâlinin varlığı durumunda yetki sözleşmesi yapılamayacağı, dolayısıyla kesin yetkili olan Ankara icra dairelerinde usulüne uygun şekilde başlatılmış bir takip bulunmadığından davanın reddine karar verilmesi gerekirken İlk Derece Mahkemesinin yetki sözleşmesinde yazılı Londra icra daireleri ve mahkemelerinin yetkili olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmesinin yerinde olmadığı gerekçesiyle HMK'nın 323/1-b-2. maddesi çerçevesinde İlk Derece Mahkemesi kararı kaldırılarak bu gerekçelerle yetkili icra dairesinde takip yapılmadığından davanın reddine karar verilmiştir.

V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ

A. Bozma Kararı

1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacılar vekili ve davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

2. Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; “…1.Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre davacılar vekilinin tüm temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.

2.Davaya konu icra takibinin ekinde yer alan ve davacıların dava dışı ... ... AŞ'de bulunan hisselerinin davalı şirkete devrine ilişkin şartlar hususların düzenlendiği 13.05.2015 tarihli münferit hisse satış sözleşmesinin 9.1 nci maddesinde sözleşmenin Türk kanunlarına tabi olduğu ve sözleşmenin uygulanmasından doğacak her türlü ihtilafın Zurıch Ticaret Mahkemelerinde tahkimde çözüleceği kararlaştırılmıştır.

3.6100 sayılı Kanun'un 14 ncü maddesi gereğince özel hukuk tüzel kişilerinin, ortaklık veya üyelik ilişkileriyle sınırlı olmak kaydıyla, bir ortağına veya üyesine karşı veya bir ortağın yahut üyenin bu sıfatla diğerlerine karşı açacakları davalar için, ilgili tüzel kişinin merkezinin bulunduğu yer mahkemesi kesin yetkilidir.

4.Anılan kesin yetki kuralının özel hukuk tüzel kişilerinin, ortaklık veya üyelik ilişkileriyle sınırlı olmak kaydıyla, bir ortağına veya üyesine karşı veya bir ortağın yahut üyenin bu sıfatla diğerlerine karşı açacakları davalar için uygulama yeri bulunmakta olup somut olayda davalı şirket henüz ortaklık sıfatını haiz olmadığından kesin yetki kuralından bahsetmek mümkün değildir.

5. Bu itibarla davalının tahkim itirazının değerlendirilmesi ve varılacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi doğru olmamış, hükmün temyiz eden davalı yararına bozulması gerekmiştir." gerekçesiyle karar bozulmuştur.

B. Bölge Adliye Mahkemesince Verilen Direnme Kararı

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; bozma kararında davalının henüz ortaklık sıfatını haiz olmadığı şeklinde bir kabule dayanıldıysa da bunun dosya kapsamıyla örtüşmediği, 13.05.2015 tarihli sözleşmede hisse devrine konu şirketin 309135 ticaret sicil numaralı ... A.Ş. olarak belirtildiği, bu sözleşme ile davacı ... 1820, diğer davacılar 1710'ar hisse sahibi iken davacı ...'un 353 payını, diğer davacıların ise 968 payını davalı şirkete devrettikleri, yapılan pay devri ile davalının şirkette 6161, davacıların 742'şer, dava dışı ...'in ise 725 hisse sahibi olduğu, bu durumun dosya içerisindeki ... şirketine ait genel kurul hazirun cetvelinden anlaşıldığı, hem davalı ... hem de ... Şirketleri sözleşme tarihi itibariyle ortaklık sıfatını haiz oldukları gözetildiğinde maddi hataya dayandığı düşünülen bozma ilamına uyulmasının mümkün olmadığı, her iki tarafın da yer aldığı hisse devir sözleşmesinde tahkim şartının mevcut olmadığı, diğer münferit hisse satış sözleşmesinde tahkim koşulu mevcut ise de ilk itiraz olmakla resen incelenmesi mümkün bulunmayan tahkim yönünden istinaf aşamasında itirazda bulunulmadığından gelinen aşamada tahkim itirazı hakkında inceleme yapılamayacağı gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.

VI. TEMYİZ

A. Temyiz Yoluna Başvuranlar

Direnme kararına karşı süresi içinde davacılar vekili ve davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

B. Temyiz Sebepleri

1. Davalı vekili; tahkim itirazının ilk derece aşamasında zımnen incelendiği ve kendileri tarafından istinafa başvurulmadığı yönündeki Bölge Adliye Mahkemesi değerlendirmesinin hukuka uygun olmadığını, bozma kararına uyulması gerekirken direnme kararı verilmesinin hatalı olduğunu ileri sürerek kararın bozulmasını istemiştir.

2. Davacılar vekili; taraflar arasındaki anlaşmazlık ortaklar arasında tezahür etmekle şirket merkezinin kesin yetkili olduğunu, direnme kararı bu yönden yerinde ise de aksi değerlendirilecek dahi olsa para borcunun ifa yeri alacaklılardan birinin ikâmeti olduğundan İstanbul icra daireleri ve mahkemelerinin de yetkili olduğunun kabul edilmesi ve müvekkilleri lehine vekâlet ücreti verilmesi gerektiğini ileri sürerek kararın bozulmasını istemiştir.

C. Uyuşmazlık

Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; yabancılık unsuru taşıyan sözleşmeden kaynaklanan itirazın iptaline ilişkin eldeki davada HMK'nın 14/2. maddesinde düzenlenen kesin yetki kuralının uygulanıp uygulanamayacağı, kesin yetki kuralının uygulanamayacağı sonucuna varılacak olur ise somut olayda tahkim anlaşması konusunda bir değerlendirme yapılmasının mümkün ve gerekli olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.

D. Gerekçe

1. İlgili Hukuk

1. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 14, 17, 18, 114, 1 15... . maddeleri.

2. 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun'un (MÖHUK) 47. maddesi.

3. 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun (İİK) 50... . maddeleri.

2. Değerlendirme

1. Dava genel haciz yoluyla başlatılan takibe vaki itirazın iptali istemiyle açılmıştır.

2. Dayanağını İİK'nın 67. maddesinden alan itirazın iptali davası, alacaklının takip talebi (m. 58) sonrasında borçlunun kendisine gönderilen ödeme emrine itirazı (m. 60, 61, 62) üzerine duran (m. 66/1) takibin devamını sağlamaya yönelik, icra takibine sıkı sıkıya bağlı, takip hukuku içinde olmakla birlikte, maddi hukuk ilişkisinin incelenerek uyuşmazlığı kesin hükümle sonuçlandıran bir davadır. Davanın takibe bağlılığı, yalnızca alacağın miktarı bakımından değil, alacağın kaynağı bakımından da geçerlidir (Hukuk Genel Kurulunun 15.11.2023 tarihli, 2022/3-1269 Esas, 2023/1106 Karar sayılı kararı).

3. Direnmeye konu uyuşmazlık ise temelinde, gerek icra müdürlüğünün gerekse mahkemenin yetkisine itiraz ve taraflar arasındaki yetki anlaşmasının bu duruma etkisi tartışmasından kaynaklanmaktadır.

4. İlâmsız icra takiplerinde yetkisizlik iddiası ödeme emrine itiraz yolu ile ileri sürülmemişse icra dairesinin kendiliğinden yetkisizlik kararı veremeyeceği ve borçlunun yetki itirazında yetkili icra dairesinin hangisi olduğunu bildirmek durumda olduğu konusunda tereddüt bulunmamaktadır. Nitekim İİK'nın 50/2. maddesinde yetki itirazının esas hakkındaki itirazla birlikte yapılacağı ve icra mahkemesi tarafından önce yetki meselesinin tetkik edilerek kesin olarak karara bağlanacağı düzenlenmiştir.

5. Elbette icra dairesinin yetkisi yalnızca icra mahkemeleri önünde tartışılmaz; borçlu yetkiyle beraber borca da itiraz etmiş ve konu itirazın iptali istemiyle genel görevli mahkeme önüne taşınmışsa, Yargıtay’ın istikrar kazanmış uygulamasına göre itirazın iptali davasını gören mahkemenin icra takibinin yapıldığı icra dairesinin yetkisine yönelik itirazı öncelikle incelemesi gerekir. Zira bu inceleme sonucunda mahkeme kendisinin yetkili olup olmadığını da belirlemiş olacaktır (Hukuk Genel Kurulunun 27.05.2021 tarihli, 2017/(19)11-889 Esas, 2021/622 Karar; 27.11.2013 tarihli, 2013/13-372 Esas, 2013/1606 Karar sayılı kararları).

6. İcra dairelerinin yetkisi konusunda İİK, HMK'daki hükümlere atıf yapmıştır. Buna göre İİK’nın 50/1. maddesi gereği para ve teminat borçlarına ilişkin icra takiplerinde yetkili icra dairesi HMK’nın yetkiye dair 6-18. madde hükümleri kıyas yoluyla uygulanmak suretiyle belirlenir.

7. Somut olayda tartışma konusu olan yetki hâllerinden biri de HMK'nın 14/2. maddesindeki "Özel hukuk tüzel kişilerinin, ortaklık veya üyelik ilişkileriyle sınırlı olmak kaydıyla, bir ortağına veya üyesine karşı veya bir ortağın yahut üyenin bu sıfatla diğerlerine karşı açacakları davalar için, ilgili tüzel kişinin merkezinin bulunduğu yer mahkemesi kesin yetkilidir." düzenlemesidir.

8. Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun yetkiye ilişkin açık düzenlemeleri yanında kanun koyucu bazı koşulların varlığı hâlinde tarafların belli bir uyuşmazlık hakkında kanun tarafından yetkili kılınmamış olan bir mahkemeyi yetkili kılabilmelerine de imkân sağlamıştır.

9. Yetki sözleşmesi olarak anılan bu durum HMK'nın 17. maddesinde "Tacirler veya kamu tüzel kişileri, aralarında doğmuş veya doğabilecek bir uyuşmazlık hakkında, bir veya birden fazla mahkemeyi sözleşmeyle yetkili kılabilirler. Taraflarca aksi kararlaştırılmadıkça dava sadece sözleşmeyle belirlenen bu mahkemelerde açılır." şeklinde düzenlenmiş, devam eden 18. maddede yetki sözleşmesinin geçerlilik şartları sayılmış ve tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edemeyecekleri konular ile kesin yetki hâllerinde yetki sözleşmesi yapılamayacağı belirtilmiştir.

10. Hukuk Muhakemeleri Kanunu'ndaki bu hükümler Türk mahkemelerinin iç hukuka ilişkin yetkilerini belirler. Ancak bazı hâllerde taraflar arasındaki anlaşmazlık yabancılık unsuru taşıyabilir ve bu kapsamda taraflar bir başka ülke mahkemesinin yetkisine ilişkin bir kararlaştırmaya ihtiyaç duyabilir.

11. Gerçekten de günümüz ekonomik koşullarında uluslararası ticari ilişkilerin artarak gelişmesi, bu ilişkiler nedeniyle taraflar arasında uyuşmazlık yaşanması ihtimalinin de artmasına neden olmuş, hâl böyle olunca uyuşmazlık çözüm yollarının neler olacağı daha da önem kazanmıştır.

12. Milletlerarası ticari ilişkilerden kaynaklanan uyuşmazlıklar genel itibariyle dostane görüşme, bağımsız bir uzman atanması gibi bir alternatif çözüm, tahkim ya da yargı yolu ile çözümlenebilmektedir.

13. Uyuşmazlık yargı önüne taşınacak olur ise çoğunlukla farklı ülke vatandaşı olan taraflar, kendi hukuk sistemlerinden bambaşka, bilmedikleri bir sistem içerisine girmenin yaratacağı belirsizliği ortadan kaldırmak için, uyuşmazlığı çözecek olan mahkemeyi irade özgürlüğü prensibi çerçevesinde bir yetki anlaşmasıyla önceden kararlaştırabilmek ve bu suretle ticari ilişkilerde ihtiyaç duyulan güven ve istikrarı sağlayabilmek isterler.

14. Türk hukuk sisteminde bu ihtiyacın karşılığı ilk olarak 1982 yılında kabul edilen 2675 sayılı mülga Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun ile düzenlenmiş (m.31), sonrasında 12.12.2017 tarihinde somut olayda uygulanması gereken 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun yürürlüğe girmiştir.

15. Anılan Kanun'un "Yetki anlaşması ve sınırları" başlıklı 47. maddesi "(1)Yer itibariyle yetkinin münhasır yetki esasına göre tayin edilmediği hâllerde, taraflar, aralarındaki yabancılık unsuru taşıyan ve borç ilişkilerinden doğan uyuşmazlığın yabancı bir devletin mahkemesinde görülmesi konusunda anlaşabilirler. Anlaşma, yazılı delille ispat edilmesi hâlinde geçerli olur. Dava, ancak yabancı mahkemenin kendisini yetkisiz sayması veya Türk mahkemelerinde yetki itirazında bulunulmaması hâlinde yetkili Türk mahkemesinde görülür.

(2) 44, 45... ncı maddelerde belirlenen mahkemelerin yetkisi tarafların anlaşmasıyla bertaraf edilemez. " şeklindedir.

16. Bu maddenin ilk fıkrasından hareketle tarafların yabancı bir mahkemenin yetkisi konusunda anlaşma yapabilmelerinin koşulları şu şekilde sıralanabilir: Anlaşmazlık -ancak bu şekilde diğer koşulların var olup olmadığı tespit olunabileceğinden- belirli olmalı, borç ilişkisinden kaynaklanmalı, yabancılık unsuru taşımalı ve Türk mahkemelerinin münhasır yetkisinin söz konusu olduğu bir mesele bulunmamalıdır. Dikkat edilecek olur ise milletlerarası yetki anlaşması çevresinde yabancı bir mahkemenin yetkili olduğu yönünde kararlaştırma yapılması bakımından kanun koyucu HMK'nın 17. maddesindeki tacir veya kamu tüzel kişisi olma koşulunu aramamıştır.

17. Milletlerarası yetki sözleşmesine ilişkin 47. madde düzenlemesinde bilhassa "münhasır yetki" kavramı önem taşır.

18. Milletlerarası usul hukuku kapsamında münhasır yetki; devletin kendi ülke ve sınırları içerisinde haiz olduğu mutlak güç ve yetkisini, egemenlik ve hükümranlık haklarını kullanmasını simgeleyen kuralları ifade eder.

19. Bu kavram, iç hukuktaki kesin yetki hâllerinden farklıdır. Çünkü kanun koyucunun kesin yetki kurallarıyla sağlamak istediği amaçtan farklı olarak münhasır yetkide amaç o uyuşmazlığın yalnızca Türk mahkemelerinde görülmesini sağlamaktır. Zira belli bazı konularda verilecek kararın ülke içerisinde, kamu düzeni üzerinde yaratacağı etki nedeniyle bu konuda başka devlet mahkemelerince verilecek bir kararla bağlı olunması, devletin egemenlik hakkı nedeniyle kabul edilemez bir durumdur.

20. Dolayısıyla HMK'da bir hususun kesin yetki olarak düzenlenmiş olmasının, milletlerarası usul hukuku bakımından tek başına bir etkisi bulunmamaktadır. Bir başka anlatımla, Türk hukukundaki kamu düzenine ilişkin her yetki kuralı münhasır yetki hâli teşkil etmez. Yetki kuralının milletlerarası usul hukukunda münhasır yetki olarak kabul edilip edilemeyeceği o kuralın ifadesinden ve konuluş gayesinden anlaşılır (Ergin Nomer, Milleterarası Usul Hukuku, İstanbul 2018, s. 192).

21. Ayrıca milletlerarası yetki sözleşmelerine ilişkin madde metninde yalnızca "borç ilişkisi"nden bahsedildiğinden şahıs ve aile hukukuna ilişkin anlaşmazlıklarda yetki anlaşması yapılamayacağında tereddüt olmamalıdır. Yine, 47. maddenin ikinci fıkrasında kanun koyucu, birinci maddedeki koşulları sağlasa bile iş ilişkisinden (MÖHUK m.44), tüketici (m.45) ve sigorta sözleşmelerinden (m.46) kaynaklanan davalar için istisna öngörmüş ve söz konusu hükümler gereği bu davalarda Türk mahkemelerinin yetkisinin bertaraf edilemeyeceğini kabul etmiştir. Kanun koyucunun değinilen 44, 45, 46... /2. maddeleriyle milletlerarası usul hukuku hükümleri içerisinde tekrar hatırlatma gereği durumlar dışında, uygulamada bilhassa devletin tuttuğu sicillerde değişiklik yaratan, örneğin taşınmazların aynına ilişkin davalar ve iflâs davalarında Türk mahkemelerinin münhasır yetkili olduğu, Türk Mahkemelerinin yetkisinin bertaraf edilemeyeceği kabul edilmektedir.

22. Diğer taraftan; taraflar açıklanan şartları sağlayan bir yetki anlaşmasıyla yabancı bir mahkemeyi yetkili kılmış olsalar bile, bu uyuşmazlık Türk mahkemeleri önüne taşındığında yetki itirazı usulüne uygun şekilde dile getirilmezse mahkemece resen gözetilemeyecektir. Çünkü MÖHUK 47. maddede öngörülen yetki anlaşması da bir ilk itirazdır ve kanun koyucunun anılan maddede açıkça belirttiği üzere bu itiraz usulüne uygun ileri sürülmezse Türk mahkemelerinin yetkisine ilişkin hükümler uygulama alanı bulur.

23. İlaveten, her mahkeme kendi usul hukukunu uygulayacağından Türk hukukuna göre geçerli bir yetki sözleşmesinin var olmasının o sözleşmede işaret edilen yabancı mahkemenin kendisini mutlaka yetkili görmesi, bununla bağlı olması anlamına gelmeyeceği; şayet sözleşmede gösterilen yabancı mahkeme kendisini yetkili görmezse, MÖHUK 47. madde gereği bu aşamadan sonra artık uyuşmazlığın Türk mahkemelerinde çözümleneceği belirtilmelidir.

24. Yeri gelmişken cebri icra, her devletin kendi ülke ve sınırları içerisinde haiz olduğu mutlak güç ve yetkilerinden olup devletin egemenlik ve hükümranlık haklarının kullanılmasının doğal bir sonucu olduğundan (Hukuk Genel Kurulunun 06.05.1998 tarihli, 1998/12-287 Esas, 1998/325 Karar sayılı kararı) yabancılık unsuru taşıyan bir hukuki ilişkide yabancı devlet mahkemelerinin yetkilendirilmesi suretiyle Türk mahkemelerinin yetkisinin ortadan kaldırılmasına ilişkin bir düzenleme olan MÖHUK 47. madde hükmünün, cebri icra aşamasında icra dairelerinin yetkisine uygulanmayacağını vurgulamakta fayda vardır.

25. Gözden kaçırılmaması gereken bir diğer husus hiçbir devletin, bir başka devlet mahkemesinin yetkisi hakkında karar veremeyeceğidir. Bu sebeple milletlerarası yetki anlaşmasının varlığı ve usulüne uygun şekilde yargılamada ileri sürülmüş olması hâlinde mahkeme sadece yabancı unsurlu davada kendisinin yetkili olup olmadığına karar verebilir, başka devlet mahkemesinin yetkili olduğuna dair hüküm kuramaz.

26. Konuya ilişkin tüm bu açıklamalardan sonra direnmeye konu uyuşmazlığın çözümlenebilmesi için taraflar arasındaki sürecin ne şekilde tezahür ettiği ortaya konulmalıdır.

27. Eldeki itirazın iptali davasının kaynağı taraflar arasında ... A.Ş'nin hisselerinin bir kısmının devrine ilişkin sözleşme ilişkisidir.

28. Dosyaya sunulan delillerden öncelikle bir tarafta satıcı sıfatıyla davacı yedi kişinin, alıcı olarak ise davalı ... isimli şirketin yer aldığı 13.05.2015 tarihli, "Hisse Devir Sözleşmesi" başlıklı sözleşmenin imzalandığı anlaşılmaktadır. ... A.Ş. isimli şirketin davacılara ait bir kısım hisselerin davalıya devredilmesine ilişkin bu sözleşmenin 9. maddesinde sözleşmeye aykırı davranılması hâlinde 2.500.000 Euro cezai şart ödeneceği kararlaştırılmış, 10. maddede ise "Bu sözleşme İngiltere kanunlarına tabi olup işbu sözleşmenin uygulanmasından doğacak her türlü ihtilâf vukuunda Londra mahkemeleri yetkilidir." denilmekle MÖHUK 47. maddesi anlamında bir yetki sözleşmesi yapılmıştır. Sözleşmenin 5.1.5 maddesinde satıcı hissedarlardan her birinin ayrıca alıcı ile münferit hisse satış sözleşmeleri imzalayacakları belirtilmiştir.

29. Nitekim itirazın iptali talebinde delil olarak dayanılan aynı tarihli "Münferit Hisse Satış Sözleşmesi" başlıklı sözleşmede satıcı olarak yalnızca davacılardan yalnızca ... yer almış, bu kişi ilk sözleşmedeki hisselere ilaveten bir kısım hisselerini daha davalı şirkete devretmiş, bu ikinci sözleşmede de ilkiyle aynı şekilde cezai şart kararlaştırılmış (8.1) ve fakat bu kez taraflar ilkinden farklı olarak yetki sözleşmesi yerine 9.1. maddede "Bu sözleşme Türk kanunlarına tabi olup iş bu sözleşmenin uygulanmasından doğacak her türlü ihtilâf, vukuunda Zürich ticaret mahkemeleri tahkimde çözülecektir." demek suretiyle davacı ... ve davalı arasındaki bu ikinci sözleşmeyi tahkim koşuluna bağlamıştır.

30. Davacılar kendilerinin sözleşmedeki tüm edimlerini ifa ettiklerini, buna rağmen şirket ortağı olan davalının üzerine düşen bazı edimleri yerine getirmediğini ileri sürerek cezai şart alacağının tahsili yönünde başlattıkları takibe vaki itirazın iptali istemiştir.

31. Dava konusu İstanbul 1. İcra Müdürlüğünün 2018/17037 sayılı takip dosyası incelendiğinde; 2.500.000 Euro üzerinden başlatılan takipte borcun sebebi olarak "14.05.2018 tarihli, 2.500.000Euro tutarlı asıl alacak" şeklinde açıklamada bulunmuş olup açıklamada yer alan bu tarihin herhangi bir sözleşme yahut senet değil takip tarihi olduğu anlaşılmaktadır. İİK'nın 58/3. maddesi gereğince alacak talebi belgeye dayanmaktaysa alacaklı takip talebine bu belgeyi eklemek zorundadır ve davacı alacaklılar da söz konusu takipte "Hisse Satış Sözleşmesi" başlıklı ilk sözleşmeyi dayanak belge olarak göstermiştir. İİK'nın 61/1-2.c hükmü gereği ödeme emrine bu sözleşme de eklenmiş ve davalı borçlu ödeme emrine itirazında sözleşmede kararlaştırılan Londra mahkemelerinin yetkili olduğu yönündeki itirazını bildirmiştir. İtirazın iptali davası aşamasında ise davacılar delil olarak "Münferit Hisse Satış Sözleşmesi"ne de dayanmış, davalı taraf yetki itirazını yinelemiştir.

32. Bu noktada, çözüme giden yol haritasının belirlenebilmesi için direnmeye konu uyuşmazlıkta hangi sözleşmenin esas alınması gerektiği hususu ortaya konulmalıdır.

33. Yukarıda konuya ilişkin açıklamalar kısmında vurgulandığı üzere itirazın iptali davaları nitelikleri itibariyle takibe sıkı sıkıya bağlı olup davacılar eldeki davayla devamını istedikleri icra takibinde yalnızca "Hisse Devir Sözleşmesi" başlıklı ilk sözleşmeye dayandıklarından uyuşmazlığın salt bu sözleşme hükümleri çerçevesinde tartışılması gerektiği açıktır.

34. Dolayısıyla takibe konu edilmeyen "Münferit Hisse Satış Sözleşmesi" esas alınarak değerlendirme yapılması mümkün olmadığından Özel Daire bozma kararında işaret edilenin aksine bu aşamada tahkim konusunda bir değerlendirme yapılmasına gerek bulunmamaktadır.

35. Bu tespitten sonra, takibe dayanak sözleşmedeki yetki anlaşması konusuna gelindiğinde; somut olayda icra dairesinin ve/veya mahkemenin yetkisizliğine ilişkin yalnızca HMK hükümlerinin tartışıldığı bir anlaşmazlık bulunmadığı, tarafların sözleşmeye konu alacakla ilgili olarak MÖHUK 47. maddesi çerçevesinde yabancı bir mahkemenin yetkili olacağını kararlaştırdıkları açıktır. Böyle bir anlaşmanın varlığına rağmen alacak iddiasında bulunan taraf Türk icra organları eliyle takip başlatabilir zira bu, devletin münhasır yetkisi dahilinde kalır. Ne zamanki bu takip yargılamaya konu edilir, ancak bu durumda mahkeme, usulüne uygun ileri sürülmüş olmak kaydıyla yetki itirazını MÖHUK'nın yukarıda ayrıntılı şekilde değinilen hükümleri kapsamında ve yalnızca kendisinin yetkili olup olmadığı bağlamında tartışabilir. Hâl böyle olunca, temyiz incelemesine konu karar olmamakla beraber, İlk Derece Mahkemesinin Londra icra dairelerinde takip yapılmadığından geçerli bir icra takibinin olmaması nedeniyle davanın usulden reddedilmesi gerektiği yönündeki değerlendirmesinin, doğru sözleşmeyi esas almış olmakla birlikte vardığı sonuç itibariyle yerinde olmadığı belirtilmelidir.

36. Bölge Adliye Mahkemesi ise tıpkı İlk Derece Mahkemesi gibi yetkili icra dairesinde takip başlatılması şeklindeki dava şartına ilişkin kural üzerinden değerlendirme yapmış ancak ondan farklı olarak HMK'da düzenlenen kesin yetki hâllerinden birinin varlığı durumunda HMK'nın 18. maddesi gereğince yetki sözleşmesi yapılamayacağı gerekçesine dayanarak takibin HMK'nın 14/2 maddesi gereğince şirket merkezinin bulunduğu Ankara icra dairelerinde başlatılması gerektiğini kabul etmiştir.

37. Oysa konuyla ilgili açıklamalar sırasında ayrıntılı şekilde değinildiği üzere milletlerarası yetki sözleşmesinin koşullarıyla, ülke mahkemelerinin kendi aralarındaki yetkisine ilişkin koşullar birbirinden farklıdır. Milletlerarası yetki anlaşmasıyla yabancı mahkemenin yetkili kılınması durumunda, Türk hukukundaki kamu düzenine ilişkin yetki kuralının getiriliş şekli ve amacı göz önünde bulundurularak yapılacak bir incelemeyle ülke mahkemesinin münhasır yetkisinin söz konusu olduğu tespit edilmedikçe salt HMK'da konuyla ilgili kesin yetki hâli öngörüldüğü şeklindeki bir gerekçeyle tarafların irade özgürlüğü çerçevesinde kabul ettikleri ve kanun koyucunun buna imkân verdiği yetkili çözüm yerini belirleme konusundaki anlaşmaları bertaraf edilemeyecektir.

38. Bu çerçevede konuya bakıldığında; Özel Daire kararındaki davalının henüz ortaklık sıfatını haiz olmadığı şeklindeki kabulün aksine hâlihazırda aynı şirkette ortak olduğu anlaşılan taraflar arasındaki somut uyuşmazlıkta, davacılar şirket ana sözleşmesinde ve ticaret sicil kayıtlarında değişikliği gerektiren herhangi bir iddiada bulunmamış, sadece sözleşmedeki cezai şart alacaklarının tahsilini talep etmişlerdir. Ortakların kendi aralarındaki cezai şart istemleri konusunda devletin münhasır yetkisinin bulunduğundan söz edilemeyeceğinden Bölge Adliye Mahkemesinin hem bu yönü göz ardı ederek hem de icra dairesinin yetkisini esas alarak vardığı sonuçta isabet bulunmamaktadır.

39. O hâlde yapılması gereken, yukarıda yapılan açıklamalar ışığında takibe konu sözleşmedeki milletlerarası yetki anlaşması ve davalının Londra mahkemelerinin yetkili olduğu yönündeki itirazı üzerinde durularak varılacak sonuca göre hüküm kurmaktan ibarettir.

40. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmelerde, bu değerlendirmeye iştirak edilmekle beraber, direnme konusu uyuşmazlığı çözümleyen Hukuk Genel Kurulunun mahkemenin yetkili olup olmadığı konusunda da kesin bir sonuca varmasının mümkün olduğu, kararın bu yöne ilişkin bir tespiti de ihtiva eder şekilde farklı değişik gerekçeyle bozulması gerektiği görüşü ileri sürülmüş ise de bu görüş, Bölge Adliye Mahkemesinin henüz kendisinin yetkili olup olmadığı konusunda bir değerlendirme yapmamış olması nedeniyle Kurul çoğunluğu tarafından benimsenmemiştir.

41. Hâl böyle olunca, direnme kararının yukarıda açıklanan değişik gerekçe ve nedenlerle bozulmasına karar vermek gerekmiştir.

VII. KARAR

Açıklanan sebeplerle;

Direnme kararının yukarıda belirtilen değişik gerekçe ve nedenlerden dolayı 6100 sayılı Kanun’un 371. maddesi gereğince BOZULMASINA,

Bozma nedenine göre taraf vekillerinin sair temyiz itirazlarının incelenmesine yer olmadığına,

İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatıranlara geri verilmesine,

Dosyanın 6100 sayılı Kanun’un 373. maddesinin 2. fıkrası uyarınca direnme kararını veren Bölge Adliye Mahkemesine, karardan bir örneğin İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine,

08.10.2025 tarihinde oy çokluğuyla kesin olarak karar verildi.