Bu görüşlerden, ilki bir yüksek lisans tezinde Külüşlü tarafından savunulmuştur. Yazara göre, ticari davalarda, dava şartı olarak arabuluculuk müessesi, acentenin müvekkilini mahkemede temsil etme yetkisine sahip olduğu davalarda uygulama alanı bulmakta, buna bağlı olarak acentenin müvekkili adına başlatacağı yargılamalardan evvel müvekkil veya acente tarafından arabulucuya başvurulması zorunlu kılınmaktadır. Arabuluculuk müessesesinin alternatif uyuşmazlık çözüm yöntemi niteliğine sahip olması, acentenin müvekkili adına dava şartı arabuluculuk müessesesine yapacağı başvuruların HMK’nın 74. maddesinde belirtilen vekilin açıkça yetkilendirilmesi gereken hallerin kapsamına girip girmeyeceğinin incelenmesini gerektirmektedir. 6102 sayılı TTK m.5/A maddesinde ve ilgili mevzuatta bu hususa ilişkin herhangi bir düzenlemeye yer verilmemekle birlikte, arabulucuya yapılacak başvuruların, ticari davalar açısından dava şartı olarak kabul edilmesi, arabuluculuk müessesesinin alternatif uyuşmazlık yöntemi niteliğini ortadan kaldırmakta ve arabuluculuğu yargılamanın zorunlu bir aşaması haline getirmektedir. Bu çerçevede, acenteye tanınan müvekkilini mahkemede temsil etme yetkisinin etkin şekilde kullanılabilmesi adına, acentenin bu hususta açıkça yetkilendirilmemiş olsa dahi müvekkili adına dava şartı olarak arabuluculuk müessesesine başvurabileceğinin kabul edilmesi isabetli olacaktır. Aksi takdirde acentenin müvekkili adına açacağı davalardan evvel arabuluculuk müessesine başvurmasının, müvekkili tarafından bu hususta açıkça yetkilendirilmiş olması şartına bağlanması, pek çok durumda dava şartlarından birisinin sağlanmadığı gerekçesiyle ilgili davaların usul yönünden reddedilmesine ve TTK’nın 105. maddesinin 2. fıkrası uyarınca acenteye tanınan müvek-
Bu görüşte olan bir diğer yazar, Narbay’dır. Yazar, “ Bağımsız tacir yardımcılarından olan acentenin fiilen aracılıkta bulunduğu veya bizzat yaptığı sözleşmelerden doğacak uyuşmazlıklardan dolayı tacir adına dava açabileceği gibi, tacire izafeten kendisine karşı da dava açılabileceğini (TTK m. 105/2) acentenin bu temsil yetkisi yalnızca fiilen aracılıkta bulunduğu veya bizzat yaptığı sözleşmelerden doğacak uyuşmazlıklar için söz konusu olup, davanın sebepsiz zenginleşme veya haksız fiil nedeniyle açılmış olması halinde acentenin temsil yetkisinin bulunmadığını, acentenin tacir adına dava açma yetkisinin bulunduğu hallerde, dava şartı arabuluculuk görüşmelerinde taciri temsilen hareket yetkisini haiz olduğu” görüşünü savunmuştur(39)…
Bu konuda farklı bir görüş Eminoğlu/Erdoğan tarafından ileri sürülmüştür. Yazarlar, “aracı olunan sözleşmelerden dolayı müşterinin, husumeti ancak müvekkile izafeten acenteye yöneltebileceğini, acentenin ise ancak müvekkili adına müşteriye talep yönetebileceğini, TTK m. 105/2 kapsamında acenteye tanınan bu yetkinin , vekilin ancak özel yetki ile yapabileceği sulh, ibra, davadan feragat gibi yetkileri (HMK m. 74) kapsamadığının kabul edildiğini arabuluculuğun ise tarafların üzerinde
Şu halde, arabulucunun müvekkile izafeten başlatılan ya da acentenin müvekkili adına…
Yargıtay 11. HD üyelerinden Hakim Dr. Adem Arslan, bu konudaki görüşlerini 2020 yılında…
Farklı bir gerekçe ile konuya ilişkin görüşlerini açıklayan bir diğer yazar Hasırcı’dır
