“Delillerin ibraz ve ikamesini –administration des preuves- ilgilendiren yukarıdaki çalışmada İstanbul Hukuk Fakültesi Müderrislerinden Mustafa Reşid Bey, Mecelle tarafından düzenlendiği hâliyle delillerin ibraz ve ikamesinin, Mecelle’nin kendisiyle birlikte mülga olup olmadığı meselesini incelemektedir. Oysa, hâlihazırda yürürlükte olan [1295/1879…
-
Git
: -
Favorilere ekle veya çıkar
-
ᴀ⇣ Yazı karakterini küçült

On İki Levha Yayıncılık
Yayın tarihi: Haziran 2025
Sayfa: 645 - 652
A. Selman Arısoy
Editör:Nejat Aday, Ömer Faruk Çelik
Aşağıda bir kısmını gördüğünüz bu dokümana sadece Profesyonel + pakete abone olan üyelerimiz erişebilir.
SONUÇ
Mustafa Reşid Belgesay’ın Eylül 1926’da Hukuki Bilgiler Mecmuası’nın ilk sayısında yayımladığı ve günümüzde unutulmuş olduğu söylenebilecek bir tartışmayı başlatan makalesinin çalışmamızı ilgilendiren
Reşid Bey, Mecelle’nin ilgasının, Mecelle’nin ispat vasıtalarına ilişkin olan ve her ne kadar gerçek anlamda Usul-i Muhakeme-i Hukukiye Kanunu Muvakkatinde bulunmasa da Usul-i Muhakeme-i Hukukiye Kanunu Muvakkatinin mütemmim cüzünden olan hükümlerinin ilgasına neden olduğunun iddia edilemeyeceği kanaatine varmaktadır.… Bu vesileyle makalenin yazarı Mecelle hükümlerine göre delillerin ibraz ve ikamesi ile yeni Kanun-ı Medeni’de kanunlaştırılmış olan delillerin ibraz ve ikamesinin mukayeseli bir incelemesini yapmaktadır.” Belgesay, bu makalesinde, Mecelle’nin ispat vasıtalarını sınırlayıp şartlarını belirlediğine, özellikle hâkimin tanık delilini değerlendirmesine imkân vermediğine, Usul-i Muhakeme-i Hukukiye Kanun-ı Muvakkati tanıkla ispatı sınırlamışsa da, tanıkla ispatın mümkün olduğu hâllerde hâkimin yine tanık deliliyle bağlı olduğuna, tanık delilini takdir ederek kanaatini husule getirmeyenleri reddetmek salahiyetinin bulunmadığına işaret ettikten sonra; 19 Haziran 1926 tarih ve 402 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 864 sayılı (mülga) Kanunu Medeninin Sureti Meriyeti ve Şekli Tatbikı Hakkında Kanun’un “İlga edilen hükümler ve Mecelle”… Milaslı Gad Franko her iki makalesinde de Belgesay’ı takiben, Usul-i Muhakeme-i Hukukiye Kanun-ı Muvakkati’nin atıf yaptığı Mecelle hükümlerinin de (Mecelle’yle birlikte) ilga edilmiş sayılmayacağı görüşünü benimsemiştir. Ama, bu hükümler, örneğin şehadet nisabına ilişkin hüküm (iki erkek veya bir erkek iki kadın) kadın erkek arasında eşitlik öngören yeni kanun hükümlerine “aykırı görülürse”… Ömer Şevki, Hüseyin Kâzım ve Osman Nuri ise bu görüşe karşı çıkmışlardır. Osman Nuri… Tartışmanın o dönem için pratik bir faydasının bulunup bulunmadığına gelince, Milaslı… Görülmüştür ki, aslında tartışma sonuçsuz da kalmamış ve Adliye Vekâleti bu konudaki… Atıf yapılan Mecelle hükümlerinin kural olarak uygulanmaya devam edileceği kabul… “… Usul-i Muhakemeye karşı serdedilen itirazların pek çoğu müphemdir. Bu kabil itirazları yapanlar, eski Usulün olduğu gibi ihyasına taraftardırlar. Sebeb-i itiraz vazıh olmadıkça, bittabi kendilerine sarih cevap verilemez. (…) ne için eski Usul-i Muhakememizin kabil-i tatbik olamayacağını göstererek umumi bir cevap vereceğiz(60)… 1295 [tarihli] Usul-i Muhakeme Kanunu, 1806 tarihli Fransız Usul-i Muhakeme Kanunundan, bazı maddeleri tayy edilmek [atlanmak(61)]… Adliye Vekili Mahmud Esad Beyefendinin esbab-ı mucibe mazbatasındaki ifadeleri veçhile ‘binnetice’ bu kanunun ‘ahkâm-ı muhteviyesi ibtidai ve nakıs olmaktan kurtulamamıştır.’ Bilhassa Mecelle’nin ilgasından sonra, çok noksan kalan… Fiiliyatta, Usul-i Muhakeme kaidelerinin zaruri tatbiki neticesinde açık olan hakların kaybedildiği çok vaki idi. Fakat bütün bu haksızlıklara Kanun sebebiyet verdiğinden ve muamele Kanuna mutabık olduğundan şikayetler için için yapılmakta idi. Diğer taraftan davaların rüyetinde fiilen tatbik edilen kat’i usuller mevcut olmadığından davalar bazen, lüzumundan çok fazla bata’et [yavaşlık] ve masraflar ile, bazen de bilakis tarafeyn lâyıkıyla kendilerini müdafaa imkânı elde edemeden haddinden fazla bir sürat ile rüyet ediliyor idi.… Usul-i Muhakemede zaman ile yapılan tadilat Adliye Vekil-i Muhtereminin ifadesi veçhile ‘eski makineye bir iki alet ilave’sinden ibaret kalmıştır. Aletleri ne kadar değiştirilmiş olsa, bu eski makinenin adaleti temin edecek veçhile işlemesi mümkün değil idi. Bu makine yerine son sistem, haksızlığı men’ edecek emniyet tertibatını haiz ve lüzumu derece süratle işleyecek bir makine koymak lazım idi.… Şüphe yoktur ki her yeni makine gibi yeni Usul-i Muhakeme de işlemeğe başladığı zamanlarda belki matlup [istenen] neticeyi veremez. Fakat bu Usul-i Muhakeme, tahminimize göre, alışıldıkça işleri hem daha seri ve hem de emin olarak halledecektir (62).”. Gerçekten de, ülkemizde neredeyse yüz yıla yakın bir süre uygulanan 1086 sayılı (mülga)…