Öte yandan, bu düzenlemenin uygulamada karşılaşılan ve doktrin tarafından da dile…
Tam bu noktada, Yargıtay’ın önüne gelen somut bir uyuşmazlık meselenin tartışılmasına…
Uygulamada, hakaret içeren basit bir kaç sözün evlilik birliğini temelinden sarstığı (TMK m.166/1-2) kabul edilip eşlerin boşanmalarına karar verilirken, ortalama insan ömrüne göre çok uzun sayılabilecek bir süre fiilen ayrı yaşayan eşlerin evlilik birliğinin temelinden sarsılmadığını kabul etmek ve boşanma davalarının reddine karar vermek, yasanın amacına uygun olamaz. Yıllarca ayrı yaşayan ve böyle yaşamaya devam etmek isteyen eşleri, kanun zoruyla bir araya getirmek de mümkün değildir……
… Peki, çok uzun süreli fiili ayrılığa karşın, fiili ayrılığa kimin neden olduğunun, kimin ortak yaşamdan kaçındığının, birlik görevlerinin yerine getirilip getirilmediğinin veya kusur sayılacak herhangi bir başka davranışın kanıtlanamaması durumlarında sorun nasıl çözülecektir? İşte bu gibi durumlarda, eşlerin eşit kusurlu olduklarının kabul edilmesiyle sorun çözülebilir. Çünkü eşler, ortada usulen kanıtlanmış haklı hiç bir neden bulunmadığı halde, fiilen ayrı yaşamakta ve birlikte yaşamaktan kaçınmaktadır. Eşlerin bu davranışı en azından, Türk Medeni Kanunu’nda emredici olarak düzenlenen, eşler birlikte yaşamak zorundadırlar (TMK m.185/3) şeklindeki yaşam biçimine aykırıdır. Her iki eş de bu amir hükme aykırı davranmaktadır. Dolayısıyla evlilik birliği temelinde sarsılmış (TMK m.166/1) ve eşler bu sonuca eşit kusurları ile neden olmuşlardır.”
Görüleceği üzere kusur araştırması yapmak, tarafların iradeleri dışında bir arada…
