Alacak hakkı, alacaklı olan kişinin sahip olduğu ve hukuken korunan bir haktır. Borçlunun gerçekleştirmiş olduğu eylemler nedeniyle alacak hakkına kavuşması engellenen alacaklının iktisadi ve hukuki menfaati ihlal edilmektedir.
-
Git
: -
Favorilere ekle veya çıkar
-
ᴀ⇣ Yazı karakterini küçült

On İki Levha Yayıncılık
Yayın tarihi: Kasım 2024
Sayfa: 1645 - 1649
Seda Özmumcu
Editör:Emrehan İnal, Ali Adem Yörük, Göktuğ İdiz, Emrah Gökmen, Emine Esra Canbolat, Abdullah Furkan Korkmaz, Fethi Gedikli
Aşağıda bir kısmını gördüğünüz bu dokümana sadece Profesyonel + pakete abone olan üyelerimiz erişebilir.
B.İİK.md.331 Hükmü ile Korunan Hukuki Değer
İİK.md.331 bağlamında mevcudu eksiltme suçu açısından, borçlunun alacaklısını zarara sokma eylemi, kendi malvarlığının tümü veya bir bölümüne yöneliktir. Bu suçta, borçlunun eylemleri ile alacaklının alacak hakkına …
Doktrinde alacak hakkı bazı yazarlar tarafından, “Bir kimseye (alacaklıya) bir başkasından (borçludan) bir edimi, bir şey vermesini, yapmasını veya yapmamasını (bir davranıştan kaçınmasını veya bir duruma katlanmasını) isteme yetkisi sağlayan haklardır” şeklinde tanımlanmıştır.
İİK.md.331 hükmü ile korunan hukuki değer, birinci planda borcunu ödememe konusunda dolambaçlı yolları seçen borçlu karşısında, cebri icranın …
Bu başlık altında temas etmek istediğimiz bir başka husus, Anayasa Mahkemesi’nin 21.11.2002 tarihli, E.2001/415, K.2002/166 sayılı Kararına konu olan hukuki meseledir.
Burada sorunun temelini, Anayasaya 03.10.2001 tarih ve 4709 sayılı Kanun ile Anayasanın 38. maddesine eklenen “Hiç kimse, yalnızca sözleşmeden doğan bir yükümlülüğü yerine getirememesinden dolayı özgürlüğünden alıkonulamaz”…
Anayasanın bu maddesinde yer alan düzenlemenin kanuni dayanağı ise, İnsan Hakları…
Yukarıda yer alan düzenlemelere bağlı olarak, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nda tanzim edilen cezai hükümlerin Anayasaya aykırılığı gündeme geldiğinde, Anayasa Mahkemesi, bu konuda -doktrindeki tartışmaları da sona erdirecek şekilde- meseleye son noktayı koymuştur. Burada çalışma konumuz İİK.md.331 hükmü olduğu için, hükmün Anayasaya aykırı olduğu ileri sürülen birinci, dördüncü ve son fıkralarına ilişkin Anayasa Mahkemesi’nin kararının özellikle bu kısmına bakıldığında,…
“İtiraz konusu kuralla, alacaklının alacağını alabilmek için yürüttüğü icra takibinde, borçlunun bu takibi karşılıksız bırakıp alacaklıyı zarara sokmaya ilişkin giriştiği işlem ve eylemler müeyyideye bağlanmış olup, kuralda belirtilen hürriyeti bağlayıcı ceza, borçlu ile alacaklı arasında önceden var olan sözleşmeden doğan yükümlülüğün yerine getirilememesinden dolayı öngörülen ceza olmayıp kanunda belirtilen şartların yerine getirilmemesinden doğan bir yaptırımdır……Bu nedenle, kural Anayasa’nın 38. maddesinin sekizinci fıkrasına aykırı değildir. İtirazın reddi gerekir.”…
Sonuç olarak, Anayasa Mahkemesi bu kararı ile İİK.md.331 hükmü de dahil olmak üzere 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun diğer cezai hükümlerinin Anayasa’ya aykırı olmadığı kanaatine varmıştır.…
Anayasa’nın 38.maddesinin sekizinci fıkrasındaki hüküm, borçlunun “borcu ifa yükümlülüğünü”, “yerine getirmeme” sinden değil, “yerine getirememe” sinden söz etmektedir. Anayasa’nın 38.maddesinin sekizinci fıkrası ile amaçlanan da, eğer bir kimse sözleşmeden doğan borcunu elinde olmayan sebeplerle yerine getiremiyorsa, bundan ötürü o kimsenin özgürlüğüne dokunulamaması gereğidir.
Halbuki, İİK.md.331 hükmünün içeriği incelediğinde, burada borçlunun borcunu –elinde olmayan nedenlerle- ödeyememe hali söz konusu değildir. Aksine, borçlu bu hükmün kapsamına giren (alacaklısını zarara sokmak amacıyla, mallarını kaçırmak, telef etmek, kıymetten düşürmek, gizlemek gibi) eylemler ile borcunu ödemek istememektedir. Kanun koyucu da bu hüküm aracılığı ile borçlu tarafından mağdur duruma düşürülen alacaklıyı himaye etmek suretiyle borçlunun kötü niyetli davranışlarını cezalandırmaktadır. Zira borcunu gerçekten ifa etmek isteyen bir borçlu bakımından, alacaklısına zarar verecek bu çeşit eylemleri yapmasının makul bir açıklaması da yoktur.…
Doktrinde Umar’a göre, mücerret olarak “borçlunun ödeme gücü varken, alacaklıyı icraya başvurmak zorunda bırakması” nın bir yaptırımı olmalıdır. Yazar aynı zamanda, bir kimsenin borcunu ödeyemedi diye hapsedilmesinin savunulacak bir şey olmadığını ifade etmekle birlikte, borcunun ödeyememenin başka, ödeme gücü varken, alacaklıyı icraya takibine başvurmak zorunda bırakıp, borcunu ödememekte direnip, alacaklıyı yokuşa sürmenin çok başka şeyler olduğunu belirtmektedir.
Bu açıklamalar çerçevesinde Anayasa Mahkemesi tarafından verilen bu kararın yerinde olduğu düşüncesini taşımaktayız.