SONUÇ
1. Anayasa Mahkemesi’nin bu makaleye konu olan 2023 yılında verilmiş bireysel başvuru kararında, sigorta tahkimi sonucu verilen kararı inceleyemeyeceği, başvurucunun genel mahkemelerde dava açmasının ardından verilecek mahkeme kararını denetleyeceği; kaldı ki sigorta tahkiminin tazmin talebi için elverişli bir yol olmadığını kabul ederek başvurunun usulden reddine karar vermesi kanımızca hatalıdır. Anayasa Mahkemesi’nin yasal düzenlemeyle hizmet veren kurumsal tahkim kararını dikkate almaması, kesin hükmün varlığını görmezden gelmesi isabetli olmadığı gibi başvurucuların dava açması, hakem kararının “kesin hüküm” teşkil etmesi ve bunun bir dava şartı olması (HMK m. 114, 1/i) nedeniyle de mümkün değildir.2. Anayasa Mahkemesi, bu kararından önce tespit edebildiğimiz iki bireysel başvuru kararında ise farklı bir yaklaşım sergilemiş; tarafların tahkim yoluna başvurmakla adil yargılanma hakkına ilişkin iddialarını denetletme imkânından kendi iradesiyle vazgeçmiş olmaları ve verilen hakem kararının da Kanun gereği kesin nitelikte olmasından hareketle, ortada denetlenecek bir yargısal karar olmadığından başvuruları, açıkça dayanaktan yoksun olduğu…
3. Hakem kararlarına karşı bireysel başvuru yapılıp yapılamayacağı konusunda…
4. Anayasa Mahkemesi, bu makaleye konu olan kararında, “tazminat davalarını” veya devlet mahkemelerini daha yüksek başarı şansı sunabilecek, kullanılabilir ve etkili bir başvuru yolu olarak kabul etmekte ve tazminat davası yolu tüketildikten sonra benzer iddialarla bireysel başvuruda bulunulduğu takdirde esas yönünden ayrıca bir değerlendirme yapacağını ifade etmektedir. Mahkemenin bu yaklaşımı yukarıda söz edilen iki kararından farklı olduğu gibi temel olarak hakem kararının bir mahkeme tarafından denetlenmesinden sonra başvuruya konu olabileceği şeklindeki görüşünden de farklıdır. Tahkim, devlet yargısına alternatif olmakla birlikte bir uyuşmazlık çözüm yolu olup hakem kararları da devlet mahkemesi kararları gibi kesin hüküm teşkil eder. Anayasa Mahkemesi’nin hakem kararından sonra genel mahkemelerde dava açılabileceğini kabul etmesinin altındaki sebep, olsa olsa sigorta tahkim yargılaması bakımından doktrinde de vurgulanan yapısal eksiklikler ve temel yargılama güvencelerinin tam olarak sağlanmamış olması; hatta sigorta tahkim
5. Ekonomik, basit ve kolay işleyen uzmanlığa dayalı bir uyuşmazlık çözüm yolu olmak üzere getirilen yöntemin adil yargılanma hakkının gereklerine uygun bir şekilde yapılandırılması ve yeniden ele alınması zorunludur. Özünde bir tahkim yargılaması olan sigorta tahkimi sonucunda verilen kararın kanunun öngördüğü yollar (itiraz hakemi ve temyiz) dışında devlet mahkemesine taşınması olanağı yoktur. Anayasa Mahkemesi’nin muhtemelen yargısal temel hakları öncelemek suretiyle sigorta tahkim yolunun elverişli ve uygun bir yol olmadığını kabul etmesi, tahkim yargılaması ve hakem kararının kesin hüküm gücünü sarsmaya yönelik hatalı bir yaklaşımdır. Ancak ne var ki özellikle hiçbir denetimin söz konusu olmadığı verildiği anda kesin olan hakem kararları bakımından da devletin sorumluluğu olmadığı ileri sürülemez. Çünkü tahkim yargılamasının özünü teşkil eden hukuki dinlenilme hakkı ve eşitlik ilkesine uygun bir mevzuat ve yargılama usulü getirilmesi zorunludur. Sigorta tahkim yargılamasına ilişkin mevzuatın eksiklikleri ve boşlukları tartışma götürmeyecek kadar açıktır. Bu nedenle başta Sigorta Tahkim Komisyonu’nun örgütsel yapısı olmak üzere tahkikat ve yargılama usulüne ve kanun yollarına ilişkin kapsamlı ve HMK ile uyumlu değişiklikleri bir an önce gerçekleştirmek kanun koyucunun görevidir. Bu başvuruda görüldüğü üzere verildiği anda kesin olan kararların yol açtığı hak ihlalleri son derece önemlidir. Adalete erişimi engelleyen, verildiği anda kesin kararlar, tahkim yönünden ayrı bir sakınca teşkil etmektedir. Doktrinde isabetle belirtildiği üzere “tahkimde, hakem kararları için geçerli olan denetim muhakemesinden feragat yahut onu işlevsiz kılacak ölçüde getirilen engeller, mahkeme kararlarından çok daha özellikli ve hassas bir mesele olup miktar yönünden geçerli sınırın acilen lâğv edilmesi gerekir. Aksi yolda ısrar, kanunun anayasaya uygunluğu sorununu beraberinde getirecektir”.Sayfa 7236. Somut olayda verildiği anda kesin bir hakem kararı mevcut olduğu dikkate alınarak başvurucunun talebinin adalete erişim ve adil yargılanma hakkının ihlali bakımından ele alınması ve Anayasa Mahkemesi’nin de “kabul edilemezlik kararı” yerine esasa ilişkin özellikle ispat hakkı bakımından bir değerlendirme yoluna gitmesi uygun uygun olurdu. Zira tahkimde de uyulması zorunlu yargısal temel haklardan olan hukuki dinlenilme hakkının ihlali iddiası, denetlenmesi gereken bir adil yargılanma hakkının bir unsurudur. Çünkü tarafların devlet yargısından daha esnek ve üzerinde serbestçe tasarruf edebilecekleri usul hükümleri kararlaştırmaları mümkün olan tahkimde uyulması gereken asgari yargısal temel hak güvenceleri mevcuttur. Tahkimde de tarafların hukuki dinlenilme hakkına ve eşitlik ilkesine riayet edilmesi gerekir. Sigortacılık Kanunu’nda HMK’na yapılan atıf doğrultusunda sigorta tahkiminin de bu kurallara uygun yürütülmesi gerekir. Sigorta tahkiminde eleştiriye açık veya eksiklik taşıyan hususların düzeltilmesi şarttır. Aksi halde anayasal gerekliliklere aykırı bir yargılama yapılmış olur. Buna karşılık Anayasa Mahkemesi’nin sigorta tahkimi bakımından verdiği bu karar da devletin sigorta uyuşmazlıklarını kısa sürede, uzman kişiler eliyle ve en az giderle çözmek şeklindeki amacının bundan böyle gerçekleşemeyeceği ve bunun sistem için arz ettiği tehlike de gözden uzak tutulmamalıdır.Sayfa 724