Atalay makul güvence raporunda kullanılacak hesap mutabakatlarının bankalar nezdinde borçlunun konkordato hazırlığı içerisinde bulunduğunun tahmin edilmesine olanak tanıdığını, bu sebeple kredilerin geri çağrılması ihtimalinin gündeme geldiğini; raporla mali verilerin doğruluğunun denetlendiğini fakat salt bu verilere dayanılarak geleceğe yönelik tahminler için makul güvence verilmesinin anlaşılabilir olmadığını, uygulamada da nitelikli analizler yapılmadan makul güvence verildiğini; konkordato talebine eklenmesi gereken raporun, makul güvence ve denetim standartlarıyla bir ilgisinin olmadığını, alacaklıların ilerde projeye yönelik kullanacakları oyun tespitinde yardımcı olmasının öngörülmediğini, sadece mahkemece bilirkişi incelemesine gerek duyulmadan derhal geçici mühlet kararı verilebilmesine imkan sağlamaya yönelik olduğunu; bu sebeple 7155 sayılı Kanunla yapılan değişikliğin isabetli olmadığını ve değişikliğin konkordatoya başvuruyu usulen zorlaştırmaktan başka bir işe yaramadığını, mahkemece geçici mühlet verebilmesi için aranması gereken raporun konkordato projesini analiz ederek, zayıf ve güçlü yönleri ile risklerini değerlendiren bir rapor olması gerektiğini ifade etmektedir(33). Öztek 7155 sayılı Kanun değişikliğinin 7101 sayılı Kanunu hazırlayan bilim komisyonunun bilgisi dışında yapıldığını(34)…
Atalı/Ermenek/Erdoğan makul güvence raporunun bizzat borçlu tarafından bedeli ödenerek talep edildiğini, raporun alınmasında mahkemenin bir etkisinin olmadığını, objektifliğin sağlanabilmesi için makul güvence raporlarının borçlu tarafından değil mahkeme aracılığıyla alınmasının menfaatler dengesine daha uygun olacağını ifade etmektedir(36)…
Eroğlu makul güvence raporuna ilişkin düzenlemede bağımsız denetçilere ağır sorumluluklar yüklendiğini, bu durumun konkordato başvurularını azaltacağını belirtmektedir(37)…
