Cemiyetin üyeleri ilk olarak, yerli ve yabancı eser sahiplerinin emeğini suistimal eden ve ahlâka uygun görülmesi mümkün olmayan bazı ihlâllere(49)…
Gerek Telif Hakları Cemiyeti’nin etkisine gerek bir önceki başlıkta bahsedilen Prof. Dr. Ernst Hirsch’in yol haritasına, FSEK’in ve Bern Sözleşmesi’ne katılma konusunda hükümete yetki veren Kanun’un gerekçelerinde rastlamak da mümkündür. Örneğin FSEK’in…
“Meşrutiyet devrinin mahsulü olup, bundan 40 yıl önce hazırlanmış olan ve 8 Mayıs 1326 (1910) gününden beri yürürlükte bulunmuş olan Hakkı Telif Kanunu gerek şümul ve gerek ruh itibariyle tanzim edilmiş olduğu zamanın izlerini taşımaktadır. …
[...] milletin fikir ve kültür hayatiyle çok yakından ilgili olan bu Telif Hakkı Kanunu, bundan 40 yıl önceki Osmanlı imparatorluğunun daha doğrusu o zaman fikir cereyanlarının merkezi olan İstanbul’un fikrî durumuna az çok uyabilmiş ise de, memleketimizin son 25 yıl içindeki kültür ve hukuk inkılâpları neticesinde meydana gelmiş olan bugünkü millî fikir ve kültür hayatiyle modern mevzuatımıza asla tekabül etmemektedir. Bu durumdan daha doğrusu bu uygunsuzluk ve kifayetsizlikten zarar gören, yalnız ilim, fikir ve sanat erbabı değil, bütün memleketin irfan hayatıdır. Çünkü milletin serveti demek olan vatandaşların ibda kabiliyeti, kolay para kazanmak hırsı ile hareket edenlerin istismar yollarına karşı kâfi derecede korunmadıkça ilim, fikir ve sanat adamlarımızdan memleketimizin muhtaç olduğu keyfiyet ve kemmiyette fikir mahsulleri, hele dünya çapında eserler beklenemez. Bu sebeplerden dolayı Telif Hakkı Kanununun değiştirilmesinin bir zaruret olduğu fikri yıllardan beri ilgilileri meşgul ederek 1938 yılında toplanmış olan Neşriyat Kongresinde açık ifadesini bulmuştur. Hem…
Türkiye’nin Bern Sözleşmesi’ne taraf olması için hükümeti yetkilendiren 5777 sayılı Kanun’un Gerekçesinde ise, Bern Birliğine katılmanın bir zorunluluk hâlini aldığı şu ifadelerle açıklanmaktadır(55)…
“Birleşmiş Milletler Genel Kurulunun 10.XII.1948 tarihli ve 217 (III) sayılı karariyle kabul olunan ‘İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin 27 nci maddesinde: ‘Herkesin sahibi bulunduğu her türlü ilim, edebiyat veya sanat eserlerinden mütevellit mânevi ve maddi menfaatlerinin korunmasına hakkı vardır’ denildiğine göre hemen hemen bütün Avrupa devletlerinin üye oldukları Berne Birliğine memleketimizin de katılması zarureti hâsıl olmuştur.”…
Bu çerçevede Bern Sözleşmesi’ne katılmaya karar veren Türkiye, yabancı eserlerin…
“... Bununla beraber, bu tercüme hakkı, asıl eserin ilk defa aleniyet kesbetmesinden itibaren on yıllık bir süre içinde eser sahibi tarafından Birlik memleketlerinden birinde, himaye talep olunan memleketin resmî dilinde bir tercüme neşredilmek veya neşrettirilmek suretiyle kullanılmamışsa hükümden düşer. Tam bir tercüme serbestisi; sözleşmenin prensiplerine aykırı olduğundan, muteber sayılan yukarıki ihtirazi kayıt altında Birliğe girmek en münasip hal çaresidir. ... Bu tasarı ile birlikte sevkedilmiş olan ve Edebiyat ve Sanat Eserlerinin Korunmasına dair bulunan Berne Anlaşmasının esaslarına uygun olarak tasarısının kanuniyet iktisap edebilmesi için gerekli hazırladığımız Fikir ve Sanat Eserleri kanun zamanı temin maksadiyle Birliğe iltihakımızın 1 Ocak 1952 tarihinden itibaren hüküm ifade etmesi kabul edilmiştir.”…
Türkiye’nin on yıllık süre sınırını Bern Sözleşmesi’nin taraflarına kabul ettirmesi…
İşte bu gelişmeler üzerine Türkiye Bern Sözleşmesi’ne taraf olmuş, Telif Haklarını Koruma Cemiyeti’nin mücadelesi sonunda ve Prof. Dr. Ernst Hirsch tarafından hazırlanan Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu, 5 Aralık 1951 tarihinde kabul edilip 1 Ocak 1952 tarihinden itibaren yürürlüğe konmuştur. Önemli değişiklikler getiren bu Kanun’un kabul ve yürürlük tarihleri arasında görece kısa bir süre olması, aslında yıllardır geciken düzenlemenin daha fazla ötelenmek istenmemesinden ve aynı tarihte Bern Sözleşmesi’nin de uygulanmaya başlayacak olmasından kaynaklanmaktadır(58).…
Burada Prof. Halide Edip Adıvar’ın FSEK’in kabulünden bir hafta önce Milli Eğitim Komisyonu adına söz alarak mecliste yaptığı konuşmasına değinmeyi de uygun görüyoruz. Bu konuşmada Adıvar, katkılarından dolayı Hirsch’e teşekkür etmiş, milletvekillerinden görüşülmekte olan FSEK’i kabul etmelerini aşağıdaki sözlerle istemiş ve alkışlar eşliğinde kanun kabul edilmiştir(59)…
