Bu düzenlemelerin özel hukuk bakımından sonuçları ile ilgili ikinci tespit de şudur: Kanun koyucu özel hukuk sonuçlarını düzenleme iradesi ile hareket etmediği ve hatta bunları da düşünmediği için, bu kurumların uygulanması ile bazı uygulama sorunları ile karşılaşılması kaçınılmazdır. Burada iki tanesinden bahsedelim: Gerek uzlaşma, gerekse taahhütle sonuçlanan dosyalar bakımından, teşebbüsler aleyhine tazminat sorumluluğu gündeme gelebilir. Bu da tabiidir. Ancak bu hâllerde, teşebbüslerin (ihlale konu olduğu iddia edilen) eylemi rızaları ile sonlandırdığı ve hatta (uzlaşma açısından) ihlali kabul ederek Kurum ile işbirliği yaptığı düşünülürse, acaba üç katı tazminata hükmedilecek midir? Ya da tazminatın genel olarak takdirinde bu husus dikkate alınacak mıdır? Bu soruların yanıtları yoktur. Bizce bu gibi hâllerde, bu müesseselerin özendirilmesi açısından üç katı tazminatın uygulanması isabetli olmaz. Diğer yandan uzlaşan teşebbüs müteselsil sorumlu olmaya devam edecek midir? Yahut, bu süreçte teşebbüslerin sağladıkları bilgi ve belgeler, tazminat davalarında kullanılacak mıdır? Kanun koyucu bu gibi senaryoları hiç dikkate almamış, düzenleme yapmamıştır. Bizce bu eksikliktir ve burada (bilinçsiz) kanun boşluğu mevcuttur. Üçüncü tespit de şudur: Mevcut Yargıtay içtihadı muhafaza edilirse (“de minimis”…
