Farklı coğrafyaların, temelde evrensel insan hakları ilkeleri paralelinde yasal geçiş…
“Günümüzde kalkınma birkaç önemli açıdan farklılık göstermektedir: devlet hukukunun yanı sıra yasal statüye sahip birden fazla hukuki form varlığını sürdürmektedir (hukuk devlette konsolide edilmemiştir), devletin yasal kurumları ve yasal gelenekleri daha genç ve daha az yerleşiktir, kamu-özel ayrımı zayıf bir şekilde kurulmuştur ve birçok yasal kurum ve norm toplumla bağlantılı olarak zaman içinde gelişmemiş, dış kaynaklardan (sömürgeleştirme, küresel kapitalizm, liberal demokratik haklar) nakledilmiştir. Hukuki çoğulculuk, öngörülebilir gelecekte kalkınma bağlamlarında bir gerçeklik olmaya devam edecektir (her ne kadar bazı yerlerde devlet hukuku ile karşılıklı ilişkiler zaman geçtikçe daha iyi ifade edilebilir hale gelse de). Yol seçimiyle pekiştirilen bu mevcut yerleşik durum, gelişmekte olan toplumların sosyo-kültürel normatif düzeni ile devlet hukuk sistemlerinin normatif temelleri arasındaki zıtlıkla derinleşmektedir. Bu normatif zıtlık sömürgeleştirme sırasında ortaya çıkmıştır ve bugün de küresel kapitalizm ve liberal normların bu toplumlara yönelik sürekli dış saldırısıyla beslenmektedir. Bu çatışma ancak dünyanın dört bir yanındaki kültürler ve toplumlar, dışarıdan getirilen hukukun normatif temellerine daha iyi uyacak şekilde yakınlaşırsa ortadan kaldırılabilir. Batılı toplumlar bu keskin normatif zıtlıkla hiçbir zaman boğuşmak zorunda kalmadılar çünkü kapitalizm, liberalizm ve hukuk sistemleri kolektif olarak kendi kültürleri ve toplumlarıyla senkronize bir şekilde gelişti. En önemli fark da burada yatmaktadır.”(21)…
Brian Tamanaha’nın yukarıdaki görüşlerine paralel olarak, adalete erişim ve kültürel…
