a.Sulh Hâkimleri Hakkında Kanun-ı Muvakkati’nde Getirilen Değişiklikler
BMM’de 27.11.1336 tarihinde kabul edilen bir Kanunla, 11 Nisan 1329 tarihli Sulh Hâkimleri Hakkında Kanun-ı Muvakkati’nin…
“Efendiler; Encümen diyor ki, teklif, bu maddenin tadilini icabetmez. Zira bunun başlıca sebebi evrakı nakdiyedir. Evrakı nakdiyenin kuvvei iştiraiyesi yükselmese bunun tadiline lüzum kalmaz diyor. Halbuki evvelce madenî para ile on liraya alınan bir at bu gün 70-80 kağıt liraya çıkmıştır. Bir kutu fes bu gün beşer liradan elli lira eder. Bir tüccar bir kutu fesi satmak için, mütehaddes olan bir davadan dolayı sulh mahkemesine mi müracaat etsin? Bidayet mahkemesine mi müracaat etsin? Bu sulh mahkemelerinin teşkilinden maksat millete kolaylık göstermekten ibarettir. Milleti hükümete raptetmektir. Kolaylık gösterin, zorluk yapmayınız. Suhulet gösteriniz, halkı daima tenfir etmeyiniz… Bu gün bütün mahkemelerin, hâkimlerden sorarsanız, sulh mahkemesi haline kalbini isterler…Binaenaleyh, bu maddenin nazarı dikkate alınıp o suretle tadilini teklif ederim”…
Belirtmek gerekir ki, Adliye Encümeni bu teklifin aleyhinde görüş bildirmiş olup…
“…Ufak davaları süratle rüyet için ihdas edilen sulh mahkemelerinin bu günkü hal ve vaziyeti ile vazifelerini tezyit muvafık görülmemekle mehakimi hukukiye harçlarının tenkisine sebebiyet verecek böyle bir teklifin kanun tadiline sebebi kâfi olmadığını ve bahusus bu maddenin yalnız altın ile evrakı nakdiye beyninde mevcut farka müsteniden tebdil ve tadili hiçbir zaman muvafık olamayacağı teemmül edilerek teklifi vakıın reddiyle evra
Adliye Encümeni Mazbatasındaki gerekçeleri izah etmek üzere söz alan Encümen üyesi…
“…Efendim, sulh mahkemeleri, mesaili basita ve âdiyeyi serian halletmek üzere ihdas olunmuş ve sulh hâkimleri olan yerlerde faydası görülmüş tesisatı adliyeden birisidir…Bunun cezada ve mesaili hukukiyede salâhiyeti, madde bemadde tefrik edilmiştir. Üçüncü maddesinde; beş bin kuruşa kadar kıymet olan, gerek nakit, yani emvali menkule ve gerek emvali gayrimenkuleye ait davalarla hakkı mürur, hakkı şuf’a ve hakkı mesil gibi meseleleri rüyete salâhiyettardır der. Şimdi beş bin kuruşluk dava gören mahkeme, liranın miktarı beş misline çıktı diye onu otuz bine çıkaralım demek doğru değildir. Hepimiz biliyoruz ki, kazalarımızda sulh hâkimleri yoktur. Teşekkül eden bidayet mahkemeleri ancak sulh kanununa tevfikan iş görüyor. O kadar işleri çoğalmıştır ki bunlara eğer otuz bin kuruşa kadar vasi bir salâhiyet verecek olursak işler değişmeyecek… İkinci bir mahzur da vardır; bir kanunun tebdili, borsaya tâbi olamaz. Bu gün altının piyasasına göre kanun tebdil etmekle yarın yine ayni kanunun değişmesi icabedecektir. Onun için efendim, Adliye encümeni bu kanunun, bilhassa sulh hâkimleri bulunan yerlerde mesaili âdiye ile bunalmış olan hâkimlerin kafalarını yormamak için, reddinin Heyeti Aliyeye arzedilmesini tensip etmiştir” vurgular eklenmiştir.…
Kanun teklifinin lehinde söz alan Karahisarı Sahip mebusu Mehmet Şükrü ise yapmış…
“…Sulh hâkimleri kanunu ilk defa yapıldığı zaman istihdaf ettiği gaye itibariyle köylünün ayağına adaleti götürmek için yapılmıştı. Seyyar olacaktı. Maateessüf seyyar yapılmadı. Sulh hâkimleri de kemafissabık vilâyetlere inhisar etti. Sulh hâkimleri bu gün müstakillen vilâyetlerde ve birkaç livada vardır. Bütün kazalarla ekser livalarda sulh mahkemeleri yoktur. Sulh mahkemeleri olmıyan yerlerde bidayet mahkemeleri, kanunu mahsusuna tevfikan bu işleri gördüklerinden ahaliye bir sühulet olmaktadır. …
Devam eden süreçte, BMM’nin 3 Kasım 1337 tarihinde kabul ettiği 163 sayılı Kanunla,…