Fricker’da tanıklığa dayalı adaletsizlik, kimliğe dair ön yargıların bilen olarak…
-
Git
: -
Favorilere ekle veya çıkar
-
ᴀ⇣ Yazı karakterini küçült

On İki Levha Yayıncılık
Yayın tarihi: Ağustos 2024
Sayfa: 302 - 308
Gülriz Uygur
Editör:F. İrem Çağlar Gürgey, Nazime Beysan, Gülriz Uygur
Aşağıda bir kısmını gördüğünüz bu dokümana sadece Profesyonel + pakete abone olan üyelerimiz erişebilir.
2.Epistemik Adaletsizlik ve Yapısal Adaletsizlik
Epistemik adaletsizlikle ilgili Miranda Fricker’ın görüşleri çerçevesinde hareket…
Tanıklığa dayalı adaletsizlik, insana bilen biri olarak statü kazandıran şeye erişilmesini ortadan kaldırır.
Fricker tanıklığa dayalı adaletsizliğin örneği olarak Bülbülü Öldürmek romanındaki…
Yargılama işlemleri, bir anlamda, kanıtların gücü ile ırkçı önyargıların gücü arasındaki açık mücadeleye sahne olmakta ve bütünüyle beyazlardan oluşan jürinin verdiği karar en nihayetinde ırkçı önyargılara yenik düşmektedir
Kadınların yargılamasında da benzer durumlarla karşılaşılmaktadır. Özellikle cinsel…
İktidar, pratik bakımdan ötekilerin eylemlerini denetim altına almak amacıyla toplumsal olarak konumlandırılmış bir kapasitedir ki bu kapasite belirli toplumsal failler tarafından (etkin ya da edilgin bir şekilde) icra edile
İktidarın iş başında olduğu her yerde, kimin veya neyin kimleri ne amaçla denetlediğini sorusunu sormaya hazır olmamız gerekmektedir.
Siyahi olmakla ilgili olarak da iktidarın siyahileri ne amaçla denetlendiği sorusunu…
Önlerine konulan kanıtlar ışığında, jürinin bir sanık olarak Robinson’a ilişkin sarsılmaz önyargılara dayanan toplumsal kavrayışları, aynı anda kocaman bir epistemik başarısızlığa ve kayda değer pratik sonuçları olan korkunç bir etik başarısızlığa yol açar
Epistemik başarısızlık hakikate erişememekle ilgili olup, Fricker ön yargının bu…
… çünkü önyargı ya dinleyicinin belirli bir gerçeği düpedüz gözden kaçırmasına neden olarak ya da eleştirel fikirlerin dolaşımında belirli tıkanıklıklar yaratarak gerçeğin önünde bir engel teşkil eder
İktidarla ilişkisinde bu tür ön yargı sistematik tanıklığa dayalı adaletsizliğin…
Adaletsizlik, tanıklığa dayalı adaletsizlik bağlamında, ancak kimliğe dayalı önyargının özneyi farklı toplumsal etkinlik alanları boyunca adım …
Hermeneutik adaletsizlik ise hermeneutik boşlukta ortaya çıkar. Bu tür adaletsizlikte…
Tahakküm altına alınmış kimseler, tahakküm edenlerin kendi amaçları doğrultusunda yapılandırdıkları bir dünyada yaşarlar; en azından bizlere ait olmayan ve çeşitli şekillerde gelişim göstermemize, hatta varlığımıza düşman olan amaçlardır bunlar.
Nancy Hartsock’tan yaptığı bu alıntıyla Fricker hermeneutik adaletsizliğe işaret…
Öyle ki hâkim konumdakiler kendi deneyimlerini anlamlandırma esnasında bu deneyimlere uygun kavrayışları elde bulundurma eğilimi gösterirken, tahakküm altındakilerin kendi toplumsal deneyimlerini belli belirsiz şekilde, yani en iyi ihtimalle bu deneyimleri anlaşılır kılmak için uygun olmayan anlamlardan yararlanarak kendilerini bulmaları daha olasıdır.
Bu bağlamda Fricker kadın hareketindeki bilinç yükseltme ve kadın deneyimlerinin…
Cinsel tacizin toplu olarak değerlendirilmesinden önce, erkeklerin kadınlara bu şekilde davrandıkları zaman onlara ne yaşattıklarına ilişkin …
Fricker bu kavrayışın olmamasının tacize uğrayanlar bakımından nasıl hissedildiğini…
Zira bu kavrayışın yokluğunda derinlemesine problemli, kafası acayip karışık ve yalnız, ayrıca süregiden tacize karşı savunmasız bırakılmış olacaktır.
Bu bağlamda taciz edenlerin ve tacizi anlamayanların, tacize uğrayanların zarar görmesini…
Taciz örneği çerçevesinde Fricker, hermeutik adaletsizlik ve tanıklığa dayalı adaletsizliğin…
… hermeneutiğe dayalı adaletsizliğin çoğu durumda tanıklığa dayalı adaletsizlikle birleşmesi durumu. Hermeneutik adaletsizliğin sistematik olduğu her durumda, bu birleşme gerçekten de ortaya çıkmaya meyledecektir; çünkü marjinalleştirilmiş birden fazla grubun üyeleri, kimliğe dayalı önyargıya maruz kalma eğilimi gösterecektir.
Epistemik adaletsizlik, bireylerarası işlemlerde ve ilişkilerde ortaya çıkan bir…
Yapısal adaletsizliği de İris Marion Young’ın görüşlerinden hareket ederek ortaya…
Tahakküm, insanların eylemlerini veya eylemlerinin koşullarını belirlemeye katılmalarını kısıtlayan veya engelleyen kurumsal koşullardan oluşur. Diğer kişi veya gruplar, birtakım kişilerin eylemlerinin koşullarını doğrudan ya da eylemlerinin yapısal sonuçları sayesinde karşılıksız olarak belirleyebilmekteyse söz konusu kimseler tahakküm yapıları içinde yaşamaktadır.…
… Baskı genellikle tahakkümü, yani ezilen insanların başkaları tarafından belirlenen kurallara uymasını kısıtlamayı içerir veya bunu gerektirir.
Ancak Young, tahakküm ve baskı ilişkisinin her zaman olduğunu belirtmez; yani her…
Bu yapıyı Haslanger’ın yukarıda belirtilen yapı, sistem ve pratikler anlayışıyla…