• 2001 tarihli Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararına(1) konu uyuşmazlıkta, davacı vasiyet alacaklısı açtığı davada, vasiyetçi tarafından yapılan satışın vasiyetnamenin hükmünü bertaraf etmek amacıyla muvazaalı olarak yapıldığını ve bu durumda vasiyetten zımni bir rücunun söz konusu olamayacağını ileri sürerek, taşınmaza ilişkin tapu kaydının iptalini ve mirasbırakan adına tescilini talep etmiştir. Davacı ayrıca böyle bir davayı açmakta hukuki yararı olduğunu belirterek, taraf ehliyetinin bulunduğunu ileri sürmüştür. Davalı ve karşı davacı olan yasal mirasçı ise, kendisinin mirasbırakanın evlatlığı sıfatıyla yasal mirasçı olduğunu, mirasbırakanın sağlığında intifa hakkını saklı tutarak taşınmazın çıplak mülkiyetini kendisine temlik ettiğini, mirasbırakanın böyle bir sağlararası tasarruf yapmakla vasiyetten rücu ettiğini, bu nedenle vasiyetnamenin hükümsüz kaldığının tespiti ile vasiyet lehtarı tarafından açılan davanın reddini talep etmiştir. Ayrıca mirasçılık sıfatını hiçbir zaman kazanmayan vasiyet lehtarının, muvazaa nedeniyle iptal davası açma sıfatının bulunmadığını ileri sürmüştür. Yerel mahkeme, muvazaaya dayanan tapu iptal ve tescil davasının kabulü ile dava konusu taşınmazın tapu kayıtlarının muvazaa nedeniyle iptaline ve muris adına tesciline, vasiyetnamenin hükümsüzlüğüne ilişkin davanın reddine karar vermiştir. Yerel mahkemenin bu kararı, Yargıtay 1. Hukuk Dairesi’nce; muayyen mal vasiyeti niteliğinde düzenlenen vasiyetnamelerin, ilgilisine kişisel hak sağladığı, öte yandan vasiyetnamelerden rücunun mümkün olduğu, dolayısıyla murisin sağlığında kati olarak gerçekleştirdiği satış işlemiyle henüz ifa aşamasına
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, çözülmesi gereken hukuki sorunun, kendisine muayyen…
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, yukarıda özetlenen teorik açıklamalar ışığında somut…
“Vasiyetçi her ne kadar vasiyetnameden, vasiyetname ile bağdaşmayan bir hukuki tasarrufla rücu edebilirse de o tasarrufun hukuki sonuç doğurabilmesi daha açık bir anlatımla vasiyetnameyi ortadan kaldırabilmesi için sonradan yaptığı hukuki tasarrufun geçerli olması gerekir. Öyleyse lehine muayyen mal vasiyetinde bulunulan davalı ve karşı davacı Meral vasiyetnameden kaynaklanan kişisel hakkına dayanarak vasiyetçinin daha sonra yaptığı satışın muvazaa nedeniyle hüküm ve sonuç doğurmayacağını ileri sürüp iptal ve vasiyetçi adına tescili yönünde dava açmakta hukuki yararı ve hakkı bulunduğunun kabulü gerekir. Böylece, lehine muayyen mal vasiyetinde bulunulan kişi vasiyetnameden doğan kişisel hakkını Medeni Kanunun 541. maddesine göre vasiyetçinin mirasçılarına karşı ileri sürme, hakkına kavuşmuş olacaktır. Somut olayda, yararına vasiyette bulunulan Meral muvazaa nedeniyle iptal ve tescil davası açmakta hukuki yararının bulunduğu yönünde mahkemenin kabulü doğrudur.” (HGK, 21.11.2001, E.2001/1-958, K.2001/1035…
sonucuna ulaşılmıştır.…
Diğer yandan bu karara ilişkin yazılan ilk karşı oy yazısında,…
“Muvazaanın esaslı unsurlarından biri ise gerçek amacı gizlemek, üçüncü kişileri aldatmaktadır. Muayyen mal vasiyetinde bulunduktan sonra vasiyet ettiği taşınmazı bir başkasına satan vasiyetçinin gizlediği hiçbir şey bulunmadığı gibi üçüncü kişileri aldatmak için bir neden de yoktur. Vasiyetçi vasiyetini ikinci bir vasiyetle gizlice ortadan kaldırabilme hakkı bulunduğu halde aksine aleni ve resmi bir muamele yaparak vasiyetnameyi hükümsüz bırakma yolunu seçmiştir. Vasiyetçinin aslında bağışlayabileceği taşınmazların satış gibi göstererek devretmesinde üçüncü kişileri aldatmak için bir neden bulunmamaktadır. Somut olayda, muvazaanın gizleme ve aldatma unsurları gerçekleşmesi mümkün değildir. Muris, mirasçının kanundan doğan miras hakkını dilediği şekilde elinden alamaması nedeni ile muvazaalı temlik yapmaktadır. Mal sahibi kiracısını mecurdan yasal yollardan çıkaramadığından taşınmazın muvazaalı olarak kiracıyı çıkarabilecek kimseye devretme yoluna başvurmakta, borçlu alacaklısından mal kaçırabilmek için taşınmazını bir başkasına temlik etmektedir. Vasiyetçinin ise vasiyetnameden rücu etmesi veya onu hükümsüz …
Diğer karşı oy yazısında ise,…
“Vasiyet tek taraflı bir hukuki işlem olduğuna göre, vasiyetten rücu da hiç kimsenin muvafatına bağlı değildir. Miras bırakanın sağlığında vasiyetname düzenlemesinden sonra, tapu memuru huzuruna gidip bir başkasıyla sağlararası hukuki işlem yaparak, işlem yaptığı kişi lehine satış iradesini açıklaması ile Medeni Kanunun hükümsüzlük izafe ettiği önceki muayyen mal vasiyeti ve buna bağlı kişisel hak kendiliğinden ortadan kalkar.…
Tapudaki temliki işlemin karşılıklı iradelerini taşıyan bir tasarruf olması tek taraflı rücuun ortaya çıkardığı vasiyetnamenin hükümsüzlüğünü etkileyemez. Diğer bir deyişle tapudaki satış işleminin yapıldığı anda miras bırakanın iradesini açıklaması ile rücuun (dönmenin) tüm unsurların ortaya çıkmış olmaktadır. Bu itibarla tapudaki sözleşmenin maddi anlamda niteliğinin araştırılmasına gerek yoktur.…
