Prof. Dr. Funda Başaran Yavaşlar: Ben üç konuşmacıya da çok teşekkür ediyorum, çok değişik açılardan konuya yaklaştılar. Her üçüne de ayrı ayrı sorularım olacak. Öncelikle Sayın Öner’e. Kendisi, vergi mahremiyeti konusunda Türkiye’nin karnesinin iyi olmadığını, bu nedenle diğer ülkelerin Türkiye’ye bilgi verme konusunda giderek daha çekingen davrandıklarını belirtti. Ben bunun nedenini sormak istiyorum. Yasal sorunlar mı var, yani vergi mahremiyetine ilişkin Vergi Usul Kanunu’nun 5. maddesini mi yeterli görmüyorlar? Yoksa uygulamayla ilgili sorunlar mı var, yani 5. maddenin uygulamasında birtakım sorunlar olduğunu düşünüyorlar ve bu nedenle mi vermek istemiyorlar bilgiyi? İkinci sorum yine Sayın Öner’e: Şu anki düzenlemeler çerçevesinde, bilgi değişimine ilişkin anlaşmalarda ya da çifte vergilendirmeyi önleme anlaşmalarındaki hükümler çerçevesinde, mükellefin hakkındaki bir bilginin, onun haberi olmadan bir diğer vergi idaresine verilebilmesi mümkün. Karşılaştırmalı hukukta bu soruna ilişkin çözümler geliştirilmiş mi, yoksa bu bütün devletler bakımından genel bir sorun mudur? Örneğin, iç hukukta ya da hatta belki uluslararası anlaşmalarda, mükellefin önceden haberdar edilmesi gibi bir düzenleme getirilebilmesi mümkün müdür? Sayın Vadapalas’a tek sorum olacak: Temel Haklar Çartası, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nden sonra yapılan bir düzenlemedir. Avrupa Adalet Divanı, Temel Haklar Çartası’ndaki düzenlemeleri yorumlarken Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarından yararlanıyor mu? İki Yüksek Mahkeme
Prof. Dr. Gülsen Güneş: Evet, isterseniz bunları cevaplandıralım, sıcağı sıcağına.…
Doç. Dr. Cihat Öner: Müsaade ederseniz ben başlayayım sırasıyla. Mahremiyet konusunda Türkiye’nin karnesinin iyi olmadığını ifade ettim. OECD son raporlarında, özellikle bilgi değişimiyle ilgili standartlara uygun olup olmadığı konusundaki raporunda, bu hususu belirtti. Kısmen uygundur sonucu çıktı. Bu yasal zeminden değil, yasal sorunlardan değil, daha çok uygulamadan ve bilginin korunduğu mekanizmaların, elektronik sistemlerin tam gelişmiş olmamasından kaynaklanıyor, Hocam. Özellikle bu son imzalanan FATCA Anlaşması’ndaki Amerika’nın madde olarak anlaşma metnine Türkiye’nin altyapısını oluşturduktan sonra bilgi değişiminin başlayacağı şartını koymasının nedeni bu. Yoksa Vergi Usul Kanunu’ndaki hüküm “bilgi gizli tutulacaktır, kimseye açıklanmayacaktır” diyor da, buna erişim, bunun korunması ve güvenliği bakımından bir yasal eksikliğimiz var. Güvenliğine ilişkin, kişisel verilerin korunmasına ilişkin bir yasa tasarısı var. Ticari sır tasarısı vardı, tasarı olarak hala var. Yasal eksiklik de bu anlamda ortaya çıkıyor; yani sadece mahremiyet olarak değil de, mükelleflerin bilgilerinin korunabileceği, güvence alanının genişliği bakımından bir yasal eksiklik de olduğunu düşünüyorum. Birincisi bu; ama ikincisi de uygulamadaki altyapı eksikliği. Özellikle Almanya ve Hollanda gibi devletlerin Türkiye’ye bilgi temin et-
Prof. Dr. Gülsen Güneş: Vadapalas’a gelmişti ikinci soru sanıyorum. Avrupa…
Prof. Dr. iur. Vilenas Vadapalas: (Bant kaydı anlaşılamadığı için buraya aktarılamamıştır).…
Prof. Dr. Gülsen Güneş: Teşekkürler. Sayın Candan, buyurun.…
Turgut Candan: Funda Hanım ilginç bir soru sordu. Yıllardır, bizim de Danıştay’da uzun süre tartıştığımız konulardan biri: Uluslararası anlaşmaların iç hukuktaki değeri, anayasal değeri. Öncelikle şunu söyleyeyim: onaylamayı uygun bulma yasası, Anayasa’ya uygunluk denetimine tabi. Anayasa Mahkemesi de onu kabul ediyor. Anlaşma metninin Anayasa’ya
Prof. Dr. Gülsen Güneş: Peki, başka soru rica edelim. Buyurun. Teşekkür ederiz. …
İdris Şenyurt: …OECD Raporu diye bahsettiğiniz herhalde Global Forum’un hazırladığı “peer review”…
Prof. Dr. Gülsen Güneş: Evet, Sayın Şenyurt’a da bu katkısı için çok çok teşekkür…
Doç. Dr. Cihat Öner: Müsaade ederseniz kısa bir değerlendirme yapabilir miyim,…
Prof. Dr. Gülsen Güneş: Tabii, buyurun.Sayfa 170…
Doç. Dr. Cihat Öner: Sizin belirttiğiniz gibi, özellikle Türk makamlarının bu bilgi değişimi taleplerinde bazı devletler mülkiyete ilişkin bilgilerin kendilerine gönderilmediğini iletiyorlar, bundan şikâyetçi oluyorlar, sizin de dediğiniz gibi. Bunun bazı nedenleri var. Türkiye’nin verdiği iddialarda süreç daha devam ediyor. Evet, 90 gün içerisinde biz bunu karşılamayabiliriz. Bazı bilgilerin elde edilmesinin uzun sürmesi yanında, 90 günde elde edilebileceği iddiası da var. Bir de karşı taraftaki, gelen talepte birtakım bilgi eksiklikleri söz konusu olabilir, bu nedenle biz bu bilgiyi tam olarak elde edip karşı tarafa gönderemiyoruz iddiaları var. Bunu aslında size sorabilirim. Bunlar gerçekçi, tabii bir kısmı: sürecin uzunluğu, bazı bilgilerin elde edilmesinin uzun sürmesi. Acaba mükellefi korumak adına da idare böyle bir yaklaşımda bulunuyor olabilir mi, diye benim aklıma geldi. Çünkü hassas olduğunuzu biliyorum, gerçekten hassas olduğunuzu biliyorum ama kullanabileceğiniz mekanizmalar az. Acaba bu iddialar, tırnak içinde söylüyorum, bir “bahane” olarak da karşı tarafa iletildi mi? Bunu idareden bir yetkiliye sormuştum, “off the record” bilgiler…