Sayfa 209Oturum Başkanı Mehmet Turhan: Çok teşekkür ediyorum. Çok ilginçti. 1985 Kuzey…
Erdi Şafak: Doğru, evet.…
Mehmet Turhan: O yüzden 1961 Anayasası’nı da hemen hemen esas olarak ele aldılar.…
Dinleyici A: Ben Erdi Bey’den sorunuzun (Mehmet Turhan’ın sorusu) cevabını…
Erdi Şafak: Başkanlık sisteminin..…
Mehmet Turhan: ...Gelmesinde ne etkili oldu ?…
Erdi Şafak: KKTC’deki seçimler biter bitmez sayın Burhan Kuzu Hocamız “Başkanlık…
Dinleyici A: Bu şekilde mi şimdi Anayasası? …
Erdi Şafak: Evet şu an evet 4 partili bir koalisyon var ve 6 parti şu an…
Mehmet Turan: Yanlış sözler var. Parlamenter sistemden kasıtla, parlamentodaki sesliliğin olduğunu söylemek istiyor. Yoksa başkanlık sis-
Erdi Şafak: Evet, evet.…
Dinleyici (Süheyl Batum): Bir dakika Amerika Birleşik Devletleri’ndeki gibi…
Erdi Şafak: Hayır, hayır. …
Dinleyici (Süheyl Batum): Cumhurbaşkanlığı?…
Erdi Şafak: Yarı başkanlık sistemi. Türkiye’den farklı olarak yarı başkanlık.…
Dinleyici (Berkay Erdoğan): Ben beyefendiye (Oğuzcan Kutkan) soracağım. Siz…
Oğuzcan Kutkan: Evet.…
Dinleyici (Berkay Erdoğan): Fakat orada bir cumhurbaşkanlığı kararnamesi varken…
Oğuzcan Kutkan: Tabii Cumhurbaşkanı’nın Meclis’teki çok sesliliğe karşı tutumunu ben bilmiyorum. Çünkü sonuçta bu bir teori. Bu bir öngörü. Ama şöyle bir durum var: Meclis’in çok sesli olmasının getirdiği bazı sakıncalar oluyor. Bu sakıncalar hep bahsettiğimiz istikrar sorunu ve bu istikrar sorunu yeni düzende olmayacak. Çünkü artık Meclis kanun yapamadığı zaman cumhurbaşkanlığı kararnameleri devreye giriyor ve cumhurbaşkanlığı kararnamesi için Meclis’in yetki kanunu vermesi de gerekmiyor. Bu yüzden Meclis’in kanun yapması bir sorun teşkil etmeyecek - istikrarsızlık teşkil etmeyecek en azından - ve hükümetin kurulmasında bir güvenoyu prosedürü olmadığı için, cumhurbaşkanı tarafından atandığı için, gene hükümet krizi de yaşanmayacak. Tabii bu iyi bir şey midir? O ayrıca tartışma konusu. Ancak kesin olan bir şey şu:
Dinleyici (Demirhan Çelebioğlu): Ben Emine Hoca’ya soruyorum. Cumhurbaşkanlığı…
Emine Karacaoğlu: Şimdi öncelikle seçim çevresine ilişkin herhangi bir düzenleme yok. Zaten seçim çevresine ilişkin düzenleme 298 sayılı Kanundadır, “Her il bir seçim çevresidir.’’ der ve 2839 sayılı Kanunda hesaplamanın nasıl yapılacağı düzenlenir. Bu hiç tartışılmıyor. İşte arada bir Yüksek Seçim Kurulu milletvekili dağıttığında gazetelere yansıyor: “Filanca il 4 tane milletvekili çıkarıyor İstanbul’a karşı.” şeklinde. Ama benim bildiğim kadarıyla ne iktidar partisi ne muhalefet partisinin bu konuda bir çalışması yok, bir önerisi yok. Dolayısıyla bu kronik bir sorun haline gelmiş. Belki çözülmesi çok kolay olmadığı için üzerinde durmuyorlar. Bu alanda bir şey yok. Aday belirleme konusunda çeşitli yöntemler var. Ön seçim yöntemi konuşuldu burada da. En adil, daha doğrusu parti tabanın isteğini en çok yansıtan yöntem olarak karşımıza çıkıyor. Fakat partilerin bu konuda tercihte bulunabilmesi mümkün. İstediği aday belirleme yöntemini tercih edebilir. Çünkü Anayasa Mahkemesi’nin de bir kararı var: Hangi yöntemi tercih edeceği parti içi bir meseledir ve partiler tercih ettikleri yöntemleri kendi kurulları aracılığıyla belirleye-
Sonraki ise bir tercihtir. Çoğunluğu mu seçiyorsunuz, nispi temsili mi seçiyorsunuz...…
Mehmet Turhan: Emine’ye katılıyorum. Onları evvelden söyledik.Dinleyici (Süheyl Batum): Emine Hoca bir şey söyledi. Bir yıldır dar bölgeyi belirlemek için konuşuyor insanlar, tartışıyorlar dedi. Doğru, fakat gerçekten nasıl bir demokrasi isteriz? Gerçekten saygın bir meclis isteyip istemediğimize, doğru seçimler, demokratik seçimler isteyip istemediğimize bağlı. Şimdi bunu mutlaka söylemek durumundayım. Türkiye’de Anayasa’yı askeri dönemde demokratik olmayan dönemde bir, bir buçuk yılda yaptık. Anayasa’nın yüz elliden fazla maddesini ilgilendiren son değişikliği ise biz 48 saat bekleme dahil 12 günde yaptık Sabah 6.30 da milletvekilleri orada birbirlerine bir şeyler söylüyorlardı. Sabah 6.30’da Türkiye açısından en çok önem taşıyan maddeler kabul ediliyordu. Dolayısıyla ben Türkiye’de artık ciddi çalışan bir meclis istendiğini hiç düşünmüyorum, hatta istenmediğine eminim. Çok güzel söyledin, örneğin parlamentonun yaptığı bir şeyi halkın reddetmesi bazen iyidir. İtalya’da çökmüş, köklü ve bitmiş bir sistemin, pislenmiş bir sistemin, Radikal Parti diye küçük bir partinin referandumlarıyla artık halk nezdinde hiçbir itibarı kalmadığı ortaya çıktı ve İtalya sistemi değiştirmek zorunda kaldı. Türkiye’de parlamentonun yüzde 65-70’ini oluşturan iki partinin 400 küsur imzayla Meclise gönderdiği anayasa değişikliği daha ilk gün komisyona geldi ve komisyonda yine ezici çoğunluğu oluşturan aynı milletvekilleri reddetti. Görüşmeden! İmzayı atmışlar, attıklarının farkında değiller. Yedek üyelik ilk gün daha görüşülmeden reddedildi. Şimdi inanılması güç. Ben böyle yaparak demokratik bir sistemin kurulabileceğine inanmıyorum. Biliyoruz Adnan Kahveci bir yılda iki yılda yapılamayanı iki günde yapmıştı Gerrymandering yöntemiyle.…