Dinleyici (Kardelen): Merhaba, Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi 3. Sınıf…
-
Git
: -
Favorilere ekle veya çıkar
-
ᴀ⇣ Yazı karakterini küçült

On İki Levha Yayıncılık
Yayın tarihi: Mart 2019
Sayfa: 373 - 378
Havva Karagöz, Atagün Mert Kejanlıoğlu
Aşağıda bir kısmını gördüğünüz bu dokümana sadece Profesyonel + pakete abone olan üyelerimiz erişebilir.
Oturum Başkanı Ozan Erözden: Bütün konuşmacılara çok teşekkürler. Şimdi soru…
Dinleyici A: Benim de Oktay Hocama bir sorum olacaktı. Az önce konuşmanızda…
Dinleyici B: Ben de Korkut Hocama bir soru sormak istiyorum. Elektronik oylamanın,…
Dinleyici (İhsan Aksöz): Hepinize saygılar sunuyorum. MEF Üniversitesi’ne de böyle bir toplantıyı düzenlediği için çok teşekkür ediyorum. Sayın Oktay Hoca’ya müzakereden yola çıkarak şöyle bir soru sormak istiyorum. Efendim malum Türkiye’nin yani ülkemin yönetiminde sonuçta kurumsal anlamda siyasi partiler oluşarak yönetime talip
Korkut Kanadoğlu: (Kayıt duyulmuyor) O zaman dinci bir diktaya doğru gidiyoruz. Tatmin edici bir yanıt oldu mu? İkincisi elektronik oylama. Elektronik oylamanın koşulunu söylemiştim. O koşulları yaratmak Türkiye’de çok zor. Onun her aşamasını denetleyebilecek şekilde yurttaşa açık olacak mı bu bilgisayar sistemi? Bir örnek verilebilir: Oyların birleştirilmesi Türkiye’de UYAP üzerinden oluyor. UYAP’ın ne olduğunu hayata atılınca göreceksiniz. O açıdan şunu söylemek lazım: YSK zaten kanunla şaibeli bir hale getirildi; çünkü kanunla görev süresi uzatıldı. Böyle bir kurumu en azından bir reforma tabi tutup – ne yapılabilir – salt idari bir işlevle sınırlandırıp... Zaten hukuk mantığına da kanuni hakim ilkesine de aykırı: Kendisi idari karar alıyor, kendisi onu denetliyor. Bu hukuka aykırılığı gidermek açısından yargıya açık – ama hangi yargıya derseniz onu bilmiyorum – bir hale getirmek en azından
Oktay Uygun: Üç tane soru var. Birinci soru: “Halk demokrasiyi kaldırabilir mi?” Sorunun cevabı pek hukuki değil tabii ki. Hukuk her şeyin çaresi değil. Fakat Türkiye’nin yaşadığı sorun da bu değil aslında. Türkiye’de şu savunulmuyor: “Bundan sonra seçim yapmayalım. Halkın iradesi önemli olmaksızın bir yönetim kuralım. Bir tür babadan oğula geçen hükümdarlık sistemi gibi bir şey kuralım.” Böyle bir şeyi savunan bir parti yok zaten; ama asıl tehlikelisi de bu. Öyle bir şey savunulsaydı bunu meşrulaştırmak çok zor olurdu; çünkü toplumun bütünü karşınıza alacaksınız ve “Ben tek başıma bu ülkeyi yöneteceğim, ölünce de oğlum gelecek.” diyeceksiniz. Asıl “Ben milli iradeyi temsil ediyorum, millet istediği için bunları yapıyorum.” diyenden korkmak lazım. Çünkü bizdeki bu milli irade edebiyatı – gerçekten biraz Fransızlardan, işte Rousseau’dan etkilendik ama – artık hiçbir yerde yok. Seçimler sonucunda ortaya çıkan iradeye milli irade diyen hiçbir ülke yok artık. Nasıl olabilir ki? Milletin iradesi, kişilerin tek tek iradesi olabilir. Bunların çoğunluğuna mı milletin iradesi diyeceğiz? Yani seçim sonucu ortaya çıkan irade neyi yansıtıyor? Baktığınızda milletin içinde neler giriyor, bir düşünelim. Oy vermeye gitmeyen insanlar giriyor, küçük yaştaki ergin olmayan kişiler giriyor, yasaklılar giriyor. Ayrıca Sièyes anlamında milleti düşünürsek geçmiş kuşaklar da milletin bir parçası, henüz doğmamış kuşaklar da. Fransız devrimciler böyle tarif etmişler milleti. Milli irade onları da kapsayan bir şey. Seçim sonuçları olsa olsa seçim günü sandığa giden insanların iradesini temsil eder. Orada da zaten yarıdan fazlasına ulaşılamıyor seçime katılım düşük olursa. İşte Amerika’da görüyoruz. Sandığa gitme oranı yüzde elliye ulaştığı zaman çok seviniyorlar ama hala aslında yarısı sandığa gitmiyor anlamına geliyor. Dolayısıyla bunu bir kere sorgulamak lazım. Çünkü soruda ne var? Bir halk bir millet demokrasiden vazgeçmek isterse ne olacak? Bir millet nasıl vazgeçer? Bunu nasıl test edeceğiz? Yüzde otuz dört oy alan bir iktidar iş başına gelip yasaları değiştirerek vazgeçtiğinde millet istedi mi diyeceğiz? Tabii anayasaların birtakım çözümleri var, hukuk gene de çözümler öneriyor. Bizim anayasamız, Alman Anayasası, birkaç örnek var. Değiştirilemez hükümler koymuş. Ne olursa olsun bu değiştirilemez
İsviçre kantonlarında doğrudan demokrasi var, Türkiye için uygulanabilir bir sistem…
Son olarak, çok kısa, müzakere kültürü bizde yok. Tabanda mı, tavanda mı? - Buradan…
Ozan Erözden: Bütün konuşmacılara ve katılımcılara tekrar teşekkür ediyorum…