Katılımcılar: Prof. Dr. Korkut Kanadoğlu (Girne Üniversitesi)…
-
Git
: -
Favorilere ekle veya çıkar
-
ᴀ⇣ Yazı karakterini küçült

On İki Levha Yayıncılık
Yayın tarihi: Mart 2019
Sayfa: 379 - 446
Havva Karagöz, Atagün Mert Kejanlıoğlu
Aşağıda bir kısmını gördüğünüz bu dokümana sadece Profesyonel + pakete abone olan üyelerimiz erişebilir.
Moderatörler: Prof. Dr. Süheyl Batum & Prof. Dr. Mehmet Turhan…
Prof. Dr. Burhan Kuzu (İstanbul Milletvekili)…
Prof. Dr. Sultan Tahmazoğlu Üzeltürk (Yeditepe Üniversitesi)…
Prof. Dr. Sevtap Yokuş (Altınbaş Üniversitesi)…
Prof. Dr. Necmi Yüzbaşıoğlu (Galatasaray Üniversitesi)…
Av. Nazan Moroğlu, LL. M. (İstanbul Anayasa Platformu Sözcüsü) YUVARLAK MASA TOPLANTISI(1)…
Süheyl Batum: Değerli arkadaşlar, MEF Üniversitesi’nin veya diğer üniversitelerin…
Sultan Tahmazoğlu Üzeltürk: Çok teşekkür ediyorum sayın hocam. Öncelikle bu…
Şimdi tabii bir yeni sürece doğru hızla gidiyoruz. Bu süreç değerlendirildiğinde,…
Metinde bazı hükümler var ki anlamlandıramıyorum. Mesela aynı binada oturan seçmenlerin…
Bir diğer sorun, ittifaka ilişkin esasların ve oy hesaplaması işlemlerinin yapılırken…
İkinci söyleyeceğim şu: Türkiye’de, dünyada da böyle, toplumsal yapı, kültürel yapı,…
Son sorum, tespitim de şu: Şimdi diğer hocalar da söyledi. Seçim sistemi sadece seçim…
Diğer konu, seçim harcamaları. Artık boyutlar korkunç ve YSK da artık çok net olarak…
Görüyorsunuz hatta artık söylemeyeyim olağanüstü hâl kanun hükmünde kararnamesi ile…
Bu konuda en son söyleyeceğim: Denetim. Sadece şunu söyleyeyim, YSK hayatımda görmediğim…
Mehmet Turhan: Ben fazla bir şey söylemek istemiyorum da bir ufak noktayı…
Korkut Kanadoğlu: Teşekkür ederim hocam. Ben, daha önceki oturumdaki konuşmayla bağlantılı birkaç noktaya değineyim, süremi aşmamak için ama insan konuşmaya başlayınca bilemiyor. Şimdi birinci sorun, yerleşmiş bir demokrasimiz olmadığı sonucu çıkıyor. Dolayısıyla yerleşmiş bir demokrasi olmayınca seçim ya da diğer siyasal kurumlar demokrasinin istikrarını sağlama konusunda istediğimiz yararı göstermiyor. Sanırım birinci tespit bu. İkinci nokta da hukuk yoluyla biz burada yaşadığımız sorunları çözmeyi amaçlayacağız. Bu amaçla oturduk buraya. O açıdan da evrensel ilkeler var. Uluslararası insan hakları hukukunun seçim alanında da demokratik devletlerin yargıları, yargı organları eliyle de belirlediği belirli ilkeler var. Biz bu ilkelerden uzağız. Ne partiler arasındaki şans eşitliğini koruyoruz ne oyumuzun eşit temsilini sağlayabiliyoruz. Buralarda hep sıkıntılar yaşanıyor. Şimdi önümüze gelen kanun da İtalya örneği ama burada da yine Türk tipi seçim kanunu denecek. İttifaklar var, Avrupa’da var, bizde de var. Ama orada böyle dediğimiz zaman ama burası Türk tipi denecek. O zaman biz Türk değil miyiz gibi bir soru geliyor. Bu tipin içine niye biz hiç giremiyoruz? O soruyu ben hep soruyorum. Hiç kendimizi bulamıyoruz bu tipin içinde. Dolayısıyla bu baraj eşitsizliğinin sürdürülmesi hiçbir şekilde kabul edilemez. Hem de ittifaka giren ve girmeyen arasındaki bu ölçüsüz orantısızlığı kabul edebilmek sanırım mümkün değil. İttifak olan devletlerdeki hiçbir örnekte de böyle bir seçim barajının olabildiğini söylemek mümkün değil. Bu tespiti yapmakta yarar var. İkinci nokta, kurumların içi öylesine boşaltıldı ki biz şimdi şunu nasıl sağlayacağız?…
Diğer nokta, yasaya ilişkin, şimdi beş dakikada değerlendirmesi çok mümkün değil…
Sandığın önüne silahlı kişiyi, yani kolluk gücünü, getirmek iyi niyetli olabilir,…
Oktay Uygun: Beş dakikalık yarış başlamıştır. Şimdi birkaç farklı noktaya değinecektim ama bunu sınırlıyorum. Seçimlerdeki usulsüzlükler, muhtemel yapılabilecek usulsüzlükler, yeni yasal düzenlemenin getireceği tehlikeler beni açıkçası biraz ürküttü. Şu anlamda: bizim demokrasimiz tabii ki yerleşik bir demokrasi değil. Demokratikleşmeye çalışan bir ülkeyiz ama seçimlerin dürüst, serbest ve adil olduğu konusunda bir kanaat vardı uluslararası kamuoyunda. Türkiye’deki seçimler her şeye rağmen ufak çapta manipüle edilebiliyor, hiçbir zaman bindelik oranları geçmiyor usulsüzlükler, dolayısıyla gerçek irade ortaya çıkıyor, sandığa yansıyor. Bu önemliydi ve biz bunu sağlamanın yolu olarak da seçimlerin yönetim ve denetimini bir yargı organına vermiştik. İdari kurullara değil, yargı organına vermiştik. Şimdi bunu yargı organından kısmen alıp idari kurumlara, valiye veriyoruz, artı o yargı organını da yargı organı olmaktan çıkartıp tarafsızlığı, prestiji, saygınlığı artık yere düşmüş bir kuruma çevirdik. Kimsenin YSK’ya güven duyduğunu zannetmiyorum. İktidar partisi dahil. Ama kendi lehlerine sonuç alabildikleri için tabii destek olabilirler. Bu bizi nereye götürecek? Şuna götürecek: Eskiden seçimlerde yapılan en büyük usulsüzlükler iki taneydi. Bir, otobüse bindirirsiniz bir sandıkta oy kullanan seçmenleri başka bir kasabaya götürürsünüz oy kullanırlar. O kasabada da birkaç yüz oyla bir milletvekili el değiştirebiliyorsa önemli bir sonuç doğardı. Gerçekten birkaç milletvekilinin yeri değişirdi bu sayede. İki, birleştirme tutanakları aşamasında bazı şeyler olurdu. Mesela, iktidar partisi diyelim ki 5 milletvekili çıkarmayı hesaplıyor bir ilde ama seçim sonucu öyle bir çıkıyor ki 4 tane çıkartıyor. 2000 oyu daha olsa beşinciyi de çıkaracak. Ama çıkaramıyor, belli, ortada. Bunun üzerine o ilden 2000 oy alan ama asla bir milletvekili çıkaramayacak küçük partilerle bir anlaşma yapılıyor. Senin o oyları bizim tarafa transfer edelim, yani sandığı manipüle edelim, size de başka bir yerden başka bir avantaj sağlarız. Belki o küçük parti de başka bir yerden bir milletvekili çıkaracaktır, iktidar partisinin fazla oyları vardır. Bu kolay bir şey değildi ama yapılmıştı geçmişte.