D.Örnek 4: Yargıda Kutsal Totemler Oluşturma, Sonra da Bunlara İtaat Eğilimi
Motesquieu’nun “Kanunların Ruhu Üzerine” kitabında farklı yerlerde üzerinde durduğu üzere, gelişme ve eğitim sürecinden noksan olan kişi ve toplumlar ile bu gelişmede ileri giden toplumların sorunlara ve hukukî meselelere bakışı, yaklaşımı, çözümü ve uygulaması farklıdır. Eğitim ve bilinç eksikliği, öğrenme, anlama yerine, sorgusuz ve kolaycı yoldan inanmayı teşvik eder. Çünkü, öğrenme, bilme, araştırma, düşünme, yorulmayı, çalışmayı, belirli bir alt yapıyı gerektirmektedir. Oysa kestirmeci inanmada buna ihtiyaç yoktur. Bu sebeple, bu böyle olmalı mıdır, bu doğru mudur, neden böyledir, kaynağı nedir, ne yapılmalıdır sorgu ve soruları yerine; bu böyledir kolaycılığı ile hareket etmek her zaman daha az zihnî faaliyet ve çaba gerektirir. Hatta o kadar az yorucu bir iştir ki, birileri sizin neye ve nasıl inanacağınıza, nasıl davranmanız gerektiğine de karar verir, siz de ona uyar, hiç düşünmez ve yorulmazsınız. Bunun en kolay yolu ise aslı esası da olmayan tabular, dokunulmazlar ve sonunda kutsallar oluşturmaktır. Nitekim bugün yargılamamızda bu tür aslı, esası olmayan, ciddî bir dayanağı bulunmayan, birtakım kutsallar oluşturulmuş ve bunlar sorgulanmadan sürdürülmekte ve uygulanmaktadır. Belki bu durum düşünmeyi ortadan kaldırdığı için enerji harcatmamaktadır; ancak, bunun sonuçları yeni sorunlara daha fazla enerji ve kaynak harcanmasına sebep olmaktadır. Bu konularla ilgili olarak farklı zamanlarda farklı yerlerde dikkate sunduğumuz bazı örnekler üzerinden konuya yaklaşmak isteriz.Bunlardan biri görev örneğidir. Görev ve yetki kuralları Anayasa’nın 142. maddesinde “Mahkemelerin kuruluşu, görev ve yetkileri, işleyişi ve yargılama usulleri kanunla düzenlenir”…
Bir başka konu usûlî müktesep hak konusudur. Görevde en azından bir kanunî düzenleme mevcuttur. Ancak usûlî müktesep hak konusunda açık bir düzenleme dahi yoktur. Konuyla ilgili olarak sadece temyiz, bozma ve bozmaya uymayla ilgili bir İçtihadı Birleştirme Karar verilmiş, bu durumun usûlî müktesep hak oluşturduğu belirtilmiştir. Her şeyden önce usûl, bu anlamda bir müktesep hak (kazanılmış hak) oluşturmaya elverişli bir alan değildir. Çünkü, usûl, maddî hukuk gibi müstakil bir hak alanı değildir. Ayrıca süreç ve yöntem konusunda sıkı kuralların olduğu, kamusal karakterinin ağır bastığı, şeklî ve kanunî bir alandır. Örneğin, bu alanda yürürlüğe giren kurallar dahi, tamamlanmış işlemleri etkilememek kaydıyla derhal uygulanır. Zaten tamamlanmış işleme de, bulunduğu dönemdeki kural uygulanmış ve ona tâbi olmuştur. Fakat kavramın
Diğer bir konu da, dava ve cevap dilekçeleri ile mahkeme kararlarında hukukî sebepler…
Daha onlarca örnek verilebilir, ancak biz bu kadarıyla yetiniyoruz.…