hepimiz, herbirimiz gizli bir isimle adaşız…
-
Go to
: -
Favorites
-
ᴀ⇣ Reduce font
On İki Levha Yayıncılık
Publication date:
September 2017
ISBN:
978-605-152-595-2
eISBN:
978-605-7909-14-5
Edition:
1
You only have rights to document if you have Profesyonel + package.
1. Walter Benjamin ve “Şiddetin Eleştirisi Üzerine”
“Diyorum hepimizin bir gizli adı olsa gerek…
belki çocuk ve ihtiyar, belki kadın ve erkek…
yoksa şimdiye kadar hesapların tutması lâzımdı…
hayatımıza kendi adımızla başlardık …
bilmediğimiz bir isim, hesaptaki bu açık…
belki dilimi çözer, aşkımı başlatırım…
aşk yazılmamış olsa bile adımın üzerine…
adımı aşkın üstüne kendim yazarım.”…
Sebeb-i Telif, İsmet Özel…
Walter, Antika ve Sanat Galericisi olan Emil Benjamin ile Pauline Elise Schoenflies’ın…
Melankolik yapısı nedeniyle çevresini bir tür yalnızlık barajı ile çevrelemiş olan…
“Benjamin’in düşüncesinde kopuşlar değil, bir süreklilik vardır hep. Ele aldığı hiçbir temayı tam anlamıyla bir kenara bırakmaz, bir süre tozlu sandıkta saklar, daha sonra bambaşka bir bağlamda yeniden ele alır. Bir düşünceye kapılır sonra bambaşka bir düşünceye kapılır. Ama, ‘bambaşka düşünceye, ‘bir düşünceye’ kapılmış olan olarak kapılır. Benjamin’in düşüncesi sanki ‘uzayda boşluk yoktur’un kanıtıdır. Siyaset hakkında yazarken estetik, estetik üzerine yazarken teolojik olandan vazgeçmez. Benjamin’in düşüncesi döngüseldir.”(14)…
Onun düşünceleri, kişiliği, kimliği, dili ve dini bir bütün oluşturur, yazıları bu…
Avrupalıdır; Birinci Dünya Savaşı’nın kucağında, Avrupa’nın tam ortasında büyümüştür.…
Mistiktir; İnançlı bir Yahudi olduğu da söylenebilir belki(19)…
Almandır; anadil Almancasından biraz daha fazla bir Almanca bilgisine sahiptir.…
Romantiktir; Haziran 1917’de Gershom Scholem’e yazdığı mektubunun başında, “İlk defa, mutlulukla dolu bir şekilde romantizm çalışmalarına adım atıyorum” diyecektir;…
Romantizm, “Roma İmparatorluğu’nun o ince kültürünün, barbar fatihlerde her şeye rağmen uyandırdığı ürkek saygıyı”(30)…
Benjamin’in düşüncesinin diğer ayağını 1930’larda yöneldiği Marksizm oluşturur, özellikle…
Benjamin kendine özgü bir üslup ile marksizmi ve mesiyanizmi birleştirmiştir. Mesiyanik…
“Hep söylendiğine göre, bir otomat varmış ve bu öyle yapılmış ki, bir satranç oyuncusunun her hamlesine, kendisine partiyi kesinlikle kazandıracak bir karşı hamleyle yanıt verirmiş. Geniş bir masanın üstündeki satranç tahtasının başında, sırtında geleneksel Türk giysileri bulunan, nargile içen bir kukla otururmuş. Aynalardan oluşan bir sistem aracılığıyla, ne yandan bakılırsa bakılsın, masa saydammış gibi görünürmüş. Gerçekte ise masanın altında, satranç ustası olan kambur bir cüce otururmuş ve kuklanın ellerini iplerle yönetirmiş. Bu mekanizmanın bir benzerini felsefe alanı için tasarımlayabilmek olasıdır. Bu bağlamda sürekli kazanması öngörülen, ‘tarihsel maddecilik’ diye adlandırılan kukladır. Bu kukla, bilindiği üzere, günümüzde artık küçük ve çirkin olan, kendini göstermesine de izin verilmeyen tanrıbilimi de hizmetine aldığı taktirde, herkesle rahatça başa çıkabilir.”(39)…
Bu ‘teoloji mürekkebiyle kaplı kurutma kâğıdında’ tüm çatışmalardan galip çıkacak…
Fritsch’e göre, onun düşüncesini marksizmden ayıran şeylerden biri, marksizmde gördüğü…
“Marx, mesiyanik çağın temsilini sınıfsız toplumun temsili içinde sekülerleştirdi. Ve haklıydı.”…“sınıfsız toplum, tarihteki ilerlemenin nihai amacı değildir: nihai olarak tamamlanmış kesinti dışında, ilerleme çoğu kez onun başarısızlığıdır.”(42)…
İlerleme olgusunu, düşüncesinde nereye yerleştirdiğinde kuşku bırakmayan bu açıklama,…
Marx’a göre ezilenler, tarih boyunca emeğine yabancılaştırılan işçiler olmuştur ve…
Benjamin’in düşüncesinin karmaşık yapısını Löwy’nin Scholem’den yaptığı şu alıntı…
“Uçmaya hazır kanatlarım, …
Gerilere dönsem derim hep.…
Zamansız zamanlarca beklersem böyle…
Hiç mi hiç, kalmaz ki şansım.(50) Klee’nin Angelus Novus adlı bir resmi vardır. Bir melek betimlenmiştir bu resimde; meleğin görünüşü, sanki bakışlarını dikmiş olduğu bir şeyden uzaklaşmak ister gibidir. Gözleri, ağzı ve kanatları açılmıştır. Tarihin meleği de böyle gözükmelidir. Yüzünü geçmişe çevirmiştir. Bizim bir olaylar zinciri gördüğümüz noktada, o tek bir felaket görür, yıkıntıları birbiri üstüne yığıp, onun ayakları dibine fırlatan bir felaket. Melek, büyük bir olasılıkla orada kalmak, ölüleri diriltmek, parçalanmış olanı yeniden bir araya getirmek ister. Ama cennetten esen bir fırtına kanatlarına dolanmıştır ve bu fırtına öylesine güçlüdür ki, melek artık kanatlarını kapayamaz. Fırtına onu sürekli olarak sırtını dönmüş olduğu geleceğe doğru sürükler; önündeki yıkıntı yığını ise göğe doğru yükselmektedir. Bizim ilerleme diye adlandırdığımız, işte bu fırtınadır.”(51)…
