“Şüphesiz dünya cereyanı mütemadiyen sağdan sola gidiyor. Bizim de teveccüh edeceğimiz istikamet bu olacaktır. İtalya’da 1921’de yapılan yerel ve genel seçimlerde 3.000’i aşkın belediyeden 1.200’ünü komünistler kazanmıştır. Bizim için müfit bir sosyalizm idaresine imkan yoktur. Sosyalizmi pek çok esaslarını milli idaremiz bizden alır, tabii ederiz. Tabiri mahsusuyla bir nevi devlet sosyalisti oluruz. Fakat hakiki vasfımız Avrupa matbuatının koyduğu isimdir: Milletperver Ankara Hükümeti.”(649)…
-
Git
: -
Favorilere ekle veya çıkar
-
ᴀ⇣ Yazı karakterini küçült
Aşağıda bir kısmını gördüğünüz bu dokümana sadece Profesyonel + pakete abone olan üyelerimiz erişebilir.
3.2.3.Ulusal Bağımsızlıkçı Düşünceler
Yukarıda da vurgulandığı üzere TBMM’nin ideolojik atmosferi halkçılık fikri üzerine…
Ulusçu-halkçılar, sosyalist-halkçıların aksine, görüşlerinde anti-kapitalist tutumu…
Bununla birlikte hakimiyet-i milliye kavramı, tıpkı halkçılık kavramında olduğu gibi,…
Kurtuluş Savaşı döneminde milli egemenlik ilkesi, öncesinde pek de görülmeyen başka…
“…Veyahut başka suretle ifade edilirse, hakikat-i halde hâkimiyet yalnız bir şekilde tecellî eder. O da bu hâkimiyetin sahibi olan insanların doğrudan doğruya bir araya gelerek teşriî, icraî ve adlî vezaifi bizzat ifa etmeleriyle mümkündür. Ve söylediğim şey, Efendiler, tarihte fiilen mevcut olmuş şeylerdendir. Tabiî, tetebbuat sahibi olan rüfekamız pekâlâ bilirler ki Roma’da, Isparta’da, Atina’da, Kartaca‘da mevcut olmuş olan Mecalis-i umumiye hakikat-i halde bizim yaptığımız şeyleri yapıyorlardı Efendiler! Kanun yaparlardı, memur intihap ederlerdi, muhakeme yaparlardı, tecziye ederlerdi. Ve her şey yaparlardı. Ve Roma’da dört milyon halk vardı Efendiler! Bu dört milyon halk şayan-ı hayret bir surette toplanırlar ve beş on kişilik bir kabineden daha seri ve bilhassa daha mâkul ve muhik bir surette; icraî ve adlî ve teşriî vazifelerini ifa eylerlerdi.”(659)…
Yine 1923 yılında İzmir İktisat Kongresi’nde Teşkilat-ı Esasiye Kanunu için şunları…
Ulusçu akım ile sosyalist-halkçı akım arasındaki halkçılığın demokrasiye ilişkin…
“Bugün bütün cihanın milletleri yalnız bir hâkimiyet tanırlar: Hâkimiyeti milliye... Teşkilatın diğer teferruatına bakacak olursak, işe köyden ve mahalleden ve mahalle halkından yani fertten başlıyoruz. Fertler mütefekkir olmadıkça, kütleler istenilen istikamete, herkes tarafından iyi veya fena istikametlere sevk olunabilirler. Kendini tahlis edebilmek için her ferdin mukadderatıyla bizzat alâkadar olması lâzımdır. Aşağıdan yukarıya, temelden çatıya doğru yükselen böyle bir müessese elbette rasin olur. Şüphe yok, her işin başlangıcında aşağıdan yukarıya doğru olmaktan ziyade yukarıdan aşağı olması zarureti vardır. Birincisinin tecellisinde bütün beşeriye için gayeye vusul müyesser olmuş olurdu. Böyle olmanın imkânı amelî ve maddisi henüz bulunamadığından bazı müteşebbisler, milletlere verilmesi lâzımgelen istikametin itasında delâlette bulunuyorlar. Bu suretle yukarıdan aşağıya taazzuv ettirilebilir.”(661) Sonraki bölümlerde üzerinde durulacağı üzere ulusçu akım, teorik olarak doğrudan…
Ulusçu akım, yeni rejimin Batı’nın yolundan ilerlemesi gerektiğini düşünüyor ve bu…
Ulusçular açısından TBMM ve rejimin anayasal niteliği, devrimci bir içerikle kavranıyordu.…
