Orta Çağ Avrupası’nın düşünsel, sosyal ve siyasal ızdırabının birikimi ile devlet…
Sanayi devrimi sonrasında, Fransız İhtilali başta olmak üzere Avrupa’da meydana gelen…
Bir ülkenin anayasaları, içinde bulunduğu toplumun aydınlarının ve halkın ortak şuurunu…
İngiltere, Fransa ve Almanya başta olmak üzere Avrupa ülkelerinde anayasal gelenek,…
Sosyal politikanın anayasa metinleri üzerinden görünümü ise doğrudan ve dolaylı olarak…
Osmanlı Devleti’nin iktisadi yapısı Osmanlı hazinesine ait miri toprakların tımar…
Teknik anlamda anayasa niteliğine haiz olmayan, ancak içerdiği hükümler bakımından modern anlamda Osmanlı’da ilk anayasal belge olan Sened-i İttifak’la Padişah ile âyanlar arasında yapılan sözleşmeyle Padişah’ın yetkisinin sınırlandırılması söz konusu olmuştur. Sened-i İttifak’ta bilinçli ve kasıtlı bir tercih ile sosyal politikaya dönük doğrudan bir düzenleme olmamıştır. 1808 yılında çıkarılan Sened-i İttifak döneminde İngiltere’de sanayi devrimi daha yeni sayılabilecek bir aşamada olup işçi hareketleri siyasal bir zeminde sosyal infiale dönüşerek işçi hakları eksenli olarak bir kurum ve bilim olarak sosyal politika henüz şekillenmemiştir. Ancak Sened-i İttifak; âyanların köylü halkına zulmetmesini engellemek, asayiş ve güvenliği sağlamak, vergi adaletsizliğini gidermek, sefalet ve yoksulluğu ortadan kaldırmaya dönük hükümleriyle mahiyet bakımından sosyal nitelik taşıyan anayasal bir belgedir. Bu yönüyle geniş anlamda sosyal politikanın alanına hitap eden bazı içerik ve amaçları içinde barındırmaktadır.…
1839 tarihinde ilan edilen ve döneme adı verilen Tanzimat Fermanı, Padişah tarafından tek taraflı olarak ilan edilen anayasal bir belgedir. Tanzimat Fermanı içerik itibariyle, memleketin imarı, fakirliğin azaltılarak halkın refahının artırılması, iltizamların neden olduğu gayri hukuki ze
Islahat Fermanı, Sened-i İttifak ve Tanzimat Fermanı’nın atıfta bulunduğu İslam hukuku yaklaşımını da terk etmesi bakımından daha seküler bir niteliğe haiz, Padişah tarafından ilan edilen anayasal bir belgedir. Islahat Fermanı’nda Tanzimat Fermanı’nda olduğu gibi doğrudan sosyal politika kavramına atıf yapılmamış olup sosyal politikanın araçları ve amaçları olan ifade ve hükümlere yer verilmiştir. Bunlar ülkenin ekonomik refahını artırmaya yönelik hedefler ile vergilendirme ve mali konulara ilişkin hükümlerden meydana gelmektedir. Sonuç olarak, liberalizm anlayışına ve kapitalizme kapalı olan şer’i ve örfi hukuka bağlı Asya tipi üretime sahip Osmanlı topraklarında Islahat Fermanı’nın hükümleri, her sahada liberalizmin güçlenmesine, dolayısıyla kapitalist ekonomik anlayışının Osmanlı sınırlarında artmasına neden olmuştur.…
Osmanlı’nın gerçek anlamda tek ve son anayasa niteliğine haiz belgesi olan Kanun-i Esasi, Tanzimat Fermanı ve Islahat Fermanı’na nazaran …
Toprağa ve geleneksel üretim biçimine dayalı bir iktisadi düzene sahip Osmanlı Devleti, felsefe-bilim, düşünce, dinde reform gibi Batı’da olduğu gibi bir süreçten geçmediği ve böyle bir değişim ve dönüşüme sahip olduğu anlayış ve güç itibariyle de ihtiyaç duymadığı veya bu kapasiteye sahip olmadığı için sanayi devrimi ve sonrasında Avrupa’da meydana gelen sosyal politika gelişmelerine sahip olmamıştır. Hatta İngiltere ve Batı Avrupa’da doğup gelişen sosyal politika olgusu ve biliminin Osmanlı’da doğup gelişmesini tartışmak çıkmaz bir sarmal gibidir. Aynı iklim ve şartlara sahip olmayan yerlerde aynı ürünü ve sonucu beklemek mümkün değildir. Bu bakımdan Osmanlı Dönemi sosyal politikayı Osmanlı Devleti’nin kendi dinamiklerine göre ele alıp tartışmakta fayda bulunmaktadır. Bu konuda Avrupa merkezli gelişen sosyal politika kurumu ve çıktılarına göre Osmanlı’yı değerlendiren alan yazın çıkıtlarının kendi içinde temellendirme bakımından eksik kaldığı değerlendirilmektedir. Diğer türlü sosyoekonomik zenginliği elde etmiş Avrupa ülkeleri tarafından, kendi ülkelerinde kapitalizme karşı bir diyet olarak geliştirdikleri sosyal politika kurumları ve uygulamalarını, aynı oranda sanayi atılımı geçirmeyen ve ekonomik zenginleşmeye erişemeyen ülkelerden beklemek lüksün bir dayatması olacaktır. Bu bakımdan Avrupa ülkelerinin Osmanlı dönemin
Osmanlı Devleti’nin dağılma sürecine girdiği ortam ve zeminde Mustafa Kemal Atatürk liderliğinde başlayan milli mücadele dönemi ve kurtuluş savaşı, yeni bir siyasi görünüm ile Avrupa devletlerine karşı halk ile birlikte ortaya konulan yeni bir ulus devlet döneminin başlangıcıdır. Millî mücadele döneminde her türlü ekonomik ve siyasi bağımsızlığa engel teşkil edecek tutum ve davranışlara mesafe konulmuş, İstanbul Hükümeti’nin içine girdiği çıkmaza bir reçete olarak Devlet’in devamlılığı esasınca halkın iradesine dayalı Türkiye Millet Meclisi Hükümeti kurulmuştur. Cumhuriyet ile Avrupa’daki sosyal politikanın doğuşu halka dayanması bakımından benzerlik taşımaktadır. Ancak Avrupa’da işçilerin haklarını elde etmek için ayaklanması ile burjuvaziye karşı kanlı bir mücadeleyle olmuş iken Cumhuriyet’in kurulmasında, halk ve Devletin iş birliği ile sömürgeci Avrupa devletlerine karşı yapılan Kurtuluş Savaşı bulunmaktadır. Bu bakımdan Avrupa’da sosyal politika, halk ve burjuvazinin hesaplaşması neticesinde gelişmiş iken Türkiye Cumhuriyeti’nde Devletin halk ile doğrudan kendi iradesiyle sahiplendiği Avrupa’da doğan sosyal politika olgusundan daha kuşatıcı bir felsefeyi kendi içinde barındırmaktadır. Cumhuriyetin kuruluşu itibariyle, Devlet içinde Avrupa ülkelerinde olduğu gibi güçlü bir sermaye grubu yer almamıştır.…
