Karayalçın ve İmregün, bilerek borçlu zararına hareket için hamilin şahsi defiyi bilmesinin yeterli olmadığını, ayrıca borçlu zararına hareket kastının da bulunması gerektiğini ifade etmiştir(54).…
Domaniç, 1990 tarihli, yani bilerek borçlu zararına hareket kavramının kanunen hileli itilaf yerine tercih edilmesinden sonraki bir dönemde kaleme alınan eserinde dahi hileli ihtilaf kavramını kullanmış, senedi devreden kişi ile devralanın anlaşarak defileri bertaraf etmek maksadı ile hareket etmesi durumunda şahsi defilerin üçüncü kişilere karşı da ileri sürülebileceğini ifade etmiştir(61)…
Kınacıoğlu, bilerek borçlu zararına hareket kavramı için hamilin senedi devralırken defilerin varlığını bilmesinin yeterli olmadığını, ayrıca “borçluya zarar verme şuuru” taşıması veya olası kastının bulunması gerektiğini, ancak senedi devraldığı sırada defileri biliyorsa da kasıtlı hareket etmiş sayılacağını, ayrıca devraldığı kişi ile arasında defileri önlemek için bir anlaşma bulunduğunun ispatına gerek olmadığını ifade etmiştir(62)…
Poroy/Tekinalp’e göre eTK’da yer alan hileli itilaf ile bilerek borçlu zararına hareket kavramları arasında ince farklılıklar bulunmaktadır; hileli itilaf için senedi devralanın sadece definin varlığını bilmesi yeterli olmayıp arada bir anlaşma ve her iki tarafın borçlu zararına hareket et-
Helvacı, bilerek borçlu zararına hareket ile hileli itilaf arasında bir tercih yapıldığına değinmiş ve Yüksek Mahkemenin senedi devralan kişinin definin varlığını ve borçlunun bunu önleme imkânının bulunmadığını bilmesini aradığını ifade etmiştir(65).…
Yılmaz, hileli itilaf ile bilerek borçlu zararına hareket kavramlarının farklı olduğunu ifade ederek, ikinci kavram yönünde bilinçli olarak bir tercihte bulunulduğunu ifade etmiştir(67).…
Türk, bilerek borçlu zararına hareket kavramı ile iyiniyetli olmama arasında bir fark bulunmadığını belirtmiştir. Yazara göre kanun koyucu-
Yiğit ise bilerek borçlu zararına hareket için bilmenin yetmeyeceğini kabul etmekle birlikte, ispat zorluklarını gidermek amacıyla senet devralınırken defilerin varlığının bilinmesinin yeterli sayılabileceği kanaatindedir(71)…
Akkanat, MK çerçevesinde iyiniyet açısından konuyu değerlendirmiştir. Yazara göre TK düzenlemesi sadece bilme ile hileli anlaşma arasında bir orta çözüm niteliğindedir(72).…
