Gelişmekte olan devletlerde, yaygın bir yoksulluk sorunu, yolsuzluk, siyasi istikrarsızlık,…
Yatırım tahkimi kararlarında ev sahibi devletin özel koşullarına ilişkin farklı yaklaşımlar…
Duke Energy v. Ekvador davasında yabancı yatırımcının meşru beklentisinin dayanağı olarak sosyo-politik koşullar tartışılmıştır. Yatırımcı, kendisine uygunsuz cezaların verildiğini ve AHM yükümlülüğünü ihlal ettiğini iddia etmişlerdir. Hakem heyeti, Ekvador gibi sosyo-politik koşulları göz önünde bulunduran bir ülkede bir yatırımcının meşru beklentilerine ilişkin, ‘‘Yatırımcının meşru beklentilerinin korunabilmesi için, yatırımcının yatırım yaptığı tarihte meşru ve makul olması gerekir. Makuliyet değerlendirmesi veya meşruiyet, sadece yatırımı çevreleyen gerçekler değil, aynı zamanda ev sahibi devlette hüküm süren siyasi, sosyoekonomik, kültürel ve tarihi koşullar da dahil olmak üzere tüm koşulları dikkate almalıdır’’
Gelişmekte olan devletlerin bir alt kategorisi de geçiş dönemindeki ülkelerdir. Yugoslavya…
Mamidoil v. Arnavutluk davasında, yatırımcı, 1991 yılından itibaren Arnavutluk’ta petrol ürünlerinin taşınması, depolanması ve satışı gibi önemli kamu sektörleriyle ilgili çeşitli ticari faaliyetlerde bulunmuştur. Hakem heyeti, meşru beklentinin Arnavutluk hükümetinin liman tesislerini modernize etme yönündeki kamu menfaati karşısında tartılması gerektiğini vurgulamış ve özellikle komünizm sonrası Arnavutluk’un sosyo-politik koşullarına odaklanmıştır: ‘‘Taraflar arasındaki dengelemede Mahkeme, Arnavutluk Hükümeti’nin altyapıyı modernize etme yönündeki meşru menfaatine, nihayetinde tüm yabancı yatırımcıların menfaatlerini kapsayan genel menfaate ağırlık vermesi gerektiğine inanmaktadır. Zira Arnavutluk uzun bir komünist durgunluk, izolasyon ve komünizm sonrası kriz döneminden yeni çıkmıştı. Hem özel yatırıma hem de kamu altyapısına aynı anda ihtiyaç duyuluyordu ve bu da bir miktar itiş kakış etkisi yaratıyordu.’’
EDF v. Romanya davasında, İngiliz bir yatırımcı olan EDF, 1991 yılında Romanya’da devlete ait iki şirketle ortak girişim için bir sözleşme imzaladı. EDF, Romanya havaalanlarında ve bir Romanya havayolu şirketinde gümrüksüz satış ve diğer perakende hizmetleri sağlayacaktı. Sonuç olarak, gümrüksüz satış lisansları iptal edilmiş ve bu durum EDF’nin işleri üzerinde ciddi bir etki yaratmıştır. Hakem heyeti, bir yatırım antlaşmasının ev sahibi devletteki düzenleme değişikliği riskine karşı bir sigorta poliçesi sağlayamayacağını belirtmiştir.(2230)…
Parkerings v. Litvanya davasındaki hakem heyeti, ev sahibi devletin geçiş sürecinde olması nedeniyle, düzenleyici çerçevenin değişmesinin AHM standardı ihlali olmadığı sonucuna varmıştır. Hakem heyeti, ev sahibi devletin yasalarını değiştirerek yatırımcının meşru beklentisini ihlal edip etmediği sorusuyla ilgili olarak şunları belirtmiştir: ‘‘Aslında Litvanya’daki yabancı bir yatırımcının, Litvanya siyasi rejiminde ve ekonomisinde önemli değişiklikler yaşanırken, istikrarlı bir yasal zeminde ilerleyeceğine inanması aptallık olurdu’’
Parkerings v. Litvanya davasındaki hakem heyeti, kararını verirken Litvanya’nın özel geçici statüsünü göz önünde bulundurmuş, bu statünün değişen sosyal ve siyasi koşullarda yeni yasaların kabul edilmesini gerektirdiğini kabul etmiş ve yatırımcılara bu riskin anlaşılmasını gerektiğini belirtmiştir: ‘‘Egemen yasama yetkisini kullanmak her devletin yadsınamaz hakkı ve ayrıcalığıdır. Bir devlet, kendi takdirine bağlı olarak bir kanunu yürürlüğe koyma, değiştirme veya iptal etme hakkına sahiptir. Bir istikrar hükmü şeklinde veya başka bir şekilde bir antlaşmanın varlığı dışında, bir yatırımcının yatırımını yaptığı tarihte mevcut olan düzenleyici çerçeveye getirilen değişikliğin hiçbir sakıncası yoktur.’’
Toto v. Lübnan davası da ev sahibi devletin koşullarına bakışı açısından önemlidir. Yatırımcı, 1997 yılında bir otoyol inşa etmek üzere Lübnan devleti ile sözleşme yapmıştır. Suriye birlikleri şantiyenin bir bölümünü işgal etmiş öte yandan ve gümrük ve vergi mevzuatındaki değişiklik projeyi etkilemiştir. Lübnan, yatırımcının sözleşmeye girmeden önce sahayı ziyaret ettiğini ve Suriye ordusunun varlığından haberdar olduğunu, ayrıca Suriye Ordusunun varlığının proje çalışmalarını önemli ölçüde engelleyemeyeceğini çünkü sahanın sadece küçük bir bölümünü
Bayındır İnşaat v. Pakistan davası ev sahibi devletin koşulları açısında sıklıkla tartışılan davalardan biridir. Yatırımcı, 1993 yılında Pakistan’da bir otoyol inşa etmek üzere Pakistan Ulusal Karayolu İdaresi (NHA) ile bir sözleşme imzalamıştır. Programdaki gecikmeler nedeniyle yaşanan çeşitli anlaşmazlıklar sonucu NHA’nın sözleşmeyi feshetmesi ve Pakistan ordusunun 2001 yılında şirketin şantiyesinin kontrolünü ele geçirmesi üzerine yatırımcı, Pakistan’ın AHM, en çok gözetilen ulus kaydı ve Ulusal Muamele de dahil olmak üzere bir dizi yükümlülüğünü ihlal ettiği gerekçesiyle konuyu yatırım tahkimine taşımıştır.(2241)…
Bayındır İnşaat v. Pakistan davasındaki hakem heyeti, hükümetin hızla değiştiği ve başarılı rejimlerin yatırım projeleri hakkında farklı görüşlere sahip olabildiği durumlarda yatırımcıların hükümetten istikrarlı ve öngörülebilir kararlar almasını bekleyemeyeceği sonucuna varmıştır: ‘‘Mahkeme, Davacının Sözleşmenin yeniden canlandırılmasını kabul ettiği sırada Pakistan’da hüküm süren siyasi koşulların değişkenliğini makul bir şekilde göz ardı edemeyeceği görüşündedir. Nitekim Davacı, önceki yıllarda Pakistan’daki siyasi değişikliklerden ciddi şekilde zarar gördüğünü açıkça kabul etmektedir.’’
