Helbig, Alman Medenî Usûl Kanununun -değişiklik öncesindeki- 278’inci paragrafının üçüncü fıkrasının lafzının tarafların gözden kaçırdıkları ya da yanlış değerlendirdikleri hukukî yönün hâkim tarafından açıklanmasına yönelik atıfta bulunduğunu, bunun mahkeme tarafından
Spohr, uyuşmazlık kapsamında vakıanın ve hukukî sebebin müzakeresinin davanın aydınlatılmasının gerekli olduğu ölçüde yapılmasını, mahkemenin vakıayı ve hukukî sebebi tartışmasının kendi başına bir amaç olmadığını, mahkemenin yargılama sürecinde sıklıkla görüşünü ifade ettiğini, yine mahkemenin yargılamada belirli bir yön izlemesini takiben görüş değiştirmesi durumunda buna işaret etmesi gerektiğini ifade etmektedir(1581)…
Koch, Alman Medenî Usûl Kanununun 139’uncu paragrafının değişiklik sonrasında hâkimin ödevini makul bir seviyeye indirdiğini, mahkemenin hukukî görüşünü açıklamasının genel bir ödev olarak kabul edilemeyeceğini belirtmektedir(1582)…
Laumen, normun yanı sıra, sözleşme hükümlerinin yorumlanmasının, ispat yükünün, vakıaya ilişkin bir unsura yönelik olarak yargı kararlarında ve öğretide benimsenen görüşün, örf ve âdet hukukuna dair bir hususun, usûle ilişkin gerekliliklerin ve mümkün olan her türlü hukukî meselenin müzakerenin kapsamında değerlendirilmesi gerektiği kanaatindedir(1583)…
Fritsche, mahkemenin sürekli olarak taraflara hukukî görüşünü açıklamak ve mevcut hukukî durum hakkında bilgi vermek gibi bir zorunluluğunun olmadığını ifade etmektedir(1584)…
Schilken, tarafların iddia ve savunma hakkının, mahkemeyi, taraflarla uyuşmazlığa dair bakış açılarını müzakere etmek zorunda bırakmadığını ifade etmektedir. Müzakere zorunluluğu ancak mahkemenin belirli
Hukukî sebep açısından bir görüşe göre, mahkemenin davayı biri lehine sonuçlandıracak…
Albertini, mahkemenin hukukî görüşünü ilgili tarafa ileterek beyanda bulunması imkânının tanınmasının uygun olabileceğini ancak bunun hâkimi taraflarla hukukî tartışma yürütmek zorunda bırakmayacağını ifade etmektedir. Diğer yandan hükmün açık olmadığı ve kararın önemli hukukî menfaatleri etkileme ihtimâlinin bulunması durumlarında hâkimin hukukî bakış açısı / görüşü hakkında ilgili tarafı bilgilendirmesi gerektiği kabul edilebilecektir(1587)…
Cottier, hâkim ile karardan etkilenecek kişi arasında hukukî diyaloğun olması gerektiği kanaatindedir. İnsanlara özgü uyuşmazlık çözümü olan davanın doğasında “kardeşlik anlayışı”…
Göksu, kural olarak, taraflarca bilinen vakıaların hukukî değerlendirmesi ya da kararın hukukî gerekçesi konusunda tarafların dinlenme hakları olmadığı düşüncesindedir. Diğer taraftan mahkemenin kararını, taraflarca öncesinde ileri sürülmeyen ya da başka türlü yorumlanması beklenmeyen hukukî gerekçelere dayandıracak ise taraflara yorum yapma (beyanda bulunma) imkânı vermelidir. Bu bağlamda mahkeme, kanunun sürpriz bir şekilde uygulanmasından önce taraflara rehberlik etmelidir(1589)…
Habscheid, mahkemenin ve tarafların gerek taraflarca getirilme ilkesi gerekse de re’sen araştırma ilkesi gereği -hukuku tesis etmek için- iş birliği yapması gerektiği düşüncesindedir. Mahkeme taraflarla hukukî müzakere yürütmelidir. Mahkemenin hukukî müzakere yürütme ödevi, bilhassa, tarafların ya da taraflardan birinin gözden kaçırdığı veya ilgisiz olduğunu düşündüğü hukukî hususu dikkate alması gerektiğinde önem arz etmektedir. Mahkeme ancak böylelikle sürpriz kararlardan kaçınmış olacaktır(1590)…
Lieber’e göre, hâkim kararını her iki tarafça da ileri sürülmemiş bir hukukî sebebe dayandırmak istemesi durumunda tarafları dinlemelidir ve taraflara bu görüş doğrultusunda beyanda bulunabilmelerine, vakıa ileri sürebilmelerine ya da itiraz edebilmelerine imkân tanımalıdır. Lieber…
Meier hâkimin taraflara önceden hukukî bilgi vermesinin gerekli olmadığını ve hâkimin taraflarla hukukî müzakere yürütmekle yükümlü olmadığını belirtmektedir(1592). Oberhammer, mahkemenin hukukî görüşünü taraflara açıklamak zorunda olup olmadığı meselesini sorunlu bulmaktadır. Nitekim mahkemenin hukukî görüşünü taraflarla müzakere etmesi, mahkemenin tarafların eleştirisine maruz kalmasına yol açacaktır. Yargılama akademik tartışma yürütülmesi gereken bir yer olmadığı gibi, mahkemenin hukukî meselelerle ilgili taraflarla fikir alışverişinde bulunması da zorunlu değildir. Mahkemenin hukukî görüşünü ifade etme ödevi, taraflara buna karşı çıkma imkânı verir. Bu imkân -karar merci olan mahkemenin- sunacağı yargısal çözümün özünü zedeleyebilecektir. Yargılamanın taraflarının hukukî dinlenilme hakkından yoksun bırakılmaları ile mahkemenin kararında dayandığı hukukî görüşün sürpriz olması eşdeğer değildir. Burada tarafların mahkemenin görüşünü bilmeleri hâlinde ek beyanda bulunmalarının gerekip gerekmediği ele alınmalıdır. Belirtmek gerekir ki, hukukî dinlenilme hakkı, tarafların görüşlerini mahkemeye bildirme hakkını içermekte ise de mahkemenin taraflarla hukukî müzakere yürütmesini gerekli kılmamaktadır. Tarafların kendilerini ifade edebilmelerine imkân tanınması yeterlidir(1593)…
