Anayasa Mahkemesi ise “Şirket ortağının mirasçısı olan başvurucu, şirkete yönelik bir başvurusu tespit edilememekle birlikte, 4721 sayılı Kanun ile 6772 sayılı mülga Kanun hükümleri uyarınca başkaca herhangi bir işleme gerek kalmadan ölen eşin mirasçısı sıfatıyla miras payı oranında hissedar olmuştur. Başvurucu her ne kadar şirkete yönelik bir başvurusu bulunmadığından ortak sıfatını alamayacağını ileri sürmüş ise de ilgili kanun hükümleri ve Yargıtay içtihadı bu hususta herhangi bir tereddüde neden olmayacak kadar açık olup başvurucu borcun doğduğu tarihte şirket ortağı sıfatını kazanmıştır. Borçlu şirketin 24.09.2013 tarihinde sicilden terkin edildiği ve öncesinde gönderilen ödeme emirlerinin belirtilen adresin kapalı olması nedeniyle iade edildiği nazara alındığında anılan borcun şirketten tahsil imkanının bulunmadığı açıktır. Şirketten tahsil imkanı bulunmayan, 2007 yılının bir kısmı ve 2008 yılının tamamına ait sosyal güvenlik prim ve gecikme zammı borcu nedeniyle idare, diğer ortaklarla birlikte miras yoluyla şirket ortağı sıfatını kazanan başvurucuyu da sorumlu tutmuş ve ödeme emri göndermiştir. Başvurucunun şirket ortağı olduğu ve bu borcun şirket tarafından ödenmediği göz önünde tutulduğunda başvurucunun mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin başvurucuya şahsi olarak aşırı ve olağan dışı bir külfet yüklemediği, …
İlave olarak, her ne kadar 4447 sayılı Kanunda bu yönde açık bir düzenleme yer almasa…
