Anayasaya uygun yorum farklı şekillerde ortaya çıkabilmektedir: …
-
Git
: -
Favorilere ekle veya çıkar
-
ᴀ⇣ Yazı karakterini küçült
Aşağıda bir kısmını gördüğünüz bu dokümana sadece Profesyonel + pakete abone olan üyelerimiz erişebilir.
bbb. Anayasaya Uygun Yorum Kararlarında
Anayasaya uygun yorum(138) yasaların anayasaya uygunluğu hakkında karar verme yetkisine sahip olan Anayasa Mahkemesinin, incelediği
İlk olarak, anayasaya uygun yorumla, yasadaki bulunan bir ifadenin anayasa… “Dava konusu (e) bendinde, Türk Telekom ile diğer sermaye şirketlerinin Bakanlıkla imzalayacakları görev ve imtiyaz sözleşmelerinde, gerekli görülen hallerde Bakanlık tarafından verilecek ruhsat ve genel izinlerde de bu sözleşmelere konulan koşulların yanı sıra, makul ve ayırım gözetmeden hangi konularda hükümlere yer verileceği onbeş bent halinde sayılmıştır. Davacı, bu bendin birinci fıkrasında yer alan “gerekli görülen hallerde”, “diğer hususların yanı sıra”, “makul ve ayırım gözetmeyen hükümler ve şartlar çerçevesinde” biçimindeki ifadelerin içerikleri ve sınırları belirsiz kavramlar olduğunu ileri sürmektedir. Oysa, bu kavramlar yeterince açıktır. Zira idari sözleşmelerin tipik örneğini oluşturan imtiyaz sözleşmelerinde idareye imtiyazlı hizmet üzerinde yeterince yetki tanınmakta ve sorumluluk verilmektedir. Bu nedenle idare, gördürmek istediği telekomünikasyon hizmetinin türüne ve özelliklerine göre gerekli şartnameleri kendisi hazırlayacaktır”.(140)… İkinci olarak, anayasaya uygun yorum tekniğiyle yasada bulunan ve şayet Anayasa Mahkemesi tarafından doldurulmadığı takdirde, yasanın iptaline sebep olabilecek olan extra legem boşluklar… “İtiraz konusu olan 6570 sayılı Gayrimenkul Kiraları hakkındaki Kanunun 7. maddesinin (e) bendinin son fıkrası şöyledir : “Aynı şehir veya belediye hudutları içinde kendisinin veya birlikte yaşadığı eşinin uhdesinde kayıtlı oturabileceği meskeni bulunan kimse, kirada oturduğu yeri, mâlikin isteği üzerine tahliye etmeğe mecburdur. (…) Bu açıklamadan çıkan sonuç şudur: Kanun koyucu, itiraz konusu fıkra hükmü ile kiracının aynı şehir veya belediye sınırları içinde kendisinin veya birlikte yaşadığı eşinin oturabileceği meskeni bulunması halinde mal sahibine tahliye isteme hakkı tanımakla bu hale özgü tahliye sebebini sınırlama dışında bırakmış ve böylece bu tahliye sebebi Borçlar Hukuku ve sözleşme esasları çerçevesinde serbest ve sözleşmenin sona ermesinden tahliyenin istenebileceği bir duruma girmiştir.… Gerçekten itiraz konusu fıkra ile, mal sahibine tahliye isteme hakkı tanınırken bu tahliyenin hemen yapılacağı yolunda bir hüküm konulmamış, sözleşmenin sona ermesinde yapılabileceği anlatılmak istenmiştir. Zira fıkradaki “malikin isteği üzerine tahliye etmeğe mecburdur” deyimi ile kanun koyucu, bu konudaki tahliye isteme hakkını, diğer tahliye sebepleri kendi aleyhine sınırlanmış olan; malikin arzusuna bırakmış olup, yoksa tahliye zamanını belirten bir hüküm getirmemiştir. Kanun koyucu, tahliye zamanını göstermek isteseydi bunu açıkça ifade ederdi. Nitekim,… Aslında kanun koyucunun 6570 sayılı Kanunun kira sözleşmesi alanında kamu yararı amacıyla yaptığı sınırlamalarda kabul ettiği ilkeye göre itiraz konusu fıkranın mal sahibine tanıdığı tahliye isteme hakkının, sözleşmede belli edilen sürenin bitiminde kullanılabileceği şeklinde manalandırılması gerekmektedir. Zira… Anayasa Mahkemesinin bu davada yapmış olduğu yorum, aslında ilgili düzenlemenin lafzını… Anayasaya uygun yorum yönteminin yasayı “düzeltmek” amacıyla kullanıldığı başka bir… “İcra ve İflas Kanunu’nun 18/2/1905 günlü, 538 sayılı Kanunla değişik 178. maddesinin birinci fıkrasına göre ‘iflasa tabi bir borçlu aciz halinde bulunduğunu bildirerek salahiyetli mahkemeden iflasını isteyebilir’ (...)… Metninde bir açıklık bulunmamasına rağmen söz konusu fıkra hükmü; mahkemenin, iflasına karar verilmesini isteyen borçlunun gerçekten aciz halinde bulunup bulunmadığını inceleyemeyeceği, borçlunun beyanına göre iflasına karar verilmesinin zorunlu olduğu biçiminde bir anlatımı içerdiği görüntüsünü vermektedir. (...)… Öte yandan, kimi alacaklıların, alacaklarının tümünü elde etmek gibi bir menfaat saikiyle borçlunun iflasının gizli kalmasını istemeleri de olağan bir durum sayılabilir. Açıklanan bu durumlarda bu kez, borçlunun ortaya çıkıp iflasını bildirerek öteki alacaklıların zarara uğramasını önleyebilmesi suretiyle kamu düzeninin de korunacağı söylenebilir. Birinci fıkra kuralının böyle bir dengeyi sağladığını söylemek herhalde yanlış olmaz. Bu izahat açıklıkla ortaya koyuyor ki, yasa kuralları, gerçek bir iflas halinde işleyecek biçimde düzenlenmiştir.… Borçlunun başvurusu üzerine, mahkemece, o’nun gerçekten aciz halinde olup olmadığı incelenmeden iflasına karar verilmesi ve mahkemeye borçlunun iflas istemini red etme yetkisinin tanınmaması suretiyle; itiraz konusu hükmün kötüye kullanılmasına neden olabilir. (...) Her ne kadar iflas kurallarının kanunun metnine sıkı surette bağlı olarak uygulanmasının kural olduğu ileri sürülmekte ve bu düşüncenin isabeti bir dereceye kadar yadsınamamakta ise de, metne sıkı surette bağlılığın bir kanu
