Aynı yönde görüş bildiren Başterzi’ye göre görünüşte alt işverenin işçisi asıl işveren-alt işveren ilişkisinin muvazaalı olduğunun tespit edilmesiyle birlikte, alt işverenin taraf olduğu toplu iş sözleşmesinin kişi ve yer itibariyle kapsamı dışına çıkmış olmaktadır. Dolayısıyla esasen baştan itibaren asıl işverenin işçisi sayılan davacı işçinin alt işverenin taraf olduğu toplu iş sözleşmesinden yararlanması artık mümkün değildir. Bu durumda işçinin asıl işverenin taraf olduğu toplu iş sözleşmesinden kaynaklanan fark alacaklarını TBK m. 49’a dayanarak tazminat olarak alabilmesi gerekmektedir. Asıl işverenin taraf olduğu bir toplu iş sözleşmesi yoksa da aynı sonuca ulaşılmalıdır. Bu defa yine haksız fiil hükümlerinden hareketle işçinin alt işverenin taraf olduğu toplu iş sözleşmesinden yararlandırılması gerekmektedir(230)…
-
Git
: -
Favorilere ekle veya çıkar
-
ᴀ⇣ Yazı karakterini küçült
Aşağıda bir kısmını gördüğünüz bu dokümana sadece Profesyonel + pakete abone olan üyelerimiz erişebilir.
cc. Öğretideki Görüşler
Yüksek mahkemenin yukarıda alıntılanan uygulamasının öğretideki bazı yazarlar tarafından…
Güzel ise öğreti ve yargı kararlarında vurgulanan temel kuralın, muvazaalı asıl işveren-alt işveren ilişkisindeki alt işverenin işçisinin alt işverenin taraf olduğu toplu iş sözleşmesinden yararlanamayacağı yönünde olduğunu ifade etmektedir. Zira işçi esasında başlangıçtan itibaren asıl işverenin işçisidir. Ancak yazara göre işçi lehine yorum kuralları işlerlik kazanmalı ve TBK m. 394/3 hükmünün toplu iş sözleşmesi açısından da kıyasen uygulanması gerekmektedir. Nitekim anılan madde uyarınca
Yargıtay uygulamasından farklı yönde görüş bildiren Özkaraca’ya göre de işçinin asıl işverenin faaliyette bulunduğu işkolunda kurulu sendikaya üye olmaması halinde dahi asıl işverenin taraf olduğu toplu iş sözleşmesinden kaynaklanan fark alacakların tazminat talebine konu edilebilmesi gerekmektedir. Yazar, görüşünü TBK m. 49/1’e dayandırmaktadır. Zira muvazaalı bir asıl işveren-alt işveren ilişkisinde asıl işveren, işçinin toplu iş sözleşmesinden yararlanmasını engellemektedir(233).…
Yıldız, meselenin hakkın kötüye kullanılması ve kimsenin kendi muvazaasından yararlanamayacağı ilkelerinden hareket eden Yargıtay 22. Hukuk Dairesi’nin ve Hukuk Genel Kurulu’nun geçmiş tarihli kararlarında olduğu gibi ele alınması gerektiğini ifade etmekte ve muvazaalı ilişkideki işçinin toplu iş sözleşmesinden yararlanabilmesi için Yargıtay’ın güncel uygulamasında aranan sendikaya üyelik veya dayanışma aidatı ödeyerek yararlanma talebine ilişkin şartların isabetli olmadığını savunmaktadır. Yazara göre, muvazaalı da olsa alt işveren nezdinde çalışan işçinin e-Devlet kapısı üzerinden farklı (asıl işverenin faaliyette bulunduğu) işkolunda kurulu sendikaya üyelik başvurusu yapması halinde bu başvuru hatalı başvuru olarak sınıflandırılmaktadır. Bu aşamadan sonra, üyeliğin gerçekleşebilmesi, işkolu tespitinin yapılmasına bağlıdır. Dayanışma aidatı talebine ilişkin olarak ise, bu talep, sadece toplu iş sözleşmesinin tarafı olan işverenin işçisi tarafından ileri sürülebilmektedir. Dolayısıyla muvazaalı bir ilişki açısından, gerek sendika üyeliği, gerekse dayanışma aidatı ödeyerek yararlanma talebine ilişkin koşullar pratik açıdan toplu iş hukuku sistemiyle uyumlu değildir(235)…
