Faiz talebiyle ilgili bir başka mesele, faizin işletilmeye başlanacağı tarihle ilgilidir.…
İptal ve tam yargı davasının birlikte açılması halinde, iptal davası açılarak iptal…
Danıştay, dava dilekçesinde talep edilme şartına bağlı olarak, zarar doğuran işlem…
“Bugün için, subjektif hak ihlallerinin giderilmesi yanında ve esas itibariyle idarenin hukuka uygunluğunu sağlamada en etkin yollardan birisi olarak görülen tazminat davalarında; uğradığı gerçek zararın hesaplanması ve sonuçta tazmin edilebilmesi sorumluluğu; sadece davacıya yüklenmiştir. Uzun yıllar devam eden yargılama sürecinde davada tazmini istenilen ve para olarak TL cinsinden ifade edilmesi zorunlu bulunan zarar tutarında enflasyon nedeniyle meydana gelen ve yasal faizle karşılanamayan değer kaybı da, hakkını aramasını maliyeti olarak davacının üzerinde bırakılmaktadır. (…) Uğranılan zararın ayni olarak giderilme olanağı bulunmayan tam yargı davalarında, tazmini istenilen zararın para olarak ve TL cinsinden ifade edilmesi zorunludur. Bu haliyle tazmini istenilen zarar ise, davaya konu edildiği tarihte uğranılan zarar miktarını ifade eder. Ülkemizde kronikleşen yüksek orandaki enflasyon, zarar tutarının davaya konu edildiği tarihle, yargılama süreci sonundaki hüküm tarihi arasında yasal faiziyle giderilemeyecek oranda değer kaybına neden olmaktadır. Dolayısıyla tazmini gereken zarar miktarı; zararın davaya konu edildiği tarihteki tutarının, tazmini gerekli görülen kısmının hüküm tarihindeki gerçek değeri karşılığıdır. Bunun tesbitinde ise, Devlet İstatistik Enstitüsünün toptan eşya fiyat endeksleri, objektif kıstas olarak alınmalıdır 2004 tarihli bir Danıştay kararında ise, kanuni faiz işletilmesiyle enflasyon sebebiyle…
“Tazminat davalarının yargı denetimiyle amaçlanan sonuca ulaşabilmesi ilgililerin sübjektif hukuki durumlarında ortaya çıkan hak ihlallerinin tam olarak giderilmesi, “adil bir doyum” sağlanabilmesi, zararın gerçekçi biçimde tazminiyle mümkündür.…
Zararın gerçekçi bir biçimde tazmini ise; bulunulan somut duruma ekonomik koşullara göre belirlenir. Ülkemizde yaşanan enflasyon olgusu toplum yaşamını etkilemekte, yargının iş yükünün fazlalığı nedeniyle uzayan dava süreci içerisinde dava açma tarihinde istenilen zarar miktarı, karar verildiği ve bunun üzerine ödeme yapıldığı tarih itibariyle gerçek zarar miktarından uzaklaşmaktadır. Bu ise, paranın elde bulundurulmaması nedeniyle yoksun kalınan gelir olarak nitelendirildiğinden bunun karşılanması amacıyla 3095 sayılı Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanun gereğince yasal faiz uygulanması suretiyle Türk Lirasında enflasyon olgusu nedeniyle oluşan değer kaybı karşılanmalıdır. Bu nedenle hükmedilen maddi ve manevi tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalı idarelerce davacıya ödenmesi gerekmektedir”
Enflasyon olgusu ve tam yargı davası ilişkisi Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararına…
