Marufiyet, ”İlk kullanma suretiyle marka hakkının doğumunu sağlayan ve bu nedenle 8/III de temel alınan bilinirlik, markanın üzerine konulduğu emtianın hitap ettiği alıcı kitlesi tarafından tanınmaya başlanmış olması, belirli bir yer, bölge veya piyasada bilinmesi anlamındadır”
-
Git
: -
Favorilere ekle veya çıkar
-
ᴀ⇣ Yazı karakterini küçült
Aşağıda bir kısmını gördüğünüz bu dokümana sadece Profesyonel + pakete abone olan üyelerimiz erişebilir.
D. MARUFİYET
551 sayılı Mülga MarK. 15. maddesi tescile ilişkin bir karine ortaya koymakla birlikte,…
Mülga MarKHK da ise maruf hale gelmiş olma koşulu açıkça aranmamaktadır(159).…
Söz konusu durumda işareti ilk kullanan kişinin itiraz hakkını kullanabilmesi için…
Aynı doğrultuda yaklaşımlarla tescilsiz markanın maruf hale getirildikten sonra bir…
Yargıtay ise, bu konuda çelişkili kararlar vermektedir. Bir kararında(169)…
“...marka üzerindeki öncelik hakkı, o markayı ihdas ve istimal eden, ve piyasada maruf hale getiren kişiye aittir...”…
demek suretiyle marka üzerindeki öncelik hakkının o markayı piyasada maruf hale getirmiş…
“556 sayılı KHK’nın 8/III’üncü maddesi hükmünün tescilli markaların yanı sıra tescil edilmemiş markaların korunmasına olanak sağladığı, anılan maddenin markayı tescil ettirmeden kullanan kimseyi, her şart ve halde korumayı amaçladığı, burada 551 sayılı Markalar Kanunu’nun 15/II’inci maddesinde aranılan “maruf hale getirme” şartını dahi gerekli görülmeden, daha geniş bir koruma sağladığı, “Cyrillus” markasının Türkiye’de davacı adına kayıtlı değilse de, 1995’ten itibaren piyasada fiilen kullanılması ve TTK’nın 57/5.maddesi uyarınca korunan bir ticaret ünvanı teşkil etmesi sebebiyle sahibi davacıya koruma hakkı sağladığı...”…
demek suretiyle tescilsiz markaların marufiyet şartı aranmaksızın korunacağı yönünde…
Mülga MarKHK döneminde 8/III hükmünün uygulama alanına ve özellikle marufiyet şartına…
“Davacı vekili, müvekkilinin bir Kore firmasının Türkiye distribütörü olarak “GRIN NICCI” markalı saatlerin yurt çapında pazarlamasını yaptığını, davalının bu markayı taklit edip “Türk Malı” ibaresi ekleyerek üretip pazarladığını ve orijinal isim ve logo altında 16.4.1993 tarihinde marka olarak adına tescil sağladığını ileri sürerek, davalı markasının hükümsüzlüğüne karar verilmesini talep ve dava etmiştir. …
Davalı vekili, müvekkiline ait markanın “GRINICCI” olduğunu ve davacının dayandığı markadan farklı bulunduğunu savunarak davanın reddini istemiştir.…
Mahkemece, distrübütörlük ve marka tescil belgelerine, savcılık soruşturma evrakına, bilirkişi kurulu raporu ve ek raporuna dayanılarak davacının Kore’de tescilli “Grin Nicci” marka ve logolu saatlerin distribütörü olduğu, davalının aynı olması nedeniyle davacı markası ve logosu ile iltibas yarattığı, davalının “Türk Malı” ibaresi eklemesinin markaların ayırdediciliğini sağlamaya yetmediği gerekçesiyle 556 s. KHK.nin 42/a, 7/6 ve 7/İ maddeleri uyarınca davalı markasının terkinine karar verilmiştir.Kararı davalı vekili temyiz etmiştir.…
556 sayılı Markaların Korunması Hakkında KHK’nin marka hakkının elde edilmesini düzenleyen 6 ncı maddesinde ilke olarak bu düzenlemenin getirdiği marka korumasının ancak tescille elde edilebileceği öngörülmüş bulunmaktadır. Ne varki yine aynı düzenlemenin 3 üncü maddesinde marka korumasının sadece Türkiye’de yerleşik ticari faaliyette bulunan gerçek ve tüzel kişilere özgü olmadığı, Paris Sözleşmesi yahut Dünya Ticaret Örgütü Kuruluş Anlaşması hükümleri çerçevesinde başvuru hakkına sahip kişilere de tanındığı açık bir şekilde hükme bağlanmış bulunmaktadır. Dava konusu olayda da davacı markası, davalıdan önce Paris Sözleşmesine dahil bulunan Kore’de sicile tescil ettirilmiş bulunduğuna göre, yine ilke olarak davacı markası aynı sözleşmeyi imzalamış bulunan Türkiye’de olarak g556 sayılı KHK.nin 3 ncü maddesi anlamında koruma altında bulunmaktadır. Dava konusu olay açısından KHK.nin 8/III nci maddesinde de tescilsiz dahi olsa bir işaret veya markanın ticari hayatta kullanılması şartıyla daha sonra aynı markanın tescil edilmesine itiraz ve dolayısı ile aynı kararnamenin 42/b maddesine dayalı hükümsüzlük iddiasında bulunabilme imkanı tanınmış bulunmaktadır. Nitekim doktrinde de bu görüş benimsenmiş bulunmaktadır. (Bkz. Prof.Dr.S.Arkan, Marka Hukuku Cilt I. Ank. 1997 sh. 109 vd.) Davacı markasını Kararname’nin 25 nci maddesinde öngörülen süre içerisinde Türkiye’de tescil yönünden rüçhan hakkını kaybetmiş olması, koşulları oluşan bu düzenleme açısından haklarını ileri sürmesine bir engel teşkil etmemesi gerekir.…
Bütün bunların dışında davalının, davacı tarafından markasını taşıyan saatleri yine bu marka adı altında davacıdan (Kore’den) ithal edip, Türkiye’de pazarladıktan ve bu saatlerin ithalinin ve dolayısı ile Türkiye’deki satış yetkisinin elinden alınması sebebiyle bu markayı iltibasa meydan verebilecek şekilde kendi adına tescil ettirmesi hukukun temel ilkelerinden olan ve MK.nun 2 nci madesinde yer alan iyiniyet kurallar çerçevesinde hareket etme yükümlülüğüne de ters düşmekte olduğundan hukuken himayesi mümkün görülmemiştir”…
