İdari işlemin kesinliği ve yürütülebilir (icrai) nitelikte olması birbirinden ayrı…
AYM bireysel başvuru usûlü kapsamında verdiği bir kararda, açılan davanın kesin ve…
“bireyin hukuki durumu üzerinde birtakım etki ve sonuçlar doğurduğu, dolayısıyla hak ve menfaatlerini etkilediği çok açık olan hatta yerleşik içtihatta da bu niteliği kabul gören bir idarî işlemi yargı mercileri önünde uyuşmazlık konusu etme imkânından yoksun bırakılması dava hakkının varlığını anlamsız kılabileceğinden ölçülülük ilkesini zedeleyebilir.”…
Tespit ettiği bu genel ilkeleri somut olaya uygulayan AYM, derece mahkemelerince…
“Danıştay içtihadında benimsenen yaklaşıma göre somut olayda başvurucunun yazılı olarak uyarılması yolunda tesis edilen ve özlük dosyasında saklandığı anlaşılan söz konusu işlemin başvurucu üzerinde birtakım hukuksal sonuçlar doğurma kapasitesinin bulunduğu, bu hâliyle icrailik niteliğinin olduğu açık bir şekilde anlaşılmaktadır. Bireysel başvuruya konu derece mahkemesi kararında ise Danıştay içtihadında belirtilen ölçütler kapsamında herhangi bir irdelemeye gidilmeksizin salt söz konusu yazının bir disiplin cezası olmadığı yönünde şekilci bir yaklaşımla hareket edilerek ortada idarî davaya konu edilebilecek bir işlem bulunmadığı sonucuna ulaşıldığı görülmektedir. Derece mahkemesinin somut davada iptali istenen idarî işlemin icrailik niteliğini taşıyıp taşımadığının, dolayısıyla davaya konu edilebilirliğinin değerlendirilmesiyle ve 2577 sayılı Kanun’da düzenlenen usul kurallarının uygulanmasıyla ilgili bu şekilci yorumunun başvurucunun hukuksal durumunu etkileyen idarî işlemden doğan uyuşmazlığı mahkeme önüne taşımasını engellediği, bu durumun başvurucuya ağır bir külfet yüklediği değerlendirilmiştir.” AYM’nin anılan ihlâl kararının gerekçesini oluştururken, Danıştay’ın gelecekteki…
Ancak, kesin ve yürütülebilir bir işlem olmadığı gerekçesiyle davanın incelenmeksizin…
“Olayda, başvurucuların TSK’da görev yapamayacaklarına ilişkin olarak düzenlenen sağlık raporları ve bu raporların ekinde yer aldığı idarî yazışmalar dava konusu edilmiştir. AYİM Üçüncü Dairesi, ortada emekliye sevk işleminin bulunmadığı, sağlık raporlarının ve ekinde bulunduğu yazıların hazırlık işlemi mahiyetinde olup kesin ve yürütülmesi zorunlu idarî işlem niteliğinde olmadığından idarî davaya konu yapılmasının mümkün olmadığı gerekçesiyle incelenmeksizin ret kararı vermiştir. Gerekçede, emekliye sevk işlemi tesis edildiğinde bu işlemin dava konusu edilebileceği ve bu durumda işlemin sebep unsuru olan sağlık raporlarının yargısal denetiminin yapılabileceği de belirtilmiştir. Sağlık raporlarının ve ekinde tebliğ edildikleri yazıların emeklilik işlemi olarak kabul edilmeyerek hazırlık işlemi niteliğinde kabul edilmesine ilişkin değerlendirmenin bariz takdir hatası veya açık bir keyfîlik içermediği ve mahkemeye erişim hakkı, idarî işlemlerin hazırlık aşamalarının ayrıca dava konusu edilebil
Anayasa’nın 125. maddesinin dördüncü fıkrası ile İYUK’un 2. maddesinin ikinci fıkrasında,…
İncelenmeksizin ret kararı verildiğinden bahisle mahkemeye erişim hakkının ihlâl…
“Uyuşmazlığa konu süreçte Derece Mahkemesi, ikramiye ödenmesi talebine ilişkin olarak 2577 sayılı Kanun bağlamında davaya konu olabilecek nitelikte bir idarî işlem tesis edilmesi amacıyla idarî başvuru yapılmadığını tespit etmiştir. Mahkeme, dava dilekçesinde idarî işlem tesisi niteliğinde ikramiyenin tespiti istemine yer verilerek idarî yargı kolunda öngörülmeyen bir istemde bulunulduğunu vurgulamış ve davanın incelenmeksizin reddi gerektiği sonucuna ulaşmıştır. Derece Mahkemesince hukuki belirlilik ve hukuk güvenliği ilkelerine uygun olarak yapılan bu değerlendirme ve ulaşılan sonuç, mahkemeye erişim hakkına ölçüsüz bir müdahale içerecek nitelikte aşırı şekilci yaklaşımdan kaynaklanmadığı gibi belirtilen kanun hükümlerine önceden öngörülmeyecek şekilde olağanın dışında bir anlam vermek suretiyle sonuca ulaşıldığına dair bir uygulama olarak da değerlendirilmemiştir.”
İhlâl ve kabul edilemezlik kararlarına ek olarak, bu konuya ilişkin bir başka başvurunun…
“Olayda başvurucu Şirket tarafından tahliye konusu otelin işletildiği ileri sürülmekte ise de başvurucu Şirketin gerek Sinop İl Özel İdaresi ile gerekse asıl kiracı S.D. ile yapılmış herhangi bir sözleşmesi bulunmamaktadır. Öte yandan asıl kiracı S.D. otelin sahibi olan Sinop İl Özel İdaresine başvurarak kiracılık ilişkisini sonlandırmış ve tesisin teslim alınmasını talep etmiştir. Bunun yanında başvurucu Şirketçe tahliyeye karşı dava açıldığı ileri sürülmekle birlikte tahliye nedeniyle oluştuğu ileri sürülen zararının giderilmesi için yargısal yollara başvurulmadığı anlaşılmıştır. Tüm bu hususlar birlikte dikkate alındığında başvurucu Şirketin tahliye işlemine karşı dava açmakta medeni hak ve yükümlülükleri yönünden yeterince savunulabilir bir hakkının bulunmadığı sonucuna varılmaktadır.
