Dava açma süresinin başlamasına ilişkin yorumlarda ortaya çıkan yeni hukuki durumların…
“Somut olayda başvurucuların, haklarında verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının göreve dönmelerini sağlayacağı yönündeki iddiaları ve bu yöndeki istemleri TSK tarafından kabul edilmeyerek olumsuz işlem tesisi suretiyle reddedilmiştir. Bununla birlikte bu olumsuz işlemin yargısal denetimi AYİM tarafından dava açma süresinin ayırma işlemlerinin tebliğ edildiği 2004 yılından başlatılması nedeniyle yapılmamıştır. Oysa hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumu 2006 yılında yetişkinler yönünden yürürlüğe girmiş, başvurucular hakkındaki bu kararlar da 2012 yılında verilmiştir. Dolayısıyla başvurucuların ilişiğinin kesildiği 2004 yılında böyle bir hukuki durum ortada bulunmadığından söz konusu iddiayla ilişiğin kesildiği tarihten itibaren altmış gün içinde TSK’ya başvurulabilmesi veya dava açılabilmesi doğal olarak olanaklı değildir. Esasen hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin karar nedeniyle ortada yeni bir hukuki durum vardır. Danıştay ve AYİM içtihatlarında da görüldüğü gibi yeni oluşan hukuki duruma ilişkin ileri sürülen iddiaların incelenmesine yasal bir engel bulanmamaktadır. Bu durumda başvuruya konu AYİM kararındaki yorumun, başvurucuların davalarının yetkili bir mahkeme tarafından görülmesi bakımından bir çeşit engel hâline geldiği; bu nedenle başvurucuların mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği sonucuna varılmaktadır.”
Uyuşmazlığa ilişkin olarak yapılan yeniden yargılamada, ihlâlin ve sonuçlarının ortadan…
Zimmet suçu işlediği gerekçesiyle başvurucudan tahsil edilen tutarın, zimmet suçuna…
“Somut olayda, başvurucu zimmet suçundan yargılandığı ceza davasında 05/10/2010 tarihinde beraat etmiş, beraat kararı üzerine daha önce zimmet gerekçesiyle yatırdığı tutarın faiziyle iadesini İdareden istemiş ancak istemi olumsuz işlem tesis edilerek reddedilmiştir. Bununla birlikte bu olumsuz işlemin denetimi, idare mahkemesi tarafından dava açma süresinin, söz konusu ödemenin yapıldığı 2007 yılından başlatılması nedeniyle yapılamamıştır. Her ne kadar, başvurucunun, ödeme yapması yönünde tesis edilen işleme karşı 2007 yılında dava açması mümkün ise de başvurucunun talebi ödeme yapması yönünde tesis edilen işlemin iptali olmayıp ceza davasının kesinleşmesiyle haksız alındığı ortaya çıkan paranın tarafına iadesidir. Başvurucu bu kapsamda yeni bir başvuru yapmış ve yeni bir işlem tesis edilmiştir. Başvurucu hakkındaki ceza yargılamasında beraat kararının 2010 yılında kesinleştiği göz önüne alındığında, dava açma süresinin ödemenin yapıldığı tarihten başlayacağına dair ilk derece mahkemesi kararının, 2577 sayılı Kanun’un dava açma süresine ilişkin usul kurallarının oldukça katı bir şekilde yorumlanması neticesinde ortaya çıktığı ve böylece zimmet suçundan beraat kararı tarihinden çok önceki bir tarih esas alınarak dava açma süresinin belirlenmesi neticesinde başvurucunun mahkemeye erişim hakkının ihlâl edildiği sonucuna varılmıştır.” Oluşan ihlâl ve sonuçları idarî yargı organlarınca yapılan yeniden yargılamada tam…
Her iki başvuruda da, derece mahkemelerinin kararlarında söz konusu idarî işlemlerin…
Danıştay tarafından verilen kararlarda da AYM’nin ihlâl kararında ortaya koyduğu…
Ancak dava açma süresi bakımından ortaya çıkan yeni koşullar, doğrudan başvurucunun…
“Başvurucu, hakkında tesis edilen disiplin cezasına karşı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nda öngörülen süreler geçtikten sonra Anayasa değişikliğinin halkoyuna sunulmak üzere Resmi Gazete’de yayımlanması üzerine iptal davası açmıştır. Anılan davanın karara bağlandığı tarihte kınama cezalarına yargı yolunu açan Anayasa değişikliği yürürlükte ise de İdari Yargılama Usulü Kanunu hükümlerine göre süresinde açılmayan bir davanın esasının incelenmesi mümkün olmadığından ve yukarıda belirtildiği gibi geçmişte verilen cezalara yönelik yeni bir dava hakkı da tanınmadığından başvurucunun esasa yönelik herhangi bir iddiasının ve dolayısıyla…
Aynı şekilde mahkemelerin içtihadında yaşanan değişikliklerin de tamamlanmış yargısal…
“Davanın süre aşımı yönünden reddedilmesinin Dairenin Şubat 2015 tarihinden önce uygulanan içtihadıyla uyumlu olduğu anlaşılmaktadır. Söz konusu içtihadın Şubat 2015 tarihine kadar istikrarlı bir şekilde uygulandığı ve başvurucular açısından öngörülebilir nitelikte olduğu görülmektedir. Dairenin Şubat 2015 tarihinden sonra içtihadını değiştirmiş olması, önceki yorumunun kanunilik ilkesi bakımından sorunlu olduğu anlamına gelmez. Ayrıca Dairenin Şubat 2015 tarihinden önce benimsediği görüşün bariz bir takdir hatası veya açık bir keyfîlik içerdiği de söylenemez. Öte yandan içtihat değişikliğinin ilgililerin lehine olması önceki içtihadın geçerli olduğu dönemde kesinleşen yargısal süreçleri etkilemez. Bireysel başvuruda, müdahalenin kanuni dayanağının bulunup bulunmadığı incelenirken yeni içtihada göre değil olay tarihinde geçerli olan içtihada göre değerlendirme yapılır. Somut olayda Dairenin, başvurucular hakkındaki mahkeme kararlarının kesinleştiği dönemdeki içtihadının, imar planlarına karşı askı ilan süresi içinde yapılan itirazlara altmış günlük zımni ret süresinden sonra cevap verilmesinin yeni bir dava hakkı doğurmayacağı yolunda olduğu hususunda tereddüt bulunmamaktadır.”
