(1) İmalatçının sorumluluğu, piyasaya sürülmüş hatalı bir ürünün doğurduğu zararlardan kaynaklanan tazminat sorumluluğudur. Burada zarar gören ile imalatçı, arasında bir haksız fiil ilişkisi söz konusudur. Türk hukukunda imalatçının sorumluluğunun özel olarak düzenlenmesi, bir çok açıdan sorunlu, uzun süreye yayılan ve tartışmalı bir konu olmuştur. Nihayet, 12.3.2021 tarihinde yürürlüğe giren 7223 sayılı Ürün Güvenliği ve Teknik Düzenlemeler Kanunu (ÜGTDK) ile imalatçının sorumluluğu hukukumuzda özel olarak düzenlenmiştir. İmalatçının sorumluluğunun en sonunda Türk hukukunda özel olarak düzenlenmiş olması olumlu bir gelişmedir. Kanun koyucunun meseleyi bir tüketici hukuku sorunu olarak görmeyerek TKHK dışında düzenlenmeyi tercih etmiş olması da isabetlidir. Ancak ÜGTDK’da yapılan düzenlemenin, 85/374 sayılı Yönergesi ile dahi pek çok açıdan örtüşmediği ve hatta onun gerisinde kaldığı, beklentileri karşılamadığı ve dijitalleşme ile yapay zekâ alanındaki teknolojik gelişmelere bağlı olarak günümüzde ortaya çıkan ihtiyaçları göz ardı ettiği görülmektedir. Her şeyden önce, imalatçının sorumluluğu gibi bir konunun ÜGTDK içinde düzenlenmiş olması isabetli bir çözüm olmamıştır. Ürün güvenliği ile imalatçının sorumluluğu temelden farklı iki ayrı konudur. Bu ölçüde farklı iki konunun, aynı Kanun içinde bir arada düzenlenmesi ve aynı kavramların her iki konu için de kullanılmak istenmesi, pek çok soruna sebebiyet vermiştir. Nitekim imalatçının so-
(2) İmalatçının sorumluluğunun göze çarpan özelliklerinden birisi, toplum sağlığı ve güvenliğini hiçe sayan imalatçının, cezalandırıcı tazminat (punitive damages)…
(3) Günümüzdeki üretim teknikleri, milletlerarası ticaretin ulaştığı boyut ve dijitalleşme, ürünlerin yol açacağı zararları ülke sınırlarını aşan bir boyuta taşımıştır. Türkiye’nin ithal ürünlerin çoklukla bulunduğu bir pazar olması, imalatçının sorumluluğundan kaynaklanan uyuşmazlıkları, milletlerarası özel hukuku tarafından öncelikle incelenmesini gerektiren bir konu yapmaktadır. Mesafeli bir haksız fiil olan imalatçının sorum-
(4) Türkiye, 2 Ekim 1973 tarihli İmalatçının Sorumluluğuna Uygulanacak Hukuk Hakkında La Haye Sözleşmesi’ne taraf değildir. Dolayısıyla Türk mahkemesi önünde imalatçının sorumluluğundan kaynaklanan yabancı unsurlu bir uyuşmazlıkta uygulanacak hukuk, MÖHUK’taki kurallar uyarınca tespit edilecektir. İmalatçının sorumluluğundan kaynaklanan bir uyuşmazlıkta taraflar, MÖHUK m. 34, f. 5 uyarınca hukuk seçimi imkânına sahip değildir. Uygulanacak hukuk, hükmün uygulama alanına girmesi kaydıyla MÖHUK m. 36 uyarınca tespit edilecektir. Türk hukukunda imalatçının sorumluluğu için aranan tüm şartların gerçekleşmiş olması aranmadan, karşılaştırmalı hukuktan yararlanmak suretiyle MÖHUK m. 36’nın kapsamına girecek uyuşmazlıkların belirlenmesi gerektiği kanaatindeyiz. Nitekim MÖHUK m. 36’nın uygulanabilmesi için, Türk mahkemesi önündeki yabancılık unsuru taşıyan uyuşmazlığın, (i) sözleşme…
(5) MÖHUK m. 36’da zarar görenin menfaatinin korunmasına öncelik verilmesi sebebiyle zarar görene uygulanacak hukuku tayin hakkı tanındığı belirtilmektedir. MÖHUK m. 36’da zarar görene tanınan uygulanacak hukuku tayin hakkı ile hukuk seçimi birbirinden farklıdır. MÖHUK m. 36’da hukuk seçimi düzenlenmemiştir. MÖHUK m. 36 uyarınca zarar gören, kuralda sayılan iki hukuk arasında tercih hakkını kullanarak uygulanacak hukuku belirler. Buna göre zarar gören, zarar verenin işyeri/mutad mesken hukuku ile ürünün iktisap edildiği ülke hukukundan birinin uygulanmasını tercih edebilir. Ancak MÖHUK m. 36’daki bazı belirsizlikler, hükmün uygulanmasını zorlaştırabilecek ve sorunlara yol açabilecektir. Bunlardan ilki, MÖHUK m. 36’da zarar görenin kendisine
(6) MÖHUK m. 36 uyarınca zarar görenin tercih hakkına konu olabilecek ilk hukuk, zarar verenin işyeri hukuku, işyeri bulunmadığı takdirde ise zarar verenin mutad mesken hukukudur. MÖHUK m. 36’daki zarar verenin işyerinden, ürünün imalatı ve piyasaya sürülmesi süreçlerine yönelik esaslı faaliyetlere ilişkin kararların alındığı yerin anlaşılacağını ve bu yerin, zarar verenin idare merkezi veya fiilî idare merkezine işaret edeceği kanısındayız. Zarar verenin, dava tarihinde işyerinin bulunduğu yer hukuku zarar görenin seçimine konu olmalıdır. MÖHUK m. 36’ya göre zarar görenin tercih hakkına konu olabilecek ikinci hukuk, ürünün iktisap edildiği ülke hukukudur. Ürünün iktisap edilmesi, o ürün üzerindeki fiilî hakimiyetin ve kontrolün kazanılması anlamına gelecektir. Böylelikle
(7) 5718 sayılı MÖHUK m. 36’da imalatçının sorumluluğuna özgü özel bir bağlama kuralının kabulünün yerinde olduğu düşüncesindeyiz. Bununla birlikte bu kuralda yer verilen kriterlerin ve benimsenen yöntemin, ulaşılmak istenen amaçlara hizmet edip etmediği tartışmalıdır. Örneğin, MÖHUK m. 36’da zarar gören, tüketici ise sıkı ilişki içinde bulunduğu, tüketici hakları konusunda asgarî bilgiye sahip olduğu, olası bir uyuşmazlık halinde daha kolay ve masrafsız hukukî destek alabileceği mutad mesken hukukunu seçme imkânına sahip değildir. Yine, İsviçre bakımından kabul edilen bağlama noktalarının, MÖHUK m. 36’da aynen benimsenmesinin Türkiye’nin ekonomik menfaatlerine ne ölçüde hizmet ettiği eleştiriye açıktır. Öte yandan, MÖHUK m. 36’daki gibi zarar görene uygulanacak hukuku tayin hakkı tanıyan bir kuralın, imalatçının sorumluluğunun yapısına ve gözetilmesi gereken menfaatlere uygun olmadığı, özellikle de öngörülebilirliği zedelediği doktrinde genel olarak paylaşılan bir görüştür. Biz de bu eleştirileri haklı buluyor ve MÖHUK m. 36 gibi bir kuralın, hangi hukuka tabi olacağını önceden hesaplayamayan imalatçı açısından öngörülebilirliği ortadan kaldırdığını ve bunun
