1. İnançlı işlemleri açıklamak üzere birçok teori ileri sürülmüş olsa da doktrinde…
-
Git
: -
Favorilere ekle veya çıkar
-
ᴀ⇣ Yazı karakterini küçült
On İki Levha Yayıncılık
Yayın tarihi:
Kasım 2019
ISBN:
978-975-2449-33-6
Baskı:
1
Aşağıda bir kısmını gördüğünüz bu dokümana sadece Profesyonel + pakete abone olan üyelerimiz erişebilir.
SONUÇ
Çalışmamızda ulaşılan sonuçları şu şekilde özetlemek mümkündür:…
2. İnançlı işlemlerde, inanç anlaşması ile inançlı devir işleminin taraflarının…
3. İnanç konusunun üçüncü kişilerden elde edildiği inançlı işlemler, farklı şekillerde ortaya çıkabilir. İnanılan yararına yapılan sözleşme, inananın, inanılanın doğrudan temsilcisi olarak hareket ettiği durumlar, inanılanın, inanana ait şahsi talep hakkını devralması, tahsil maksadıyla havale, bu durumlar arasında sayılabilir. Ancak inanılanın dolaylı temsilci sıfatıyla üçüncü bir kişiden inanç konusunu elde ettiği haller, inanç konusunun üçüncü kişilerden elde edildiği inançlı işlemlerin en yaygın görünüm biçimidir. 4. İnanç konusunun üçüncü kişilerden elde edildiği inançlı işlemler, genellikle…
5. İnanç konusunun üçüncü kişilerden elde edildiği inançlı işlemler de diğer inançlı işlemler gibi, inanç anlaşması ve devir işlemi olmak üzere iki unsurdan oluşur. İnanç anlaşması, niteliği itibariyle sui generis bir sözleşme olup inanan ile inanılan arasındaki iç ilişkiyi düzenler. İnanç konusunun üçüncü kişilerden elde edildiği inançlı işlemlerde, inanç anlaşması herhangi bir geçerlilik şekline tâbi değildir. İnanç konusunun taşınmaz olması, kanaatimizce bu sonucu değiştirmez. Bu noktada, üçüncü kişiden taşınmaz satın alınmasını öngören vekâlet sözleşmeleri kıstas alınabilir. Zira bu tip bir sözleşmenin resmi şekilde yapılmasını öngören bir kanun hükmü yoktur. Noterlik Kanunu’nda yer alan düzenleme şeklinde yapılma şartı, noterlere ilişkin getirilen bir düzen kuralıdır. TBK m. 504’te düzenlenen özel yetki halleri, bu tip bir vekâlet sözleşmesinin geçerliliğine ilişkin bir şekil şartı getirmemektedir. Bunun yanında TBK m. 503 hükmünde, vekâlet sözleşmelerinin bazı hallerde zımni kabul ile kurulabileceği hüküm altına alınmıştır. Ayrıca vekâlet sözleşmesinin niteliği de resmi şekil şartının kabul edilmesinin önüne geçmektedir. Zira taşınmaz alım-satımına ilişkin vekâlet sözleşmelerinde, sözleşmenin konusu vekâlet sözleşmesi yapmak değil, sözleşmede kararlaştırılan hizmetin yerine getirilmesidir. Bu yönüyle vekâlet sözleşmesi, TMK m. 706/f. I anlamında taşınmaz mülkiyetinin devrini amaçlayan sözleşmeler arasında değerlendirilemez. Vekilin üçüncü kişiden elde ettiği taşınmazı vekâlet verene devretmesi, satış vaadinden değil, vekâlet sözleşmesinden kaynaklanır. TBK m. 508’de düzenlenen hesap verme borcunun ifası niteliğinde olan devir işlemi, sözleşme ve kanundan kaynaklanan bir yükümlülüğün sonucu niteliğindedir. Tüm bu sebeplerle, taşınmaz alım satımına ilişkin vekâlet sözleşmelerinin herhangi bir geçerlilik şekline tâbi olmadığını kabul etmek gerekir. İnanç konusunun üçüncü kişilerden elde edildiği inançlı işlemlerde durum aynı olmasa da kıyasen bu çıkarım yapılmalıdır. İnanç konusunun taşınmaz olduğu bu tip bir inançlı işlemde resmi şekil şartı aranması, kurumun uygulama alanı daraltmakla birlikte gerçekçi bir yaklaşım olmaktan da uzaktır. O halde, dolaylı temsili içeren
6. İnanç konusunun üçüncü kişilerden elde edildiği inançlı işlemler ile muvazaalı…
7. İnançlı işlemler ile dolaylı temsil kurumları niteliği itibariyle birbirlerinden farklı hukuki kurumlardır. İnanç anlaşması, sözleşme niteliğinde bir hukuki işlem iken; temsil, tek taraflı bir yetkilendirmedir. Ancak bu nitelik farklılığı, iki kurumun bir arada bulunamayacağı anlamını taşımamaktadır. Zira dolaylı temsil, genellikle bir temel ilişki çerçevesinde gündeme gelir. Bu temel ilişki, çoğunlukla bir vekâlet sözleşmesidir. Ancak bu temel ilişkinin inanç anlaşması olmasında, herhangi bir sakınca yoktur. Dolaylı temsil bir hukuki sonuca ulaşmak için kullanılan araç iken; inançlı işlem, hukuki sonucun kendisidir. Özellikle dolaylı temsili içeren vekâlet sözleşmeleri ile inanç konusunun üçüncü kişilerden elde edildiği inançlı işlemler, birbirleri ile ayırt edilemez benzerlikler göstermektedir. Doktrinde bu iki kurumu birbirinden ayırt etmek adına getirilmiş olan kıstaslar yetersizdir. Bu hususta, “tam hak sahipliği” temel…
8. Şu an itibariyle Türk hukukunda pozitif olarak düzenlenmeyen nâm-ı müstear,…
9. İnanç konusunun üçüncü kişilerden elde edildiği inançlı işlemlerde iç ilişkiye uygulanacak hükümler belirlenirken, öncelikle inanç anlaşması dikkate alınır. Ancak inanlı işlemler birçok uyuşmazlık çıkarma potansiyeline sahip olduğu için her konunun inanç anlaşmasında düzenlenmesi mümkün değildir. Bu durumda, sözleşmede oluşan boşlukların doldurulması gerekir. Sözleşmede yer alan esaslı noktalar dışındaki boşluklar doldurulurken, öncelikle TBK’nın genel hükümlerinde düzenlenen tamamlayıcı hukuk kurallarına başvurulacak, bir sonuç alınamadığı takdirde, örf ve adet hukukundan yardım alınacaktır. Örf ve adet hukukunda da bir cevap bulunamaması halinde, hâkim TMK m. 1/f. II uyarınca hukuk yaratacaktır. Ayrıca benzer sözleşmelere ait hükümlerin kıyasen uygulanması da boşlukların doldurulmasında önemli bir rol oynamaktadır. Bu kapsamda, saf inançlı işlemlere, vekâlet sözleşmesine ait hükümler kıyasen uygulanabilir. Karma inançlı işlemler bakımından ise TMK’nın rehin kurumuna ilişkin hükümleri kıyasen uygulanabilir. Vekâlete ilişkin hükümler, karma inançlı işlemler bakımından sınırlı bir