I. Hataya ilişkin düzenlemeler, borçlar hukukuna hâkim olan güven prensibini belli oranda sınırlamaktadır. Bu sınırlamanın amacı, borçlar hukukunun temel aldığı diğer bir ilke olan sözleşme serbestisinin korunmasını yani kişinin sadece özgür iradesiyle seçtiği (arzu ettiği) sözleşmeyle bağlı kalmasını sağlamaktır. Zira hata etkisinde oluşmuş veya beyan edilmiş iradenin, kişinin gerçek arzularını yansıttığı söylenemez.…
-
Git
: -
Favorilere ekle veya çıkar
-
ᴀ⇣ Yazı karakterini küçült
Aşağıda bir kısmını gördüğünüz bu dokümana sadece Profesyonel + pakete abone olan üyelerimiz erişebilir.
SONUÇ
Doktora çalışmamız kapsamında hata kavramına dair vardığımız belli başlı sonuçlar…
II. Öğretide, hata kavramı gerçeğin yanlış tasavvur edilmesi olarak tanımlanmaktadır. Ancak, ignorantia (gerçeğin bilinmemesi) hali de hata kapsamında değerlendirilmelidir. Asıl önemli olan kişinin arzu etmediği sözleşmeyle bağlanmak zorunda kalmasıdır. Bunun gerçeğin, yanlış tasavvur edilmesinden veya hiç bilinmemesinden kaynaklanmasının önemi yoktur. Ancak, bir kimsenin bilinçli olarak gerçeği öğrenmekten kaçınması, hata olarak değerlendirilemez. Bilgi edinmekten kaçınan kişinin, hataya düşebileceğine ilişkin riski de üstlenmesi gerekir. Bu açıklamalar ışığında hata; gerçeğin yanlış tasavvur edilmesi veya bilinçli (şuurlu) olmaksızın gerçeğin hiç tasavvur edilmemesi sonucu, istenmeyen bir hukuki işleme taraf olunması şeklinde tanımlanabilir.…
III. Türk Borçlar Kanunu’nda hata, beyan ve saik hatası olmak üzere iki türe ayrılmıştır. Hem beyan hem de saik hatasının sözleşmeyi iptal hakkı verebilmesi için esaslı olması gerekir. Kanunda, esaslı beyan hatasına ilişkin örnekler sayılmıştır. Ancak beyan hatasının hangi şartların varlığı halinde esaslı kabul edileceğine dair genel geçer bir düzenleme bulunmamaktadır. Buna rağmen, beyan hatasının esaslı kabul edilebilmesi için hem subjektif hem de objektif açıdan esaslı olması gerekir. Zira beyan hatasının kanundaki örneklerle sınırlanması mümkün olmadığı gibi, hatanın söz konusu olduğu her durumda sözleşmenin iptaline imkân tanınması da güven prensibinin tamamen ortadan kalkması sonucunu doğurur.…
Beyan hatasının subjektif açıdan esaslı kabul edilebilmesi için yanılanın hataya düşmeseydi sözleşmeye hiç veya en azından mevcut şartlarla taraf olmayacağının söylenebilmesi gerekir. Hatanın hangi durumda objektif açıdan esaslı kabul edilmesi gerektiğinin tespitinde ise TBK. m. 2’nin kıyasen uygulama alanı bulması isabetli olacaktır. Bu durumda, hata ancak sözleşmenin kurulması için tarafların üzerinde anlaşmaları gereken esaslı unsurlara ilişkinse, objektif açıdan esaslı kabul edilecektir. Sözleşmenin kurulması için o sözleşmeye ilişkin esaslı unsurlar üzerinde anlaşılmasını arayan bir hukuk sisteminde, sözleşmenin iptali için de bu unsurların dikkate alınması isabetlidir.…
IV. Kanunda esaslı beyan hatasına ilişkin örnekler sayıldıktan sonra, beyan hatasının özel bir görünümü olan iletmede hata hali düzenlenmiştir (TBK. m. 33). İlgili hüküm uyarınca, beyanın bir haberci veya cihaz aracılığıyla hatalı olarak iletildiği durumlarda da beyan sahibi, işlemi iptal edebilmektedir. Ancak kanunda, beyanın haberci tarafından kasten hatalı iletilmesi durumuna dair bir düzenleme yoktur. Bu ihtimalde, haberci her ne kadar beyan sahibinin temsilcisi olmasa da yetkisiz temsile ilişkin düzenlemelerin kıyasen uygulama alanı bulması gerekir.…
V. Kanunda beyan hatasından sonra saik hatası düzenlenmiştir. Kanun koyucu saik hatasını kural olarak esaslı saymamıştır (TBK. m. 32). Saik hatasının esaslı kabul edilmesi yani temel hatası teşkil edebilmesi için hem hata konusu unsurun yanılan için sözleşmenin temelini oluşturması (subjektif esaslılık) hem de bu unsurun iş ilişkilerinde geçerli dürüstlük kuralı açısından da esaslı kabul edilmesi gerekir (objektif esaslılık). Kanun koyucu …
Her ne kadar kanunda açıkça ifade edilmese de saik hatasının esaslı kabul edilmesi için gerekli olan diğer bir şart da “belirlilik”tir. Bu şart kendi içerisinde iki kola ayrılmaktadır. Bunlardan ilki, hata konusunun belirli olmasıdır. Buna göre; şansa bağlı, spekülatif hususlara dair beklentilerin esaslı kabul edilmesi ve sözleşmeyi iptal hakkı vermesi mümkün değildir. Bu şartın kapsamına giren ikinci husus, yanılanın hata konusu unsura ilişkin tasavvurunun belirli olması şartıdır. Burada anlatılmak istenen, hataya düşen tarafın sahip olduğu tasavvurun gerçek olduğuna tam olarak inanması, buna ilişkin herhangi bir şüphesinin bulunmamasıdır. Aksi halde, sahip olduğu tasavvurun hatalı olduğundan şüphelenen bir kimse, sözleşmenin sonucunun beklediğinden farklı olabileceğini yani amaçladığı saikin gerçekleşmemesi ihtimalinin bulunduğunu bilmekte ve bu riski önceden üstlenmektedir.…
Hata konusunun belirli olması şartına ilişkin öğretideki en büyük tartışma, gelecekte gerçekleşmesi beklenen olayların hatanın konusunu oluşturmasının mümkün olup olmadığına ilişkindir. Fikrimizce hataya dair asıl önemli olan husus, hata konusu olayın gerçekleşme anı değil, sözleşmeye etkisidir. Bu nedenle gelecekte gerçekleşmesi beklenen olaylar da temel hatası oluşturabilir. Ancak bunun için yanılanın, gelecekte gerçekleşmesi beklenen olaya dair inancının kesinlik arz etmesi gerekir. Kesin olmayan beklentiler ve umutlar, temel hatası için yeterli değildir.…
