1. Borca katılma alacaklı ile borçlu arasındaki borç ilişkisine taraf olmayan bir üçüncü kişinin ilk borç ile yaptığı sözleşme ile borcun tamamından onunla birlikte sorumlu olmayı taahhüt ettiği bir sözleşmedir. TBK m. 201 düzenlemesinde bu sözleşmenin alacaklı ile borca katılan arasında akdedildiği belirtilmektedir. Buna karşın ilk borçlu ile borca katılanın üçünü şahıs lehine bir sözleşme şeklinde bir borca katılma sözleşmesi kurmasına hukuken bir engel bulunmamaktadır. …
-
Git
: -
Favorilere ekle veya çıkar
-
ᴀ⇣ Yazı karakterini küçült
Aşağıda bir kısmını gördüğünüz bu dokümana sadece Profesyonel + pakete abone olan üyelerimiz erişebilir.
SONUÇ
Borca katılma kavramını farklı yönleriyle incelediğimiz çalışmamızda, aşağıdaki sonuçlara…
2. Borca katılma hukuki niteliği itibariyle bir sözleşmedir. Bu sözleşme borçlandırıcı işlem niteliği taşımaktadır. Borca katılma kural olarak tek tarafa borç yükleyen bir sözleşmedir. Genellikle kabul edildiği şekliyle, borca katılma teminat amacıyla yapıldığından, kişisel teminat sözleşmesi niteliğine sahiptir.…
3. Borca katılma hukuken mevcut ve geçerli bir borca dayanılarak kurulabilir. Bu özelliğinden dolayı borca katılmanın kuruluş anı bakımından fer’i bir nitelik taşıdığı kabul edilmektedir. Ancak geçerli bir şekilde kurulduktan sonra artık bağımsız bir sözleşmeye dönüşmektedir. Dolayısıyla borca katılmadan doğan borç da bağımsız bir borçtur. Borca katılma önceki borç ilişkisinden doğan borcu sona erdirmez. Bu sebeple borca katılma sözleşmesinin kurulmasıyla birlikte, esasen iki farklı borç ilişkisinin ortaya çıktığı söylenebilir. Bunun sonucu olarak ilk borç ve borca katılmadan doğan borç olmak üzere iki ayrı borç ortaya çıkmaktadır. Ancak belirtmek gerekir ki, borca katılmadan doğan borç içerik ve kapsam itibariyle ilk borç ilişkisinden doğan borç ile aynıdır. Bu durum, borca katılmanın kuruluş anı bakımından fer’i bir nitelik taşımasının sonucudur. …
4. TBK m. 201 düzenlemesi borca katılmanın şekli konusunda herhangi bir düzenleme getirmemiştir. Bu nedenle borca katılmanın herhangi bir şekle tabi olmadığı kabul edilmektedir. Kural bu olmakla birlikte, özellikle teminat amacıyla akdedilen borca katılma sözleşmelerinin hiçbir şekle uyulmaksızın kurulması bazı sorunları da beraberinde getirecektir. Bu ihtimalde öncelikle, TBK m. 603 hükmünün bir anlamı kalmayacaktır. Bu sebeple gerçek kişilerce yapılan borca katılma sözleşmesinin kefalet için öngörülen şekil ve ehliyet kurallarına uyularak yapılması gerekmektedir. Sonuç olarak borca katılma sözleşmesi yazılı şekle uyularak yapılması gereken bir sözleşmedir. …
5. Borca katılma TBK’da “Borç İlişkilerinde Taraf Değişiklikleri”…
6. Borca katılma ve kefalet sözleşmesi ayrımında kabul edilen kıstaslar; aslilik - fer’ilik kıstası, menfaat kıstası, ivazlılık - ivazsızlık kıstası ve aynen ifa - tazminat ödeme kıstasıdır. Ancak bu kıstasların sözleşmenin niteliğini tespit etmede yetersiz kalması durumunda, taraf iradelerinin güven prensibi çerçevesinde yorumlanarak bu tespitin yapılması gerekmektedir. Taraf iradelerinin yorumlanması sonucu sözleşmenin niteliğini hala tespit edilemiyorsa, bu takdirde, kefalet lehine bir karinenin varlığı kabul edilmektedir. Nitekim kefalet borca katılmayla kıyaslandığında, borçlunun daha hafif bir sorumluluk altına girdiği sözleşme olarak karşımıza çıkmaktadır. …
7. Borca katılma ve garanti sözleşmesi ayrımında kabul edilen kıstaslar; borcun hukuki sebebi kıstası, bağımsızlık niteliğindeki farklılık kıstası, birinci – ikinci derecede borç doğurma kıstası, menfaat kıstası ve aynen ifa – tazminat ödeme kıstasıdır. Sözleşmenin niteliğini tespit etmede bu kıstasların yetersiz kalması durumunda, güven prensibi çerçevesinde taraf iradelerinin yorumlanması gerekmektedir. Taraf iradelerinin yorumu neticesinde yine bir tespit yapılamıyorsa, bu durumda borca katılma lehine bir karine kabul edilmektedir. Bunun sebebi, garanti sözleşmesinin sorumluluk bakımından borçluya en ağır yükümlülükler yükleyen bir sözleşme olmasıdır. …
8. Borca katılma alacağın devri ayrımında, esas itibariyle işlemin konusu önem arz etmektedir. Borca katılma niteliği itibariyle borçlandırıcı bir işlem olup konusunu “mevcut ve geçerli bir ilk borç” oluşturur. Alacağın devri ise bir tasarruf işlemidir ve bu tasarrufun konusu “alacak hakkı”dır. Bu ayrımda üzerinde durulması gereken bir başka husus, söz konusu hukuki işlemlerin borç ilişkisinde hangi tarafı etkilediği meselesidir. Borca katılma borç ilişkisinin pasif tarafını oluşturan borçluyu etkileyen bir işlemdir. Alacağın devri ise, borç ilişkisinin aktif tarafı sıfatındaki alacaklıyı etkilemektedir. Borca katılmada taraf değişikliği söz konusu olmazken alacağın devri, taraf değişikliğine neden olan bir hukuki işlemdir.…
9. Borca katılma ve borcun üstlenilmesi ayrımında temel kıstas, sözleşmenin “ortadan kaldırıcı” veya “kümülatif” bir etkisinin olup olmadığı hususudur. Eğer ki sözleşme ortadan kaldırıcı bir etkiye sahipse borcun üstlenilmesi, kümülatif bir etkiye sahipse borca katılmanın varlığı söz konusudur. Borca katılma ve borcun üstlenilmesi ayrımında değerlendirilebilecek bir başka kıstas, borçlunun alacaklıya karşı durumunda bir değişiklik olup olmadığı hususudur. Borcun üstlenilmesinde, borçlu tamamen borç ilişkisinden çıkacağından artık alacaklının taleplerini yöneltebileceği kişi borcu üstlenendir. Burada borçlu alacaklı karşısındaki “borçlu” sıfatını kaybetmektedir. Borca katılmada ise ilk borçlunun borç ilişkisinden çıkması söz konusu değildir. borca katılmada gerçek anlamda bir taraf değişikliği meydana gelmemektedir. Borcun üstlenilmesinde ise borçlu tarafın borç ilişkisinden tamamen çıkmasının bir sonucu olarak, taraf değişikliği söz konusudur. …
