Bu noktada başvurucunun özellikle karar düzeltme aşamasında 14/05/2008 tarihli dilekçenin daha önce reddedilen 08/02/2008 tarihli dilekçenin yenileme dilekçesi olduğu, davanın 08/02/2008 tarihinde açıldığı olgusunu Danıştayın dikkatine sunduğunu ve buna dair dava bilgi formunu dava dosyasına ibraz ettiğini de tekrar hatırlatmak gerekir. Bu bağlamda ayrı ve açık bir değerlendirme yapılmasını gerektiren bu esaslı iddia ve olgunun üst yargı mercii kararında hiç irdelenmediği, dolayısıyla dava açma tarihinin belirlenmesi noktasında ilk derece yargılaması safhasında ortaya çıkan aksaklıkları tespit ve telafi etmeye yönelik olarak üst kanun yolları aşamasında gerekli imkân ve koşullar oluşmasına rağmen üst yargı merciinin bu yönde bir yaklaşımının olmadığı görülmektedir. Öte yandan yargı makamlarının dava açma süresinin hesabında dikkate alınacak dava açma tarihinin tespiti noktasındaki bu yaklaşımının başvurucunun mahkemeye erişimini aşırı derecede zorlaştırdığı anlaşılmaktadır. Bu durumda reddedilen dilekçe yerine yenileme dilekçesinin kayda alındığı tarihin dava açma tarihi olarak tespit edilmesinin yerleşik idarî yargı uygulamaları karşısında hukuki güvenlik ve belirlilik ilkeleri bağlamında öngörülebilirlik sınırları içinde olmadığı ve söz konusu tespite bağlı olarak davanın süre aşımından reddedilmesinin başvurucuya aşırı bir külfet yüklediği anlaşılmıştır. Dolayısıyla başvurucunun mahkemeye erişim hakkına yönelik müdahalenin ölçüsüz olduğu sonucuna varılmıştır.”
İhlâl kararı üzerine yapılan yeniden yargılamada, İdare Mahkemesi tarafından dava…
Danıştay tarafından verilen aynı yöndeki bir bozma kararında; dava dilekçesinin reddine…
