Aşağıda bir kısmını gördüğünüz bu dokümana sadece Profesyonel veya Profesyonel +
pakete abone olan üyelerimiz erişebilir.
Dünyanın her yerinde eczane; âmme sağlığının ve halk hizmetinin emrinde tutulan yarı resmî bir müessese telâkki edilmiştir. Eczacının ise; tababetin asıl karakteri olan mümtaz ve samimî feragat duygulariyle muttasıf, mümkün olduğu kadar ticari ve iktisadi tazyiklerden korunmuş olarak yalnız ilmî metotlarla meslekî ahlâka münkat bir vicdan ve şuur çerçevesi içinde vazife görmesi, meslekin icaplarını yerine getirmeye ve muztarip beşeriyete hizmet etmeye çalışması yine halkın ve sağlık dâvasının menfaati olarak mütalâa olunmuştur.
Diğer medeni memleketlerde yıllarca evvel kanunlarla teyit edilen bu ana prensipler; Cumhuriyetin teessüsü ile bize de intikal ettirilmiş ve 1927 senesinde kabul edilen 964 sayılı Eczacılar ve Eczaneler Kanunu ile bu hususlar kanuni mükellefiyetler haline getirilmiştir. Ancak, o güne kadar bir nizamname ile idare edilen eczacılık topluluğunda birçok üniversite tahsili görmemiş, permililerin müktesep hak sahibi bulunduğu, halkın tedavi ve ilâç telâkkileri göz önüne alınınca asıl mesleke verilmek istenen istikamet için 964 sayılı Kanunu bir intikal vasıtası olarak kabul etmemek mümkün değildir. Bu sebeple lir ki, çeyrek asırdan beri yürürlükte bulunan ve bu devre tatbikatının tecrübe ve kritikleriyle âdeta meşbu bir hale giren Eczacılar ve Eczaneler Kanunu daha ileri hamleye vasıta kılmak yerinde bir hüküm olur.
Kaldı ki; adı geçen kanunun millî ve mahalli olan tedvin sebeplerinden biri de eczanesiz yerlerin eczaneye kavuşmasıdır. Halbuki; eczacı mektebinin bir türlü ıslah edilmemiş olması yüzünden verebildiği mahdut mezun adedi mesleğin diğer branşlarında kolaylıkla iş bulduğundan gaye aynen tahakkuk ettirilememiştir. Vaziyet böyle olunca kanunda; kazalarda hizmet görmeyi hızlandıracak bir kısım teşvik edici hükümlerin konması mütalâası isabetli ve lüzumlu bir tedbir halini iktisap etmektedir. Filhakika mevcut ve 964 sayılı Kanuna ek olan 5320 numaralı Kanunla bu husus bir dereceye kadar derpiş edilmişse de bu telâkkiye daha umumi mânada ifade etmek muhakkak ki yerinde bir hareket olacaktır.
Diğer taraftan; gün geçtikçe memleket sağlık dâvasına verilen ehemmiyet ve bu yolda şükranla şahit olunan gayret ve himmetler; kaydolunan ilerlemeler ve yakında kurulacak birçok yeni tesisler; Anadolunun eczacı ihtiyacını bir kat daha arttıracaktır. Bahusus her gün biraz daha yurdun dört bir tarafına yayılan tabibin yardımcı, unsuru olan eczacı ve ilâcı tamamlamak ve takviye etmek mübrem bir zaruret halini almış bulunmaktadır.
Bütün bunları; birbirlerine zarar veremiyecek bir şekilde tanzim etmek yani serbest eczaneye mukabil, askerî ve sivil hastane ve müessese kadrolarını eczacısız bırakmamak; kazalar aleyhine şehirlere vâki olmakta ve olacak olan eczacı akınını daha makûl ve zararsız esaslara bağlamak, gençlerimizi zecri yollarla değil; inandırıcı ve ümit verici vasıtalarla Anadolu'da eczane açmaya sevketmek; hulâsa teessüs etmiş muvazeneyi sarsmadan ve taraflar aleyhine ıstıraplı boşluklar tevlit etmeden daha ileri ve geniş hamlelere yol açmak gibi esaslı unsurları da ihmal etmeden gerek yirmi beş senelik tatbikatın netice ve tecrübelerini, halkın ve meslek mensuplarının bu yoldaki ihtiyaç ve isteklerini, gerekse memlekette vukuagelmiş olan sosyal, ekonomik kültürel ve siyasi değişikliklerle icaplarını, Eczacılar ve Eczaneler Kanununa da aksettirmek maksadiyle ilişik tasarı hazırlanmıştır.
Bu tasarıya yukardaki görüşlere munzam olarak hâkim olan düşünceler: eczaneyi kifayetli, itimada şayan, hastanın her türlü ihtiyaç ve taleplerini cevaplandıracak; tıbbın isteklerini yerine getirecek ve 964 sayılı Kanunla eskisine nispeten iktisap ettiği çok ileri seviyseini daha da ilerletecek ve geliştirecek, ciro iptilâsından ve satış endişesinden azade, telâşsız ve korkusuz olarak vicdan huzuru içinde ve münhasıran meslekî ahlâkmdisiplini ile kanunun murakabesi altında çalışan ve bu mükellefiyetlerini yerine getirebilecek tekâmülünü sağlıyaeak (memleketin ilâç istihlâkini de göz önüne alarak) bir iş hacmi ile teçhiz edilmiş bir müessese haline getirmektir Kezalik ilâç mevzuunda fiyatla rekabeti değil; safiyeti, iyi muhafaza edilmiş olmayı; kalite ve tesiri ön plânda tutmaktır. Satışlarda ve kâr nispetlerinde Hükümet murakabesi esas tutulmuş eczacının mevzuu dışında kazançlar ve işler araması tamamen önlenmek istenmiştir. Bilhassa; eczanelerin hastanın şifa ve hayatiyle alâkadar olduğu nispette müdavi tabibin icrayi sanat etmek hakkını ve meslekî vekar ve haysiyetini bünyesinde mezcetmiş olan reçete unsurunun en mükemmel şekilde tahakkukunu sağlıyacak bir teşkilâta sahip olması ana gaye bilinmiştir.
Bu sebepledir ki tasarı; 964 sayılı eczacılar ve Eczane Kanununun temel prensibi olan eczaneleri nüfusa göre tanzim ile istihdaf ettiği gayelerden ayrılmamakla beraber aşağıdaki hususlarla çok farklı ve kifayetli bir hale getirilmiş bulunmaktadır.