-
Favorilere ekle veya çıkar
-
ᴀ⇣ Yazı karakterini küçült
Salt metin olarak göster (Kelime işlemcilere uygun görünüm)
Metnin ilk hali
Aşağıda bir kısmını gördüğünüz bu dokümana sadece Profesyonel veya Profesyonel + pakete abone olan üyelerimiz erişebilir.
Emlâk Vergisi kanunu tasarısı, daha önce de açıklandığı üzere, birinci kısmı Bina Vergisine, ikinci kısmı Arazi Vergisine, üçüncü kısmı da müşterek hükümlere ilişkin olarak, üç kısım içinde tertiplenmiş bulunmaktadır. Kanun tasarısının maddeleriyle ilgili gerekçeler aşağıda bu kısımlar itibariyle belirtilmiştir.
Bina Vergisi
BİRİNCİ BÖLÜM
Mükellefiyet
Mükellefiyete mütaallik bu bölümde, kanunun mevzuuna, bina kavramına ve mükellefe mütedair hükümler yer almaktadır.
Mevzu
Tasarının 1 nci maddesi hükmü gereğince, «Türkiye sınırları içinde bulunan binalar bu kanun hükümlerine göre Bina Vergisine» tabidir. Bu madde, yürürlükteki 1837 sayılı Bina Vergisi Kanununun 1 nci maddesine tekabül etmekte, fakat mevzu, daha açık ve basit bir şekilde ifade edilmiş bulunmaktadır.
Filhakika Türkiye sınırları içinde bulunan bütün binaların vergiye tabi tutulduğu belirtildiğine göre, maddede, eskiden olduğu gibi, binanın, ikamete veya başka bir cihete tahsis edilmesinin, vergiye tabi olmak yönünden bir farklılık arz etmiyeceğinin, ayrıca zikredilmesi fuzuli görülmüştür.
Bina kavramı
Tasarının 2 nci maddesinde, bina kavramı tarif edilmiştir. Buna göre, yapıldığı madde ne olursa olsun, gerek karada gerek su üzerindeki sabit inşaatın hepsi bina tâbiri içinde mütalâa edilmektedir.
Keza inşaatın bünyesine giren, madde ve malzemenin mahiyeti her hangi bir önem arz etmekte ve yapılar, taş, demir, tahta, kerpiç v. s. gibi çeşitli malzemeden yapılmış olsalar dahi, sabit oldukları takdirde, bina addedilmektedir.
Vergiye tabi olmak bakımından binanın arza ne suretle bağlı olduğunu ve ittisalini de aramaya lüzum bulunmamakta, binanın karada, gölde ve denizde inşa edilmiş olması mahiyetini değiştirmemektedir.
Mer’i kanundaki «karada nakli kabil binalar da sabit inşaat hükmündedir.» fıkrası maddeye alınmamıştır. Gerçekten, karada nakli kabil binaları iki kısımda mütalâa etmek icabeder. Birincisi, bâzı Batı memleketlerinde müşahede edildiği üzere portatif olarak hazırlanan evlerdir ki, kısım, kısım imal ve inşa edilen bu evler, belli bir yere monte edilip kurulduktan sonra sabitleşmekte ve o mahalde inşa edilen binadan her hangi bir faikı kalmamaktadır. Binaenaleyh, bunları tabiatiyle sabit bir inşaat olarak vergi mevzuu içinde mütalâa etmek gerekmektedir. Buna karşılık, ikinci çeşit evler, bir vasıta ile çekilebildi transportab meskenlerdir. Bu çeşit ikamete mahsus barınaklar daimî olarak belli bir yerde bırakılmadıkları için, sabit inşaat addedilmelerime imkân görülmemekte, bilâkis turizm sanayiinde önemli bir yeri olan ve bilhassa turistler tarafından kullanılan ve kısa bir süre belirli kamp ve park mahallerine yerleştirilebilen bu çeşit karada nakli kabil meskenleri, vergi mevzuu içinde mütâlâa etmek yerinde görülmemektedir. Birçok Batı memleketleri mevzuatı da, bu konuda aynı şekilde hükümleri ihtiva etmektedir. Bu sebeple yürürlükteki kanunda yer alan «karada nakli kabil binalar da sabit inşaat hükmündedir.» fıkrası tasarıya alınmamış ve nakil vasıtasına takılıp çekilebilen seyyar evlerin bina kavramına dâhil bulunmadığı tasrihen belirtilmiştir.
Tasarının 2 nci maddesinin 2 nci fıkrası mucibince, kanunun uygulanmasında, Vergi Usul Kanununun 305 nci maddesinde yazılı bina mütemmimleri de bina ile birlikte nazarı itibara alınacaktır. Mezkûr maddedeki bina mütemmimleri şunlardır:
a) Belediye teşkilâtı bulunan yerlerde, belediye sınırları içindeki binaların ve belediye; teşkilâtı bulunmıyan yerlerde, köyü teşkil eden binaların işgal eylediği saha dâhilindeki binaların mütemmimatından olan arazi,
b) Her nerede olursa olsun, ticaret ve sanata, tahsis edilmiş olan, ve bunlarla birlikte aynı işte kullanılan arazi,
e) Bina ile sınırlanmış olup, kullanış tarzı itibariyle de bina ile birlik teşkil eden avlu, bahçe v. s. arazi.
Mükellef
Mükellefi belirten bu madde hükmü, mer'i kanundaki 5 nci maddeye tekabül etmekte, sadece yürürlükteki kanunda yer alan «mutasarrıf» deyimi yerine, bugün Medeni Kanunda tarifi yapılmış bulunan «malik» deyimi kullanılmış bulunmaktadır.
Filhakika Bina Vergisini, binanın maliki, malik belli değilse, ve intifa hakkı sahibi varsa bu hakkın sahibi, bunlar yoksa binaya malik gibi tasarruf edenler ödemekle mükellef tutulmuşlardır.
a) Binanın maliki;
Bilindiği üzere, mülkiyet hakkı sahibi olan malik, o şey üzenimle, kamın dairesinde dilediği gibi tasarruf etmek hakkını haiz bulunan kimsedir. (Medeni Kanun : 618)
b) İntifa hakkı sahibi;
İntifa hakkı, hilâfına sarahat bulunmadıkça sahibine, üzerinde tesis olunduğu şeyden tamamiyle istifade etmek hakkını bahşeylemektedir. Medeni Kanunun 718 nci maddesi gereğince gayrimenkul mallardaki intifa, hakkı, tapu cisiline kayıt ile teessüs eder. Gayrimenkul sahibi ise, intifa devam ettiği müddetçe sadece kuru mülkiyete malik olup, gayrimenkulden istifade edememektedir. Binaenaleyh, bu durumda, vergi mükellefinin malik değil, intifa hakkı sahibinin olması süpsiz adalete daha uygun düşmektedir. Kaldıki, Medeni Kanunun 737 nci maddesinde de, intifa edilen şeyin vergisinin ve bu neviden sair borçlarının, intifa eden kimse tarafından ödeneceği belirtilmiştir. Kaldıki yabancı memleketler mevzuatında da intifa hakkına sahibolanlar mükellef tutulmuş bulunmaktadır.