Esas Sayısı : 1997/53
Karar Sayısı : 1998/62
Karar Günü : 8.10.1998
İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN : Trabzon 1. Asliye Ceza Mahkemesi
İTİRAZIN KONUSU : 20.2.1930 günlü, 1567 sayılı "Türk Parasının Kıymetini Koruma Hakkında Kanun"un 3521 sayılı Yasa ile değiştirilen 3. maddesinin (a) bendinin Anayasa'nın Başlangıç Bölümü ile 1., 6., 7., 8., 9., 11., 38., 88., 89., 90., 91., 138. ve 148. maddelerine aykırılığı nedeniyle iptali istemidir.
I- OLAY
Sanığın 1567 sayılı Yasa'nın 3. maddesinin (a) bendi uyarınca cezalandırılması için açılan davada, Anayasa'ya aykırılık itirazını ciddi bulan mahkeme, kuralın iptali istemiyle başvurmuştur.
II- İTİRAZIN GEREKÇESİ
Başvuru kararının gerekçe bölümü şöyledir :
"a) Anayasanın Başlangıç Bölümüne Aykırıdır: Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 176. maddesi "Anayasanın dayandığı temel görüş ve ilkeleri belirten kısmı (başlangıç kısmı) Anayasa metnine dahildir." kuralını öngörmüştür. Buna göre Anayasamız kuvvetler ayrılığı sistemini benimsemiş, Devlet organları, yasama, yürütme, yargı organları arasındaki ilişkinin üstünlük sıralaması olmayıp belli Devlet yetki ve görevinin kullanılmasından ibaret, bununla sınırlı medeni bir iş bölümü ve iş birliği olduğu, üstünlüğün ancak Anayasa ve kanunlarda olduğu görüşünü benimsemiş, hiçbir kişi, kurum, kuruluş ve organın Anayasada sınırları ve gerekleri belirtilmiş hukuk düzeni dışına çıkamayacağı, üstün olanın millet iradesi olduğu, egemenliğin kayıtsız ve koşulsuz Türk Milletinde bulunduğu, gerçeğini dile getirmiş olması nedeniyle Anayasada gösterilen organların işlev, ödev ve sorumluluklarını dışlayarak kendi alanı dışında diğer organın yetkisini üstlenerek ceza uygulamasını öngören eylem düzenleyen ve düzenleme yetkisini içeren 1567 sayılı Yasanın 3/a maddesinin bu nedenlerle başlangıç bölümüne aykırı olduğu sonucuna varılmalıdır.
b) Yasa Maddesi (1567 sayılı Yasanın 3/a maddesi) Anayasanın 1. Maddesine Aykırıdır :
1. madde "Türkiye Devleti bir Cumhuriyettir" kuralını getirmiştir. Buna göre Cumhuriyet demokratik devlet düzenidir. Temeli, insan haklarına, çoğulculuğa, katılımcılığa, ulusal egemenliğe, ulusal iradeye, hukukun üstünlüğüne, yargı bağımsızlığına, yargıç güvencesine, laikliğe, devletin sosyal niteliğini içermesine anlam veren bir kuruluştur. 3/a maddesi ulusal egemenliğin kullanımını, ulusal iradeyi yasama yoluyla en yüksek düzeyde gerçekleştiren Türkiye Büyük Millet Meclisinin bu işlevini yürütme organına kısmen vererek düzenleme getirmesi ile bu kuralı temelinden çiğnemiştir. Bu yönüyle sözü edilen 3/a maddesi, Anayasanın bu kuralına aykırıdır.
c) Sözü Edilen Yasa Kuralı Anayasanın 7. Maddesine Aykırıdır : Anayasanın 7. maddesinin son fıkrası, son cümlesi, yasama yetkisinin devredilemeyeceğini öngörmüştür. Oysa yukarıda değinildiği gibi ceza yaptırımını öngören 3/a maddesi, yasama organınca düzenlenirken, bu maddenin dayanağı olan suçu belirleyen, suçun ne olduğunu gösteren, fiili değişik zaman ve koşullara göre kamu yararı ve nesnel koşullar, eşitlik ve adalet ilkesinin dışına taşırarak, yargı denetiminden de uzaklaştırarak yürütme organına vermiş olması gözetildiğinde 3/a maddesi Anayasanın bu kuralına aykırıdır.
d) 1567 sayılı Yasanın 3/a maddesi Anayasanın 6. Maddesine Aykırıdır: Bu madde "Egemenlik kayıtsız şartsız Milletindir. Türk Milleti egemenliğini Anayasanın koyduğu esaslara göre yetkili organlar eliyle kullanır. Egemenliğin kullanılması, hiçbir surette, hiçbir kişiye veya sınıfa bırakılamaz. Hiçbir kimse veya organ kaynağını Anayasadan almayan bir devlet yetkisi kullanamaz" demektedir. 3/a maddesine göre ceza yaptırımına konu, fiili düzenlemek suçu tanımlamak yetkisi icra organına verilmiş olmaktadır. Bu nedenle hiçbir kimse değişik bir yorum getirerek yasakoyucunun eylemi göstermeden suç konusunu gösterir bunun yaptırımını belirtmek suretiyle düzenleme yapmasını, eski deyimle mazur görüp, görmezden gelip veya kabul edilir bularak canım zaman değişti, koşullar değişti, hızlı gelişme tirendi içindeyiz. Fiilleri sonradan Bakanlar Kurulu değişen koşullara göre koyabilir, özürüne sığınamaz. Bu özürün kabul edilmesi durumunda, hukuk devleti uğruna gösterilen çaba, direnç, verilen uğraş, çekilen ve çekilmekte olan çilelerin anlamı ve Anayasa, yasa kuralı koymanın gereği devlet örgütü oluşturmanın, yargı, yasama, yürütme ilişkisi içindeki çağdaş düzenlemelerin anlamı bile yoktur. Bu nedenlerle yasa kuralı Anayasanın 6. maddesine aykırıdır.
e) 3/a Maddesi Anayasanın 8. Maddesine Aykırıdır : "Yürütme yetkisi ve görevi Cumhurbaşkanı ve Bakanlar Kurulu tarafından Anayasa ve kanunlara uygun olarak kullanılır ve yerine getirilir." buyruğunu öngörmektedir. Dikkat edilirse, Bakanlar Kuruluna ve onun başı olan Cumhurbaşkanına bu yetkiyi, yürütme yetkisini ve görevini Anayasa ve kanunlara uygun olarak kullanmayı ve yerine getirmeyi ödev ve yetki olarak vermiştir. Oysa, yasa kuralının yaptırımı içerip eylemi yürütmenin bir organına bırakan oluşumu ile Anayasaya aykırılığı açıkça ortadadır.
f) 3/a Maddesi Anayasanın 9. Maddesine Aykırıdır : Bu madde, "Yargı yetkisini Türk Milleti adına bağımsız mahkemelerce kullanılmasını öngörmektedir. Yine Anayasanın 138. maddesinde ileride değineceğimiz gibi, mahkemeler (hakimler) görevlerinde bağımsızdırlar. Anayasaya, kanuna, hukuka göre hüküm verirler" kuralını öngörmüştür. Yargı yetkisini kullanan, mahkemenin verdiği kararı Anayasaya, kanuna, hukuka uygun olarak verebilme koşulu, 1567 sayılı Yasanın 3/a maddesi gereğince, büyük bir darbe yemiştir. Mahkeme yargıcı, cezayı yasama organının saptadığı, fiili ve suçu icra organının düzenlediği bir olgu ile karşı karşıyadır. Kararı uygulasa yasayı uygulasa Anayasanın 9. maddesine ve 138. maddesine aykırı davranacaktır. Uygulamasa mahkemelerin kendi önüne gelen davayı görmekten kaçınamayacakları yolundaki kurala aykırı davranacaklardır. Bu yönüyle sözü edilen 1567 sayılı Yasanın 3/a maddesi Anayasanın 9. maddesine aykırıdır.
g) 1567 sayılı Yasanın 3/a Maddesi Anayasamızın 11. Maddesine Aykırıdır :
Bu maddenin son fıkrasına göre, "Kanunlar, Anayasaya aykırı olamaz" demin Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 1, 2, 7, 6, 8, 9, 11. maddelerine aykırılığı tartışılırken söylendiği gibi ileride tartışacağımız biçimi ile Cumhurbaşkanının görev ve yetkilerini belirleyen 89. maddesinde, "Cumhurbaşkanı Türkiye Büyük Millet Meclisince kabul edilen kanunları onbeş gün içinde yayımlar." doğrultusundaki ilke ve 138. maddesinde hakimler bağımsızdır, Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak karar verirler yolundaki düşünceler gözönüne alındığında yasa kuralı sayılamayacak ve organların işlevini dışlayan Cumhurbaşkanına verilen yetkiyi azımsayan, hukuk kurallarını, hukuk anlayışını ve uygulamasını olsa da olur, olmasa da olur düzeyine indirgeyen yaklaşımı içeren 1567 sayılı Yasanın 3/a maddesi bu nedenlerle T.C. Anayasasının 11. maddesine aykırıdır.
h) 1567 sayılı Yasanın 3/a Maddesi Anayasanın 38. Maddesine Aykırıdır : Anayasamızın 38. maddesinde "Kimse, işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanunun suç saymadığı bir fiilden dolayı cezalandırılamaz; kimseye suçu işlediği zaman kanunda o suç için konulmuş olan cezadan daha ağır bir ceza verilemez. Ceza ve ceza yerine geçen güvenlik tedbirleri ancak kanunla konulur." kurallarını öngörmüş olduğu düşünülürse ceza ve ceza yerine geçen güvenlik tedbirlerini bile yasa ile düzenleme özeni gösteren yasa koyucunun cezanın kaynağı olan varlığı olan, cezayı adlandıran, eylemi, fiili kural olarak öngörmeyi başka bir organa bırakmayı düşündüğünü Anayasa koyucuya yüklemek eşyanın doğasına aykırıdır. Anayasadaki her kural, her sözcük, her işaret, her virgül ve nokta içinde özel bir anlam taşımaktadır. Bu anlam, içerik, hukuk devleti, yargı denetimi, yargı bağımsızlığı, hukukun üstünlüğü, Cumhuriyetin temel nitelikleri, çağdaş, özgür, temel insan haklarına dayalı olmayı erek sayan bir anlayışı dile getirmek için varolmuşlardır. Böyle bakınca 1567 sayılı Yasanın 3/a maddesinin Anayasanın 38. maddesine aykırı olduğunu kabul etmek zorunludur.
ı) 1567 sayılı Yasanın 3/a Maddesi Anayasanın 88. Maddesine Aykırıdır : Bu maddeye göre kanun teklif etmeye Bakanlar Kurulu ve milletvekilleri yetkilidir. Kanun tasarı ve tekliflerinin görüşülmesi İçtüzük esaslarına göre yapılır denilmektedir. Yukarıdaki maddelerde değinildiği gibi kanunsuz suç ve ceza olamayacağını, kanun teklif etme yetkisi Bakanlar Kurulu ve milletvekillerine ait olduğuna göre kanun konusu olan eylemin tebliğ, genelge ve kararla düzenlemeye kalkışmak bu madde ile birlikte Anayasanın 9, 11, 12, 6 ve 7. maddelerine aykırılık oluşturur. Bu yönüyle sözü edilen yasa kuralı 88. maddeye aykırıdır.
i) 1567 sayılı Yasanın 3/a Maddesi Anayasanın 89. Maddesine Aykırıdır: Özellikle Cumhurbaşkanı Türkiye Büyük Millet Meclisince kabul edilen kanunları 15 gün içinde yayımlar kuralı bu maddede dile getirilmiştir. Kanunsuz suç ve ceza olamayacağına göre yasama yetkisi devre dışı bırakılmış, icra organına ve onun bir birimine verilmiş, kaynağını Anayasadan almayan bir yetki kullanılma yoluna gidilmiş, Ulusal İrade, Ulusal Egemenlik ve Anayasa üstünlüğü, yasaların Anayasaya aykırı olamayacağı yolundaki buyruk dışlanmış olmaktadır. Bu yönüyle sözü edilen yasa kuralı Anayasanın 89. maddesine aykırıdır.
j) 1567 sayılı Yasanın 3/a Maddesi Anayasanın 90. Maddesinin Son Fıkrasına Aykırıdır: 90. maddenin son fıkrası usulüne göre yürürlüğe konulmuş Milletlerarası Antlaşmaların kanun hükmünde olduğu, bunların Anayasaya aykırılığının ileri sürülemeyeceği belirtilmiş olup, bunlardan birinin de İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi olduğu gözönüne alınarak bu bildirgenin 11/2 maddesinde hiç kimse işlendiği sırada Ulusal ya da Uluslararası Hukuka göre bir suç oluşturmayan herhangi bir eylem ya da kusurdan dolayı suçlu sayılamaz. Kimseye suçun işlendiği sırada uygulanabilecek cezadan daha ağır bir ceza verilemez kuralı gözönüne alındığında, evrensel nitelik taşıyan kanunsuz suç olmaz ilkesini dışlayan hukukun üstünlüğüne, mahkemelerin ve yargıçların bağımsızlığına, insan haklarına, laik, demokratik, sosyal hukuk devleti ve Cumhuriyetin temel niteliklerin aykırı bir yapıyı içeren 1567 sayılı Yasanın 3/a maddesi bu nedenlerle Anayasanın 90. maddesinin son fıkrasına aykırıdır.
k) 1567 sayılı Yasanın 3/a Maddesi T.C. Anayasasının 91. Maddesine Aykırıdır: Özellikle Anayasamızın 91. maddesinde TBMM'nin Bakanlar Kuruluna kanun gücünde kararname çıkarma yetkisi vermesini içeren bu maddede bu yetkinin hangi koşullarda, hangi alanlarda olacağı, süresi öngörülmektedir. Özellikle bu yetki Anayasanın 2. kısmının 1. ve 2. bölümlerinde yer alan temel haklar, kişi hakları ve ödevleri ile 4. bölümde yer alan siyasal haklar ve ödevler, kanun hükmünde kararnamelerle düzenlenemez, buyruğunu getirmektedir. Dikkat edilirse, Anayasanın 2. kısmı Temel Hak ve Hürriyetlerin niteliği, bu hakların sınırlanması, bu hakların kötüye kullanılmaması, bu hakların kullanılmasının durdurulması, yabancıların durumu, 2. bölümde kişinin dokunulmazlığı, maddi varlığı, zorla çalıştırmayacağı, kişi hürriyeti ve güvenliği, özel hayatın gizliliği ve diğer konular ile 4. bölümde siyasal haklar ve ödevler ile ilgili olarak kanun hükmünde kararname düzenlenemeyeceği, hükme bağlanmıştır. Kanun hükmünde kararname çıkarma yetkisi veren yasa kuralının gösterdiği özen ve bu özenle ilgili sıraladığımız Anayasa kuralının gösterdiği, saydığı alanlar yasama organının yürütmeye yetki verirken ne kadar duyarlı davranmak gereğini ortaya koymaktadır. Yasakoyucu bunu boşuna yapmamıştır. Yasakoyucunun bu kadar özenle davrandığı bir konuda ve bunu Anayasa buyruğu olarak düşünürken 1567 sayılı Yasanın 3/a maddesinde bu kuralı görmezden geldiğini, ileri sürmek olanaklı değildir. Ve bir anlık 1567 sayılı Yasanın 3/a maddesinin de yasakoyucunun bir tasarrufu olduğunu düşündüğümüzde sözü edilen 91. maddedeki üstün hukuk kuralı karşısında, genelge, karar ve tebliğlerle suç tanımı yapan kural arasındaki ilişkiyi evrensel hukuk ilkeleri ve T.C. Anayasasının 11. maddesinin son fıkrasında olduğu gibi kanunlar Anayasaya aykırı olamaz kuralını öncelikle düşünmek, uygulamak, gözetmek zorunludur. Bu nedenle 3/a maddesi Anayasanın 91. maddesine aykırıdır.
l) 1567 sayılı Yasanın 3/a Maddesi T.C. Anayasasının 138. Maddesine Aykırıdır: T.C. Anayasasının 138. maddesi Hukuk Devleti, Çağdaş Devlet, Hukuka Bağlı Devlet, İnsan Haklarına Bağlı Devlet olabilmenin temel ilkelerinden birini öngörmüştür. Hakimler görevlerinde bağımsızdırlar. Anayasaya, kanuna, hukuka uygun olarak hüküm verirler. Oysa olayımızda sözü edilen Yasanın 3/a maddesi, suçu tanımlayan fiili genelge, tamim ve kararla belirlemektedir. Anayasanın bu hükmü devre dışı kalmakta, anlamını yitirmektedir. Yasakoyucu, yargıyı ve yargıçları, Anayasaya ve kanunlara uygun olarak karar vermeye yöneltince, kanunla-Anayasa çelişkisinde uygulamayı Anayasadan yana yapmak ödevi ve yetkisi ve sorumluluğu sözkonusudur. Üstün hukuk kuralına normlar hiyerarşisi, kurallar silsilesi açısından zorunlu bir bakış açısı görev bilincidir.
Hiçbir organ ve makamın yargıya, mahkemelere, yargı yetkisini kullanmasından ötürü emir ve talimat veremeyeceği, genelge gönderemeyeceği, 138. maddesinin 2. fıkrasında belirtilmişken 1567 sayılı Yasanın 3/a maddesi, genelge ile kararla ve tebliğle suç konulmasını fiil tanımı yapılmasını doğal saymakta, aynı zamanda mahkemelerin bağımsızlığı, yargıçların bağımsızlığı, Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak karar verebilme hak ve yetkisi ellerinden alınmaktadır. Çağdaş hukuk sisteminde düşünülmesi, kabul edilmesi, uygulanması, algılanması asla mümkün olmayan bir düzenleme biçimidir. Bu yönüyle Anayasanın 138. maddesine aykırıdır.
m) 1567 sayılı Yasanın 3/a Maddesi Anayasanın 148. Maddesine Aykırıdır: Anayasa Mahkemesinin görevi ile ilgili bir düzenleme olup, yüce mahkemenin "Kanunların, kanun hükmündeki kararnamelerin ve TBMM İçtüzüğünün Anayasaya şekil ve esas bakımlarından uygunluğunu denetlemesini" öngörmektedir. Mahkemeler ve yargıçlar hukuka, Anayasaya, kanunlara, vicdani kanaatlerine göre hüküm kurmak zorunda olup, kanunların Anayasaya aykırı olamayacağı, kanun yapma yetkisinin TBMM.nin olduğu, hiçbir makam, kişi, kuruluş ve kurumun kaynağını Anayasadan almayan devlet yetkisi kullanamayacağı, egemenliğin kayıtsız ve koşulsuz ulusun olduğu, Türkiye Devletinin bir Cumhuriyet olduğu ilkesi gözönüne alındığında, 1567 sayılı Yasanın 3/a maddesi konuluş ve uygulaması ile Anayasanın bu 148. maddesini dışlamakta ve yukarıda değinilen kurumlar ve ilkeler çiğnenmekte ve Anayasa bütünlüğü bozulmakta, hukuka bağlı devlet sistemi, Cumhuriyetin temel nitelikleri, gözardı edilmekte ve T.C. Devletinin niteliklerini belirleyen 2. maddesi işlevini yitirmektedir. Bu yönüyle olayımızda doğrudan ilgisi yokmuş gibi görünen 4. maddesinde "Anayasanın 1. maddesindeki Devlet şeklinin Cumhuriyet olduğu şeklindeki hüküm ile 2. maddesindeki Cumhuriyetin nitelikleri ve 3. maddesi hükümleri değiştirilemez ve değiştirilmesi teklif edilemez" yolundaki kuralları da dolaylı yoldan değiştirilmemiş olsa bile etkisiz kılınmakta ve aynı amacın sessiz kalınarak gerçekleştirilmesi adım adım mümkün olmaktadır.
Yasa nasılsa uygulanıncaya, o kadar da üzerinde durulur mu' Bu özen, bu duyarlılık neden' denile denile ülkemizdeki hukuk devleti Anayasa uygulaması demokratik rejim, çağdaş yöneliş, Cumhuriyetin nitelikleri, temel insan hak ve özgürlükleri, alanındaki vardığımız noktaların, aşamanın gözden uzak tutulmaması gerekmektedir.
Üstün Hukuk Kuralı Yorumu:
Olayımıza yaklaşımı belirlemek bakımından Marshall kararından söz etmek gerekmektedir. Amerika Birleşik Devletleri Yüksek Mahkeme Başkanı olup 1803 tarihinde verdiği karar bugüne değin Amerikan yargı sisteminde örnek karar olarak gösterilmektedir. Bkz. Prof. Dr. Tarık Zafer Tunaya Siyasal Kurumlar ve Anayasa Hukuku Sayfa 644, 645
a) Her hukuk kuralı kendisinden üstün olan hukuk kuralı karşısında gücünü kaybeder.
b) Anayasa adi kanunlardan bir üstün hukuk kuralıdır.
Sonuç : Şu halde adi kanunlar Anayasa karşısında güçlerini kaybederler.
Sonucuna vardıktan sonra, Marshall'a göre Anayasa;
a) Ya adi kanunlar gibi değiştirilemeyen bir kanundur. Ya da yasama organı onu istediği gibi, istediği zaman değiştirebilir.
b) Eğer Anayasa adi kanunlar gibi değiştirilemezse, Anayasaya aykırı kurallar kanun adını alamazlar.
c) Eğer parlamento Anayasayı istediği gibi değiştirebilecekse sınırlanması olanaksız bir kuvveti sınırlamak için her işlem anlamsız ve boşuna bir çaba olur.
d) Oysa Anayasa, yasama organının sınırlarını aşmaması için yapılmıştır. Zira, yasama meclislerindeki çoğunluklar herhangi bir kraldan daha zalim olabilir. Bir organ çizilen yazılı sınırları çekinmeden aşabilecekse, sınırları yazılı olarak saptamakta hiçbir fayda yoktur.
Dedikten sonra yargıca daha önceki kararı veren yargıca yönelik şu yargısını aktarmaktadır:
a) Her yargıç bir tercih yapmakla ödevlidir.
b) Birbiri ile çatışan iki hukuk kuralı, iki kanun karşısında hangisini uygulayacağını kararlaştırmak zorundadır.
c) Bir kanun Anayasa ile çatışma halinde ise ne olacaktır. Yasama organının yaptığı kanun Anayasaya aykırı ise hükümsüzdür. Bu hükümsüzlüğüne rağmen yargıcı bağlayamaz. Mahkeme bu kanunu uygulamaya mecbur tutulamaz.
Marshall'ın olaya ışık tutacak kararı yukarıda değinildiği gibi 1803 yılında verilmiş, güncelliğini koruyan bugün olayımıza, ışık tutan baş yapıt niteliğinde sonsuzluğa ilerleme yolunda tüm yargıçlara evrensel değerleri, yurduna, hukuk sistemine, insanlığa aktarmak isteyen, adaleti yol gösteren, yön gösteren kutup yıldızı örneği, gökyüzünden indirip yaşama indirme uğraşındaki tüm yargıçlara örnek bir sunuştur. Yüreği ısıtan, hukuku sevdiren, topluma soluk aldıran, huzurlu kılan, özgürlük ve hukuk sevdasına, yürek coşkusu ile yorulmaksızın koşmayı sağlayan bir yaklaşım biçimidir.
Olayımıza uyguladığımızda 1567 sayılı Yasanın 3/a maddesi Anayasamızın yukarıda gösterilen kuralları karşısında gücünü yitirmiştir. Uygulama alanı ve anlamı kalmamıştır. T.C. Devleti, çağdaş, insan haklarına dayalı, özgürlükçü, katılımcı, demokratik, laik bir hukuk devleti ise Anayasaya, evrensel kurallara, insanlığın evrensel ve ortak değerlerine açıktan ve temelden aykırı bu kurallara laik değildir. Bu kurallar hukukumuzdan ayıklanmalıdır. Bu nedenle sözü edilen yasa kuralı iptal edilmelidir. Mahkememizin görüşü bu doğrultudadır."
III- YASA METİNLERİ
A- İtiraz Konusu Yasa Kuralı
1567 sayılı Türk Parasının Kıymetini Koruma Hakkında Kanun'un 3521 sayılı Yasa ile değişik 3. maddesinin itiraz konusu "a" bendi şöyledir :
"Bakanlar Kurulunca 1 inci maddeye göre alınan kararlara aykırı hareket eden veya bu kararlardan doğan yükümlülüklerini yerine getirmeyen gerçek ve tüzelkişiler beşmilyon liradan ellimilyon liraya kadar ağır para cezasıyla cezalandırılırlar.
Ancak, karara aykırı fiil 1 inci maddede yazılı kıymetlerin izinsiz olarak yurttan çıkarılması veya yurda sokulması mahiyetinde ise eşya ve kıymetlerin rayiç bedeli kadar, teşebbüs halinde bu bedelin yarısı kadar ağır para cezasına hükmolunur. Yakalanan eşya ve kıymetler, fiil teşebbüs derecesinde kalsa dahi, müsadere olunur. Yakalanamadığı için müsadere edilemeyen eşya ve kıymetlerin rayiç bedeli kadar ağır para cezasına hükmolunur."
B- İlgili Yasa Kuralı
1567 sayılı Yasa'nın ilgili görülen 1. maddesi şöyledir :
Kambiyo, nukut, esham ve tahvilât alım ve satımının ve bunlar ile kıymetli madenler ve kıymetli taşlarla bunlardan mamul veya bunları muhtevi her nevi eşya ve kıymetlerin ve ticari senetlerle tediyeyi temine yarıyan her türlü vasıta ve vesikaların memleketten ihracı veya memlekete ithalinin tanzim ve tahdidine ve Türk parasının kıymetinin koruması zımnında kararlar ittihazına İcra Vekilleri Heyeti salâhiyetlidir".
C- Dayanılan Anayasa Kuralları
İtiraz gerekçesinde dayanılan Anayasa kuralları şunlardır :
1
"Başlangıç'ın Dördüncü Paragrafı:
Kuvvetler ayrımının, Devlet organları arasında üstünlük sıralaması anlamına gelmeyip, belli Devlet yetki ve görevlerinin kullanılmasından ibaret ve bununla sınırlı medenî bir işbölümü ve işbirliği olduğu ve üstünlüğün ancak Anayasa ve kanunlarda bulunduğu;"
2
Türkiye Devleti bir Cumhuriyettir."
3
Egemenlik, kayıtsız şartsız Milletindir.
Türk Milleti, egemenliğini, Anayasanın koyduğu esaslara göre, yetkili organları eliyle kullanır.
Egemenliğin kullanılması, hiçbir surette hiçbir kişiye, zümreye veya sınıfa bırakılamaz. Hiçbir kimse veya organ kaynağını Anayasadan almayan bir Devlet yetkisi kullanamaz."
4
Yasama yetkisi Türk Milleti adına Türkiye Büyük Millet Meclisinindir. Bu yetki devredilemez."
5
Yürütme yetkisi ve görevi, Cumhurbaşkanı ve Bakanlar Kurulu tarafından, Anayasaya ve kanunlara uygun olarak kullanılır ve yerine getirilir."
6
Yargı yetkisi, Türk Milleti adına bağımsız mahkemelerce kullanılır."
7
Anayasa hükümleri, yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını ve diğer kuruluş ve kişileri bağlayan temel hukuk kurallarıdır.
Kanunlar Anayasaya aykırı olamaz."
8
Kimse, işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanunun suç saymadığı bir fiilden dolayı cezalandırılamaz; kimseye suçu işlediği zaman kanunda o suç için konulmuş olan cezadan daha ağır bir ceza verilemez.
Suç ve ceza zamanaşımı ile ceza mahkûmiyetinin sonuçları konusunda da yukarıdaki fıkra uygulanır.
Ceza ve ceza yerine geçen güvenlik tedbirleri ancak kanunla konulur.
Suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlu sayılamaz.
Hiç kimse kendisini ve kanunda gösterilen yakınlarını suçlayan bir beyanda bulunmaya veya bu yolda delil göstermeye zorlanamaz.
Ceza sorumluluğu şahsidir.
Genel müsadere cezası verilemez.
İdare, kişi hürriyetinin kısıtlanması sonucunu doğuran bir müeyyide uygulayamaz. Silahlı Kuvvetlerin iç düzeni bakımından bu hükme kanunla istisnalar getirilebilir.
Vatandaş, suç sebebiyle yabancı bir ülkeye geri verilemez."
9
Kanun teklif etmeye Bakanlar Kurulu ve milletvekilleri yetkilidir.
Kanun tasarı ve tekliflerinin Türkiye Büyük Millet Meclisinde görüşülme usul ve esasları İçtüzükle düzenlenir."
10
Cumhurbaşkanı, Türkiye Büyük Millet Meclisince kabul edilen kanunları onbeş gün içinde yayımlar.
Yayımlanmasını uygun bulmadığı kanunları, bir daha görüşülmek üzere, bu hususta gösterdiği gerekçe ile birlikte aynı süre içinde, Türkiye Büyük Millet Meclisine geri gönderir. Bütçe kanunları bu hükme tâbi değildir.
Türkiye Büyük Millet Meclisi, geri gönderilen kanunu aynen kabul ederse, kanun Cumhurbaşkanınca yayımlanır; Meclis, geri gönderilen kanunda yeni bir değişiklik yaparsa, Cumhurbaşkanı değiştirilen kanunu tekrar Meclise geri gönderebilir.
Anayasa değişikliklerine ilişkin hükümler saklıdır."
11
Türkiye Cumhuriyeti adına yabancı devletlerle ve milletlerarası kuruluşlarla yapılacak andlaşmaların onaylanması, Türkiye Büyük Millet Meclisinin onaylamayı bir kanunla uygun bulmasına bağlıdır.
Ekonomik, ticarî veya teknik ilişkileri düzenleyen ve süresi bir yılı aşmayan andlaşmalar, Devlet Maliyesi bakımından bir yüklenme getirmemek, kişi hallerine ve Türklerin yabancı memleketlerdeki mülkiyet haklarına dokunmamak şartıyla, yayımlanma ile yürürlüğe konabilir. Bu takdirde bu andlaşmalar, yayımlarından başlayarak iki ay içinde Türkiye Büyük Millet Meclisinin bilgisine sunulur.
Milletlerarası bir andlaşmaya dayanan uygulama andlaşmaları ile kanunun verdiği yetkiye dayanılarak yapılan ekonomik, ticarî, teknik veya idarî andlaşmaların Türkiye Büyük Millet Meclisince uygun bulunması zorunluluğu yoktur; ancak, bu fıkraya göre yapılan ekonomik, ticarî veya özel kişilerin haklarını ilgilendiren andlaşmalar, yayımlanmadan yürürlüğe konulamaz.
Türk kanunlarına değişiklik getiren her türlü andlaşmaların yapılmasında birinci fıkra hükmü uygulanır.
Usulüne göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası andlaşmalar kanun hükmündedir. Bunlar hakkında Anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesine başvurulamaz."
12
Türkiye Büyük Millet Meclisi, Bakanlar Kuruluna kanun hükmünde kararname çıkarma yetkisi verebilir. Ancak sıkıyönetim ve olağanüstü haller saklı kalmak üzere, Anayasanın ikinci kısmının birinci ve ikinci bölümlerinde yer alan temel haklar, kişi hakları ve ödevleri ile dördüncü bölümünde yer alan siyasî haklar ve ödevler kanun hükmünde kararnamelerle düzenlenemez.
Yetki kanunu, çıkarılacak kanun hükmünde kararnamenin, amacını, kapsamını, ilkelerini, kullanma süresini ve süresi içinde birden fazla kararname çıkarılıp çıkarılamayacağını gösterir.
Bakanlar Kurulunun istifası, düşürülmesi veya yasama döneminin bitmesi, belli süre için verilmiş olan yetkinin sona ermesine sebep olmaz.
Kanun hükmünde kararnamenin, Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından süre bitiminden önce onaylanması sırasında, yetkinin son bulduğu veya süre bitimine kadar devam ettiği de belirtilir.
Sıkıyönetim ve olağanüstü hallerde, Cumhurbaşkanının Başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulunun kanun hükmünde kararname çıkarmasına ilişkin hükümler saklıdır.
Kanun hükmünde kararnameler, Resmî Gazetede yayımlandıkları gün yürürlüğe girerler. Ancak, kararnamede yürürlük tarihi olarak daha sonraki bir tarih de gösterilebilir.
Kararnameler, Resmî Gazetede yayımlandıkları gün Türkiye Büyük Millet Meclisine sunulur.
Yetki kanunları ve bunlara dayanan kanun hükmünde kararnameler, Türkiye Büyük Millet Meclisi komisyonları ve Genel Kurulunda öncelikle ve ivedilikle görüşülür.
Yayımlandıkları gün Türkiye Büyük Millet Meclisine sunulmayan kararnameler bu tarihte, Türkiye Büyük Millet Meclisince reddedilen kararnameler bu kararın Resmî Gazetede yayımlandığı tarihte, yürürlükten kalkar. Değiştirilerek kabul edilen kararnamelerin değiştirilmiş hükümleri, bu değişikliklerin Resmî Gazetede yayımlandığı gün yürürlüğe girer."
13
Hâkimler, görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdanî kanaatlerine göre hüküm verirler.
Hiçbir organ, makam, merci veya kişi, yargı yetkisinin kullanılmasında mahkemelere ve hâkimlere emir ve talimat veremez; genelge gönderemez; tavsiye ve telkinde bulunamaz.
Görülmekte olan bir dava hakkında Yasama Meclisinde yargı yetkisinin kullanılması ile ilgili soru sorulamaz, görüşme yapılamaz veya herhangi bir beyanda bulunulamaz.
Yasama ve yürütme organları ile idare, mahkeme kararlarına uymak zorundadır; bu organlar ve idare, mahkeme kararlarını hiçbir suretle değiştiremez ve bunların yerine getirilmesini geciktiremez."
14
Anayasa Mahkemesi, kanunların, kanun hükmünde kararnamelerin ve Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Anayasaya şekil ve esas bakımlarından uygunluğunu denetler. Anayasa değişikliklerini ise sadece şekil bakımından inceler ve denetler. Ancak, olağanüstü hallerde, sıkıyönetim ve savaş hallerinde çıkarılan kanun hükmünde kararnamelerin şekil ve esas bakımından Anayasaya aykırılığı iddiasıyla, Anayasa Mahkemesinde dava açılamaz.
Kanunların şekil bakımından denetlenmesi, son oylamanın, öngörülen çoğunlukla yapılıp yapılmadığı; Anayasa değişikliklerinde ise, teklif ve oylama çoğunluğuna ve ivedilikle görüşülemeyeceği şartına uyulup uyulmadığı hususları ile sınırlıdır. Şekil bakımından denetleme, Cumhurbaşkanınca veya Türkiye Büyük Millet Meclisi üyelerinin beşte biri tarafından istenebilir. Kanunun yayımlandığı tarihten itibaren on gün geçtikten sonra, şekil bozukluğuna dayalı iptal davası açılamaz; def'i yoluyla da ileri sürülemez.
Anayasa Mahkemesi Cumhurbaşkanını, Bakanlar Kurulu üyelerini, Anayasa Mahkemesi, Yargıtay, Danıştay, Askerî Yargıtay, Askerî Yüksek İdare Mahkemesi Başkan ve üyelerini, Başsavcılarını, Cumhuriyet Başsavcı Vekilini, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu ve Sayıştay Başkan ve üyelerini görevleriyle ilgili suçlardan dolayı Yüce Divan sıfatıyla yargılar.
Yüce Divanda, savcılık görevini Cumhuriyet Başsavcısı veya Cumhuriyet Başsavcı Vekili yapar.
Yüce Divan kararları kesindir.
Anayasa Mahkemesi, Anayasa ile verilen diğer görevleri de yerine getirir."
IV- İLK İNCELEME
Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün 8. maddesi gereğince Yekta Güngör ÖZDEN, Güven DİNÇER, Selçuk TÜZÜN, Ahmet Necdet SEZER, Haşim KILIÇ, Yalçın ACARGÜN, Mustafa BUMİN, Sacit ADALI, Ali HÜNER, Lütfi F. TUNCEL ve Fulya KANTARCIOĞLU'nun katılmalarıyla 17.7.1997 günü yapılan ilk inceleme toplantısında dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine sınırlama sorunun esas inceleme evresinde ele alınmasına OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.
V- ESASIN İNCELENMESİ
Başvuru kararı ve ekleri, işin esasına ilişkin rapor, iptali istenilen ve ilgili görülen Yasa kuralları, aykırılık savına dayanak yapılan Anayasa kurallarıyla bunların gerekçeleri ve öteki yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:
A- Davada Uygulanacak Kural Sorunu
Anayasa'nın 152. ve 2949 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 28. maddelerine göre, Anayasa Mahkemesi'ne itiraz yoluyla yapılacak başvurular, itiraz yoluna başvuran mahkemenin bakmakta olduğu davada uygulayacağı yasa kuralları ile sınırlıdır.
Uygulanacak yasa kurallarından amaç, davanın değişik evrelerinde ortaya çıkan sorunların çözümünde veya davayı sonuçlandırmada olumlu ya da olumsuz yönde etki yapacak nitelikte bulunan yahut tarafların istek ve savunmaları çerçevesinde bir karar vermek için göz önünde bulundurulması gereken kurallardır.
Dava konusu eylem, 20.2.1930 günlü, 1567 sayılı "Türk Parasının Kıymetini Koruma Hakkında Kanun"un 3521 sayılı Yasa ile değiştirilen 3. maddesinin (a) bendinin ilk paragrafı kapsamına girdiğinden, davada uygulanma olanağı bulunmayan ikinci paragrafına ilişkin itirazın başvuran mahkemenin yetkisizliği nedeniyle REDDİNE 8.10.1998 gününde OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.
B- Sınırlama Sorunu
20.2.1930 günlü, 1567 sayılı "Türk Parasının Kıymetini Koruma Hakkında Kanun"un 3521 sayılı Yasa ile değiştirilen 3. maddesinin (a) bendinin birinci paragrafına ilişkin esas incelemenin, eylemin bu madde ile göndermede bulunulan 1. maddede sayılan durumlardan yalnız "Kambiyo Alım ve Satımı"na ilişkin olması nedeniyle bu sözcüklerle sınırlı olarak yapılmasına, Güven DİNÇER, Yalçın ACARGÜN, Lütfi F. TUNCEL, Fulya KANTARCIOĞLU ile Rüştü SÖNMEZ'in "Sınırlama yapılmasına gerek bulunmadığı" yolundaki karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA 8.10.1998 gününde karar verilmiştir.
C- İtiraz Konusu Kuralın Anlam ve Kapsamı
1567 sayılı Yasa'nın 3521 sayılı Yasa ile değiştirilen 3. maddesinin itiraz konusu (a) bendinin birinci paragrafında, "Bakanlar Kurulunca 1. maddeye göre alınan kararlara aykırı hareket eden veya bu kararlardan doğan yükümlülüklerini yerine getirmeyen gerçek ve tüzel kişiler beşmilyon liradan ellimilyon liraya kadar ağır para cezası ile cezalandırılırlar" denilmektedir.
Bu kuralla göndermede bulunulan 1. maddede ise, "Kambiyo, nukut, esham ve tahvilât alım ve satımının ve bunlar ile kıymetli madenler ve kıymetli taşlarla bunlardan mamul veya bunları muhtevi her nevi eşya ve kıymetlerin ve ticari senetlerle tediyeyi temine yarıyan her türlü vasıta ve vesikaların memleketten ihracı veya memlekete ithalinin tanzim ve tahdidine ve Türk parasının kıymetinin koruması zımnında kararlar ittihazına İcra Vekilleri Heyeti salâhiyetlidir" denilmiş, böylece 1. madde kapsamına giren konularda Bakanlar Kurulu'nca alınan kararlara aykırılık, 3. maddede ceza yaptırımına bağlanmıştır.
D- Anayasaya Aykırılık Sorunu
Başvuru kararında Mahkeme, 1567 sayılı Yasa'nın 1 inci maddesi ile kambiyo, nukut, esham ve tahvilât alım ve satımının ve bunlar ile kıymetli madenler ve kıymetli taşlarla bunlardan mamul veya bunları muhtevi her nevi eşya ve kıymetlerin ve ticari senetlerle tediyeyi temine yarayan her türlü vasıta ve vesikaların memleketten ihracı veya memlekete ithalinin tanzim ve tahdidine ve Türk Parasının kıymetinin korunması zımnında kararlar alınmasına Bakanlar Kurulu'nun yetkili kılındığını, Bakanlar Kurulunun aldığı kararlara aykırı davranışın da aynı Yasa'nın 3. maddesinin (a) bendi ile yaptırıma bağlandığını, böylece kararlarla, tebliğlerle suç tanımlandığını bunun da kanunsuz suç ve ceza olmaz ve yasama yetkisinin devredilmezliği ilkeleriyle bağdaşmadığını bu nedenlerle itiraz konusu kuralın, Anayasa'nın 38. ve 7. maddelerine ayrıca başlangıç bölümü ile 1., 6., 8., 9., 11., 88., 89., 90., 91., 138. ve 148. maddelerine aykırılık oluşturduğunu ve iptali gerektiğini ileri sürmüştür.
1- Anayasa'nın 7. Maddesi Yönünden İnceleme
Anayasa'nın 7. maddesine göre, "Yasama yetkisi Türk Milleti adına Türkiye Büyük Millet Meclisinindir. Bu yetki devredilemez". Bu kural uyarınca yasama organı, herhangi bir alanı anayasal sınırlar içinde düzenleyebilir. Kişinin ve toplumun huzur ve refahını gerçekleştirmekle görevli olan devlet, gerektiğinde demokratik hukuk devleti kurallarından ayrılmamak ve temel hak ve özgürlükleri zedelememek koşuluyla ekonomik alanda düzenlemeler yapabilir. Ancak, ekonomik olayların niteliğine, zamanın gereklerine göre sık sık değişik önlemler alınmasına veya alınan önlemlerin kaldırılmasına ve yerine göre tekrar konulmasına gerek görülen durumlarda, yasama organının, yapısı bakımından ağır işlemesi ve günlük olayları izleyerek zamanında önlemler almasının güçlüğü karşısında temel kuralları saptadıktan sonra, uzmanlık ve idare tekniğine ilişkin hususların düzenlenmesi için yürütme organını görevlendirmesi de yasama yetkisinin kullanılmasıdır. Bu gibi durumlar, yasama yetkisinin devri anlamına gelmez.
1567 sayılı Yasa'nın itiraz konusu kuralla göndermede bulunulan l. maddesiyle yasakoyucu yürütmenin hangi alanı düzenleyeceğini saptamıştır. Bu da, kambiyo, nukut, esham ve tahvilat alım ve satımının ve bunlarla kıymetli madenler ve kıymetli taşlarla bunlardan mamul veya bunları muhtevi her nevi eşya ve kıymetlerin ve ticari senetlerle tediyeyi sağlayan her türlü vasıta ve vesikaların memleketten ihracını ve memlekete ithalini tanzim ve tahdit etmek ve Türk Parasının kıymetinin korunması zımnında kararlar almaktır. Böylece, konuya ilişkin temel kurallar saptanmıştır.
Ekonominin kendi kuralları içinde yürütülecek ve bunun dışına çıkıldığında ülkeyi büyük malî zararlara uğratabilecek olan ve teknik konuları kapsamasının yanısıra geciktirmeden zamanında önlemler alınması ve gerektiğinde derhal kaldırılması ve değiştirilmesi gereken bu alanın, yasakoyucu tarafından doğrudan doğruya düzenlenmesi kimi sakıncalar doğurabilir. Bu nedenledir ki, yasakoyucu düzenleme alanının esaslarını saptayarak amacı belirledikten sonra alınacak önlemlerin gereksinimlere uygunluğunu sağlamak üzere yürütme organını görevlendirmiş ve bu görevin gerektirdiği tasarruflarda bulunma yetkisini vermek suretiyle yasama yetkisini bu yolda kullanmayı uygun bulmuştur.
Bu nedenlerle, itiraz konusu kuralın Anayasa'nın 7. maddesine aykırı olduğu savı yerinde görülmemiştir.
2- Anayasa'nın 38. Maddesi Yönünden İnceleme
Mahkeme, başvuru kararında, 1567 sayılı Yasa'nın 3. maddesinin (a) bendi ile Bakanlar Kurulu'na bu konuda çıkaracağı kararnamelerle suç ihdası yetkisi verildiğini bunun da Anayasa'nın 38. maddesine aykırı olduğunu ileri sürmüştür.
Anayasa'nın 38. maddesinin birinci fıkrasında, "Kimse, işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanunun suç saymadığı bir fiilden dolayı cezalandırılamaz; kimseye suçu işlediği zaman kanunda o suç için konulmuş olan cezadan daha ağır bir ceza verilemez" denilmektedir.
Türk Ceza Yasası'nın 1. maddesinde, Anayasa'nın 38. maddesine koşut olarak düzenlenen, "kanunsuz suç ve ceza olmaz" ilkesinin esası, yasa tarafından, ne tür eylemlerin suç sayıldığının hiç bir kuşkuya yer vermeyecek şekilde belirtilmesi ve buna göre de cezanın yasayla belirlenmesidir. Kişinin suç sayılan eylemleri ve bunların cezalarını önceden bilmesi kişinin temel hak ve özgürlüklerinin güvencesidir.
1567 sayılı Yasa'nın 3. maddesinin (a) bendinde, "Bakanlar Kurulu"nca l. maddeye dayanılarak alınan kararlara aykırı hareket edenler hakkında ceza yaptırımı öngörülmüştür. Buna göre, suçun yasal unsuru Bakanlar Kurulu'nun 1. maddeye göre aldığı kararlara aykırı davranmaktır. Bu nedenle, suçun yasallığı ilkesine aykırılık görülmemiştir.
Yasakoyucu tarafından suçun unsurlarının saptanmasından ve suç oluşturan eylemin ve cezanın yasada açıkça belirlenmesinden sonra ayrıntılarla uzmanlık ve yönetim tekniğine ilişkin konuların düzenlenmesinde yürütmeye yetki verilmesi, kararla suç oluşturma anlamına gelmez ve yasallık ilkesi de zedelenmez. Kaldı ki, Bakanlar Kurulu kararı daha önce Resmî Gazete'de yayımlanarak kişilere hangi eylemlerin yasaklandığı duyurulmakta ve böylece kişinin güvencesi sağlanmaktadır. Ceza da yasa ile gösterildiğine göre kararname ile suç oluşturulması söz konusu olamayacağından bu konuya ilişkin sav yerinde görülmemiştir.
Ahmet Necdet SEZER bu görüşlere katılmamıştır.
3- Anayasa'nın Başlangıç ile 1., 6., 8., 9., 11., 88., 89., 90., 91., 138. ve 148. Maddeleri Yönünden İnceleme
Başvuru kararında, itiraz konusu kuralın, Anayasa'nın Başlangıç'ının dördüncü paragrafı ile 1., 6., 8., 9., 11., 88., 89., 90., 9l., 138. ve 148. maddelerine de aykırılık oluşturduğu ileri sürülmüşse de, itiraz konusu kuralla, Anayasa'nın bu maddeleri arasında bir bağlantı kurulamamıştır.
VI- SONUÇ
20.2.1930 günlü, 1567 sayılı "Türk Parasının Kıymetini Koruma Hakkında Kanun"un 3521 sayılı Yasa ile değiştirilen 3. maddesinin (a) bendinin birinci paragrafının "Kambiyo alım ve satımı" yönünden Anayasa'ya aykırı olmadığına ve itirazın REDDİNE, Ahmet Necdet SEZER'in karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA, 8.10.1998 gününde karar verildi.
KARŞIOY YAZISI
1567 sayılı Türk Parasının Kıymetini Koruma Hakkında Yasa'nın değişik 1. maddesinde, "Kambiyo, nukut, esham ve tahsilat alım, satımının ve bunlar ile kıymetli madenler ve kıymetli taşlarla bunlardan mamul veya bunları muhtevi her nevi eşya ve kıymetlerin ve ticari senetlerle tediyeyi temine yarayan her türlü vasıta ve vesikaların memleketten ihracı veya memlekete ithalinin tanzim ve tahdidine ve Türk parasının kıymetinin korunması zımnında kararlar ittihazına İcra Vekilleri Heyeti selahiyetlidir" denilerek maddede belirtilen konularda Bakanlar Kurulu'na düzenleme yapma yetkisi verilmiştir.
Aynı Yasa'nın 3521 sayılı Yasa'yla değişik 3. maddesinin (a) fıkrasının birinci bendinde de, "Bakanlar Kurulunca birinci maddeye göre alınan kararlara aykırı hareket eden veya bu kararlardan doğan yükümlülüklerini yerine getirmeyen gerçek ve tüzelkişiler beşmilyon liradan ellimilyon liraya kadar ağır para cezasıyla cezalandırılırlar" kuralı getirilmiştir.
Görüldüğü gibi, Yasa'nın 3. maddesinin (a) fıkrasının birinci bendinde öngörülen ceza, birinci maddede belirtilen konularda Bakanlar Kurulu'nca alınan kararlara aykırı davrananlara uygulanacaktır. Buna göre, cezanın Yasa ile saptanmasına karşın, suç ve ögeleri Bakanlar Kurulu kararları ile oluşturulmaktadır.
Anayasa'nın 38. maddesinde, "kanunsuz suç ve ceza olmaz" ilkesi getirilmiştir. Suç ve cezanın yasallığı ilkesi, Anayasa'nın yasaklayıcı ve buyurucu kuralları ile toplum yaşamı ve kişi hak ve özgürlükleri yönlerinden getirdiği güvencelere aykırı olmamak koşuluyla suç ve ceza konusundaki düzenlemeleri yapma yetkisinin yalnız yasakoyucuya ilişkin olmasını zorunlu kılmaktadır.
Yine bu ilke, suçun, yani ne gibi eylemlerin yasaklandığının hiçbir kuşkuya yer vermeyecek biçimde yasada belirtilmesini ve bu suçun cezasının da yine yasada gösterilmesini gerektirir. Kişinin, yasak eylemleri ve bu eylemlerin cezalarını önceden bilmesi, hak ve özgürlüklerinin güvencesidir.
Ayrıca, Bakanlar Kurulu'nca çıkarılacak düzenleyici tasarruflarla suç ögelerinin belirlenmesi hukuk güvenliğini de ortadan kaldırmaktadır.
Anayasa'nın 7. ve 87. maddeleri gereğince yasama yetkisi, Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne ilişkin olup, devredilemez. Bu anayasal ilke karşısında yürütmenin suç oluşturabilmesi olanaksızdır.
Suç oluşturan eylemleri belirleme konusunda yürütme organına genel ve sınırları belirsiz düzenleme yetkisi veren yasa kuralı, Anayasa'nın yukarıda belirtilen ilkeleriyle bağdaşmamaktadır.
Bu nedenle, temel kuralları koymadan, ölçüsünü belirlemeden ve sınırını çizmeden yürütmeye suç oluşturma yetkisi veren itiraz konusu kuralın, Anayasa'nın 38., 2. 7. ve 87. maddelerine aykırı olduğunu düşünüyor ve çoğunluk görüşüne katılmıyorum.