Dosya olarak kaydet: PDF - TIFF - WORD
Referans kopyala
Görüntüleme Ayarları:

DAVA TÜRÜ : TAPU İPTALİ-TESCİL

Taraflar arasında birleştirilerek görülen davada;

Davacı (birleştirilen davanında davacısı); ortak miras bırakan babasının 222 sayılı parselinin tamamını ve 205 sayılı parseldeki 19000/59148 payını davalı oğullarına yarı yarıya satış yoluyla devrettiğini, taşınmazların sonradan ifraz gördüğünü, devir işleminin mal kaçırma amacıyla muvazaalı biçimde yapıldığını ileri sürerek, toplam 38 parça taşınmaz yönünden payı oranında tapu iptali-tescil isteğinde bulunmuş, aşamada iki parça taşınmaz hakkındaki davasından feragat etmiştir.

Davalılar, davanın reddini savunmuşlardır.

Mahkemece, iki parça taşınmaz yönünden feragat nedeniyle, diğer taşınmazlar yönünden de iddianın kanıtlanamadığı gerekçesiyle asıl ve birleştirilen davanın reddine karar verilmiştir.

Karar, davacı tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla; Tetkik Hakimi X. V.'in raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi, gereği görüşülüp, düşünüldü.

-KARAR-

Dava ve birleştirilerek görülen dava, muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı tapu iptali-tescil isteğine ilişkindir.

Mahkemece, her iki davanın da reddine karar verilmiştir.

Getirtilen kayıt ve belgelerden, çekişme konusu 2901 m2 tarla vasfındaki 222 sayılı parselin tamamı ile 59148 m2. tarla vasfındaki 205 sayılı parselin 19000/59148 payının miras bırakan N.'e ait iken, 11.06.1975 tarihli akitle davalı iki oğluna satış yoluyla yarı yarıya devredildiği, bunlardan 222 sayılı parselin davalılar arasında 1979'da yapılan taksimde davalı Y. I. 'a kaldığı ve onun tarafından da 1986'da üçüncü kişilere satıldığı, 205 sayılı parselin ise 1986'da ifraz suretiyle pek çok parsele ayrıldığı;1903 doğumlu miras bırakanın 23.12.1975'te, eşinin de 1990 yılında öldükleri, geriye kızları S. ve İ. ile davalı iki oğlunun kaldığı, eldeki davanın kızlardan S. tarafından açıldığı görülmektedir.

Çekişmeli 222 sayılı parselin davadan önce dava dışı üçüncü kişilere satıldığı, 1575 ve 1576 sayılı ifraz parselleri yönünden de davadan feragat edildiği anlaşıldığına göre, anılan parseller bakımından davanın reddedilmesinde bir isabetsizlik yoktur.

Çekişmeli 205 sayılı parselden ifrazen oluşan diğer taşınmazlara gelince; bilindiği üzere, uygulamada ve öğretide "muris muvazaası" olarak tanımlanan muvazaa, niteliği itibariyle nisbi (mevsuf-vasıflı) muvazaa türüdür. Söz konusu muvazaada miras bırakan gerçekten sözleşme yapmak ve tapulu taşınmazını devretmek istemektedir. Ancak mirasçısını miras hakkından yoksun bırakmak için esas amacını gizleyip, gerçekte bağışlamak istediği tapulu taşınmazını, tapuda yaptığı resmi sözleşmede iradesini satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi doğrultusunda açıklayarak devretmektedir. ./..

Bu durumda, yerleşmiş Yargıtay İçtihatlarında ve 1.4.1974 tarih 1/2 sayılı İnançları Birleştirme Kararında açıklandığı üzere, görünürdeki sözleşme tarafların gerçek iradelerine uymadığından, gizli bağış sözleşmesi de Medeni Kanunun 706, Borçlar Kanunun 213 ve Tapu Kanunun 26. maddelerinde öngörülen şekil koşullarından yoksun bulunduğundan, saklı pay sahibi olsun veya olmasın miras hakkı çiğnenen tüm mirasçılar dava açarak resmi sözleşmenin muvazaa nedeni ile geçersizliğinin tespitini ve buna dayanılarak oluşturulan tapu kaydının iptalini isteyebilirler.

Hemen belirtmek gerekir ki, bu tür uyuşmazlıkların sağlıklı, adil ve doğru bir çözüme ulaştırılabilmesi davalıya yapılan temlikin gerçek yönünün, diğer bir söyleyişle miras bırakanın asıl irade ve amacının duraksamaya yer bırakmayacak biçimde ortaya çıkarılmasına bağlıdır. Bir iç sorun olan ve gizlenen gerçek irade ve amacın tespiti ve aydınlığa kavuşturulması genellikle zor olduğundan bu yöndeki delillerin eksiksiz toplanılması yanında birlikte ve doğru şekilde değerlendirilmesi de büyük önem taşımaktadır. Bunun için de ülke ve yörenin gelenek ve görenekleri, toplumsal eğilimleri, olayların olağan akışı, miras bırakanın sözleşmeyi yapmakta haklı ve makul bir nedeninin bulunup bulunmadığı, davalı yanın alış gücünün olup olmadığı, satış bedeli ile sözleşme tarihindeki gerçek değer arasındaki fark, taraflar ile miras bırakan arasındaki beşeri ilişki gibi olgulardan yararlanılmasında zorunluluk vardır.

Somut olayda, miras bırakan ve eşinin davalı oğulları ile aynı bahçe içinde bitişik evlerde yaşadıkları, miras bırakanın tarlalarını icara vererek geçimini sağladığı, 1944 yılından sonra görme yeteneğinin çok azaldığı, davalı oğlu I. K. Z. ile hacca gittiği ve hac dönüşünde aynı gün vefat ettiği; taşınmazların temlik tarihi itibariyle davalılardan I. K. Z. 'in üretme çiftliğinde bekçilik, davalı Y. I. 'un da marangozluk yaptığı, maddi durumlarının pek iyi olmadığı tanıklarca ifade edilmiştir.

Dosya içeriği ve toplanan deliller yukarıda değinilen ilke ve olgularla birlikte değerlendirildiğinde, miras bırakanın taşınmaz satmasını gerektiren haklı ve makul bir nedeninin bulunmadığı, hacca gidebilmek için taşınmazlarını sattığı ve parasını aldığı yolundaki savunmanın da hukuken geçerli delillerle kanıtlanamadığı, temlikin mirastan mal kaçırma amacıyla muvazaalı biçimde gerçekleştirildiği sonuç ve kanaatine varılmaktadır.

Hal böyle olunca, feragat edilenler dışında 205 sayılı parselden ifrazen oluşan ve halen davalılar üzerinde bulunan taşınmazlar hakkındaki davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile yazılı olduğu üzere hüküm kurulması doğru değildir.

Davacının temyiz itirazı açıklanan nedenden ötürü yerindedir. Kabulüyle, hükmün HUMK.'nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 24.03.2010 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

©2019 On İki Levha Yayıncılık A.Ş.