İtirazname No : 2023/100758
KARARI VEREN
YARGITAY DAİRESİ : 1. Ceza Dairesi
MAHKEMESİ :Ceza Dairesi
SAYISI : 1889-1710
I. HUKUKİ SÜREÇ
Sanığın olası kastla öldürme suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 81/1, 21/2, 62, 53 ve 63. maddeleri uyarınca 16 yıl 8 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve mahsuba ilişkin Balıkesir 1. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 25.04.2023 tarihli ve 294-254 sayılı resen istinaf incelemesine tabi hükmün, sanık müdafii, katılan vekili ve Cumhuriyet savcısı tarafından da istinaf edilmesi üzerine Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesince 06.07.2023 tarih ve 1889-1710 sayı ile istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bu hükmün de sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 1. Ceza Dairesince 06.02.2024 tarih ve 8531-735 sayı ile onanmasına karar verilmiştir.
II. İTİRAZ SEBEPLERİ
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı 20.03.2024 tarih ve 100758 sayı ile; "...Sanığın eyleminin bilinçli taksirle ölüme neden olma suçunu oluşturduğu," görüşüyle itiraz yoluna başvurmuştur.
5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Özel Dairece 02.07.2024 tarih ve 2898-4920 sayı ile itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
III. UYUŞMAZLIĞIN KAPSAMI VE KONUSU
İnceleme dışı sanık ... hakkında taksirle ölüme neden olma suçundan kurulan mahkûmiyet kararı ile inceleme dışı sanıklar ... ve ... hakkında taksirle ölüme neden olma suçundan verilen beraat kararları Özel Dairece onanmak suretiyle kesinleşmiş olup itirazın kapsamına göre inceleme sanık hakkında verilen hükümle sınırlı olarak yapılmıştır.
Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığın maktule yönelik eylemini, olası kastla mı yoksa bilinçli taksirle mi gerçekleştirdiğinin belirlenmesine ilişkindir.
IV. OLAY VE OLGULAR
İncelenen dosya içeriğinden;
22.02.2019 tarihinde saat 11.00 sıralarında ... Madencilik isimli kömür ocağında ölümlü iş kazası meydana geldiğinin kolluk güçlerine ihbar edilmesi üzerine soruşturmaya başlandığı,
Olay yeri görgü tespit tutanağında; kömür ocağının yaklaşık 150 metre derinlikte olduğu, bu durumun zeminde bir su göleti oluşmasına sebebiyet verdiği, bir adet ekskavatörün kısmen su içinde görülmekte olduğu, toprak kaymasının devam etmesi nedeniyle suya düşen maktule ulaşılamadığı bilgilerine yer verildiği,
Ölü muayene tutanağına göre olaydan bir gün sonra Afet ve Acil Durum Müdürlüğü (AFAD) ekipleri tarafından bulunarak göletten çıkarılan maktulün ölümünün boğulmaya bağlı meydana geldiği,
... 6. Noterliğinin 17.09.2010 tarihli ve ... yevmiye numaralı vekâletnamesi ile ... Madencilik İç ve Dış Ticaret Limited Şirketi'nin ortakları olan ... ve ... tarafından sanığın işçi ile iş sözleşmesi yapma, iş akdini feshetme, ihaleye girme, resmî makamlarca iş ve işlem yapabilme yetkilerini de içerir şekilde atandığı, dosya içinde mübrez Risk Değerlendirme Raporu, Acil Eylem Planı, Açık İşletme Yönergesi ve Sağlık Yönetim Dökümanları ve diğer resmî tutanaklarda sanığın işveren vekili olarak imzasının bulunduğu,
Maden ve Petrol İşleri Genel Müdürlüğünün (MAPEG) 09.01.2018, 26.01.2018, 27.09.2018 ve 28.11.2018 tarihli denetimleri sonrasında tanzim edilen raporlarda özetle; "...Ocağın batı kısmının kademelendirilmediği, bu hususun su göletlenmesine sebebiyet verdiği, ....şevlerin yüksek olması sebebiyle su dolu ocağın etrafının canlı giremeyecek şekilde kapatılması ve uyarı levhası konulması gerektiği, ...yer yer heyelanların devam etmesi nedeniyle maden sahasının 3. grup risk alanında olduğu, ....drenaj ve basamaklarda genişleme yapılmadan üretim faaliyetinde bulunulmaması gerektiği, ...işletmede riskler devam ettiği için 7. madde izinleri alınmadan madencilik faaliyetine müsaade edilmemesi gerektiği, ...bu hususların ruhsat sahibine bildirildiği" şeklinde tespitler yapılarak yasal uyarıların ve alınması gereken önlemlerin sıralandığı, 14.02.2018 tarihinde yapılan son denetimde devam eden risklerden dolayı madendeki faaliyetin durdurulduğu,
İş güvenliği uzmanı tarafından düzenlenen 25.03.2019 tarihli bilirkişi raporunda; meydana gelen olaya ilişkin olarak daimi nezaretçi ...’ın kusursuz olup işveren vekili sıfatıyla hareket eden sanığın ise uyarılara rağmen uzmanlık alanına girmeyen bir konuda çalışanların hayatını tehlikeye atması ve iş yerinde gerekli güvenlik önlemlerini almaması sebebiyle asli kusurlu olduğunun belirtildiği,
Mahallinde yapılan keşif sonrasında iş güvenliği uzmanı, maden ve makina mühendislerinden oluşan heyet tarafından düzenlenen bilirkişi raporunda; meydana gelen olayda, daimi nezaretçi defterine tehlikeleri, eksiklik ve aksaklıkları kısmen not eden ancak alınacak önlem ve tavsiyeleri yazmayan daimi nezaretçi ...’ın tali; işveren vekili olarak sahada hareket eden sanığın ve bu yetkiyi sanığa kullandıran işletme sahiplerinin ise asli kusurlu olduklarının bildirildiği,
Ortadoğu Teknik Üniversitesi Maden, İnşaat ve Jeoloji Mühendisliği bölümlerinden oluşturulan akademisyen heyet ile iş güvenliği uzmanından alınan 13.11.2022 tarihli bilirkişi raporuna göre; nezaretçi defterini gününde yazmaması, şev açısını düşürmek ve basamaklardaki yükü hafifletmek için tüm iş makinelerini seferber etmeyip sadece bir iş makinesiyle yük hafifletme çalışması yapması ve ekskavatör operatörüne havuza inme talimatı vermese de ekskavatör operatörünün iş makinası ile havuza inmesini engellememesi nedeniyle daimi nezaretçi ...’ın ve su motorlarının alınması talimatını vermesi nedeniyle de sahada işveren vekili olarak hareket eden sanığın asli kusurlu oldukları, şirket ana hissedarı ve baş müdür ...’ın tali kusurlu; diğer hissedar ...’ın ise kusursuz olduğu,
İş yeri daimi nezaretçisi ...’ın 10.12.2018, 17.12.2018, 24.12.2018, 01.01.2019, 08.01.2019, 15.01.2019, 22.01.2019, 29.01.2019, 05.02.2019, 19.02.2019 tarihlerinde "Ocakta çok ciddi açılma ve kaymaların olduğu..., çalışmaların alt basamakta değil üst basamaklarda yapılması gerektiği...., ocak içinde çok fazla fay ve teknotizma gözlendiği..., ocak faaliyetlerinin durdurulması gerektiği..., ruhsat sahibine bu konuda gerekli uyarıların yapıldığı..." şeklindeki uyarı ve ikazları yazılı olarak dile getirdiği, olay tarihi öncesinde de bu riskler sebebiyle kömür üretim faaliyetini dört kez durdurduğu,
Anlaşılmaktadır.
Katılan aşamalarda; olayı görmediğini, şikâyetçi olduğunu,
Tanık ... aşamalarda; maden ocağında formen olarak çalıştığını, olaydan bir gün önce gece nöbetçisinin maden yatağındaki taşların dibe doğru düştüğünü görerek ertesi sabah bu konuda kendisini uyardığını, durumu işletmede daimi nezaretçi olarak görev yapan inceleme dışı sanık ...’a söylediğini, birlikte gidip yatağı kontrol ettiklerini, devamında sanıkla görüşüp tehlikeden bahsettiklerini, daha sonra sanığın, motorların suyun altında kalmaması için çıkartılmaları gerektiğini söyleyerek operatör olarak çalışan maktulü çağırmasını istediğini, kendisinin de daimi nezaretçinin rızasının bulunmadığını anlatmaya çalıştığını ancak sanığın "... Bey de sorumluluk almıyor, böyle iş mi yapılır? Bu konuda bütün sorumluluğu alıyorum. Buranın yetkilisi benim." dediğini, bu sırada işçilerin de yanlarında bulunduğunu, devamında maktul ve tanıklar ... ile ...'nün yatağa indiklerini, çalışma yapıldığı sırada büyük miktarda toprağın suya doğru kaydığını, su seviyesinin aniden yükselmesiyle maktulün kullandığı araçla birlikte suyun içine düştüğünü, sanığın da suya atlayarak maktulü kurtarmaya çalıştığını ancak yetişemediğini,
Tanık ... aşamalarda; olayın meydana geldiği kömür ocağında işçi olarak çalıştığını, olay günü saat 10.00 sıralarında maden içerisinde bulunan su yatağındaki motorların çıkarılması için tanık ... ile birlikte aşağıya indiklerini, motorların ağır olması nedeniyle büyük iş makinası ile çıkarılmaları gerektiğini, maktulün de operatörlüğünü yaptığı iş makinasıyla yanlarında olduğunu, bu sırada heyelan meydana geldiğini, kayan toprağın su seviyesini birden yükseltmesi sebebiyle suyun içine düştüklerini, kendisinin bir boruya tutunarak çıkabildiğini, daha sonra ...'nün de sudan çıkmış olduğunu gördüğünü, ancak yükselen suyun iş makinasını yutması sebebiyle maktulü göremediğini, sanığın maktulü kurtarmak için suya atladığını, daha önce de çalıştıkları alanda ufak tefek kaymalar olduğunu, ancak böylesi bir felaketin yaşanabileceğini düşünmediklerini, sorumlularının sanık olduğunu, iş yerinde ve işçilerin başında sürekli olarak sanığın bulunduğunu,
Tanık ... soruşturmada; bahse konu ocakta kaynak işçisi olarak çalıştığını, ocağın yaklaşık 100-150 metre derinde olup yağmur sularının dolmasıyla zeminde göletlenme oluştuğunu, tanık ... ve kendisinin zaman zaman göletteki bu suyu motorlarla tahliye ettiklerini, olay tarihinde de sanığın su motorlarını sökmelerini istediğini, tanık ... ile maden sahasına indiklerini, kendilerinin motorları sökeceklerini, maktulün de kepçe ile motorları yukarıya çıkaracak olduğunu, aşağıya inmeden önce tanık ... ve sanığı konuşurlarken duyduğunu, sanığın, tanık ...’a "... Bey hiç risk almıyor." dediğini, gölet kenarında çalışma yaptıkları sırada heyelan meydana geldiğini, tanık ... ve kendisinin düştükleri sudan zorlukla dışarıya çıkabildiklerini, maktule ise ulaşamadıklarını,
Kovuşturmada önceki beyanından farklı olarak; motorları sökme talimatını inceleme dışı sanık ...’dan aldıklarını, tanık ...'ın da bu talimatı kendilerine ilettiğini, ... ve ...’ın; "Biz ne ifade verdiysek aynısını söyle." dediklerini,
İnceleme dışı sanık ... aşamalarda; maden mühendisi olduğunu, olayın meydana geldiği kömür ocağında daimi nezaretçi olarak çalıştığını, sanığın bu ocağın işletme müdürü; maktulün ise ekskavatör operatörü olduğunu, olaydan birkaç ay önce kömür kalmaması sebebiyle ocakta üretim faaliyetini sonlandırdıklarını, bölgenin başka bir kısmında yeni bir kömür arama alanı oluşturduklarını, burada ise bir kısım pompa, jenaratör gibi ekipmanların kaldığını, zamanla ocağın yer altı suları, yağmur gibi faktörlerle yaklaşık 14 metre derinliğinde suyla dolduğunu, normal koşullarda suyun borularla tahliyesinin yapılmasının gerektiğini, kendisinin su dolu alanı kontrol etmekte olduğunu, küçük çaplı toprak kaymalarının yaşandığını, izinli olduğu dönemde daha büyük kapsamlı bir kayma gerçekleştiğini öğrenince tanık ... ile birlikte bu durumu sanığa ilettiklerini, eski ocağın içindeki pompa ve jeneratörleri ne yapacaklarını konuştuklarını, daha sonra buraya kontrol amaçlı yeniden gittiğinde tehlikeli olduğunu görünce "Jeneratörleri, pompaları boş verelim, burada ciddi tehlike var." dediğini, buna rağmen tanık ...’ın maktüle, olayın olduğu yere makine ile gitmesini söylediğini telsizden duyduğunu, kendisinin de hatta bağlanarak "Ben sorumluluk almıyorum." dediğini, birkaç dakika sonra tanık ...’ın yanına gelip "Sorumluluğu ... Bey alıyor." şeklinde konuştuğunu, kızgınlıkla olay yerine indiğini, burada sanığı ve tanıklar ... ve ...’i gördüğünü, maktulün de ekskavatör ile suya inmek üzere olduğunu, işçilerin yanında sanığa bir şey diyemediğini, kısa bir süre sonra toprağın suya doğru kaydığını ve ekskavatörün bir anda ters dönerek maktulün gölete düştüğünü, bunu gören sanığın suya atlayıp maktulü kurtarmaya çalıştığını ancak onu bulamadığını,
İnceleme dışı sanık ... aşamalarda; olay tarihinde yapılan işlemin, ocak çukurunda biriken suyun motor ve borularla dışarıya atılması işlemi olup suyun seviyesi düştükçe haftada bir kaç kez motorların bir kademe alt koda indirildiğini, bu çalışmanın ne zaman ve nasıl yapılacağına inceleme dışı sanık ... ve tanık ...’ın karar verdiğini, yıllardır uygulamanın bu şekilde olduğunu, toprak kaymasının terk edilen alanda meydana geldiğini, motorların bir kademe aşağıya indirilmesi işleminin 10-15 dakikalık bir zamanda bitirilerek alanın terk edilmesi gerektiğini ancak kazanın bu dakikalar içinde meydana gelmiş olduğunu, beklenmeyen bir durum yaşandığını, tanık ...’ın, ...’ın talimatıyla hareket ettiğini, sanığın formene talimat verme yetkisinin olmadığını, kendilerinin de işveren olarak sanığa böyle bir yetki vermediklerini, sanığın işveren temsilcisi olmadığını,
İnceleme dışı sanık ...; işletmenin yüzde on hissedarı olduğunu, mali konularla ilgilendiğini, ocağa gelip gitmediğini, sanığın işletmenin idari yetkilisi olduğunu, iş veren vekili konumunda olmadığı gibi teknik anlamda bir yetkisinin de bulunmadığını, inceleme dışı sanık ...’ın ise madenin daimi nezaretçisi olup gerekli olması durumunda faaliyeti durdurmaya yetkili olduğunu, toplantılarda işletmede yaşanan olumsuzluklarla ilgili kendisine bir bilgi verilmediğini,
Beyan etmişlerdir.
Sanık; suça konu yerde idari işler sorumlusu olarak çalıştığını, görevinin personel alımı, ihtiyaç temini, çeşitli kurum ve kuruluşlarla koordinasyon sağlamak olduğunu, olay günü maktulü makinesi ile birlikte gölete doğru giderken gördüğünü, tanıklar ... ve ...’nün ise motorların yerini değiştirmek amacıyla aşağıda olduklarını, bu sırada ocak sahasında heyelan meydana gelerek zemindeki suyun birden yükseldiğini, su seviyesinin yükselmesi ile maktulün kullandığı makinenin suya kapıldığını, kendisinin kurtarmak için suya atladığını ancak maktule ulaşamadığını, çalışma konusunda kimseye talimat vermediğini, bu hususun yetkisi dahilinde olmadığını, "Sorumluluk bana ait." şeklinde bir söz sarf etmediğini savunmuştur.
V. GEREKÇE
A. Uyuşmazlık Konusuna İlişkin Açıklamalar ve İlgili Mevzuat
Uyuşmazlık konusunda isabetli bir hukuki çözüme ulaşılabilmesi bakımından, doğrudan kast, olası kast, taksir ve bilinçli taksire değinilerek, birbirlerinden ayırt edici ölçütlerin ortaya konulması gerekmektedir.
TCK'nın "Kast" başlıklı 21. maddesi;
"(1) Suçun oluşması kastın varlığına bağlıdır. Kast, suçun kanuni tanımındaki unsurların bilerek ve istenerek gerçekleştirilmesidir.
(2) Kişinin, suçun kanuni tanımındaki unsurların gerçekleşebileceğini öngörmesine rağmen, fiili işlemesi halinde olası kast vardır. Bu halde, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektiren suçlarda müebbet hapis cezasına, müebbet hapis cezasını gerektiren suçlarda yirmi yıldan yirmibeş yıla kadar hapis cezasına hükmolunur; diğer suçlarda ise temel ceza üçte birden yarısına kadar indirilir." şeklinde düzenlenerek, maddenin birinci fıkrasının ikinci cümlesinde doğrudan kast, ikinci fıkrasının birinci cümlesinde de olası kast tanımlanmıştır.
Olası kastın tanımlandığı TCK’nın 21. maddesinin ikinci fıkrasının gerekçesinde; "...Olası kast durumunda suçun kanuni tanımında yer alan unsurlardan birinin somut olayda gerçekleşebileceği öngörülmesine rağmen, kişi fiili işlemektedir. Diğer bir deyişle, fail unsurların meydana gelmesini kabullenmektedir. Mevzuatımıza giren yeni bir kavram olan olası kastla ilgili uygulamadan bazı örnekler vermek yararlı olacaktır.
Yolda seyreden bir otobüs sürücüsü, trafik lambasının kendisine kırmızı yanmasına rağmen, kavşakta durmadan geçmek ister; ancak kendilerine yeşil ışık yanan kavşaktan geçmekte olan yayalara çarpar ve bunlardan bir veya birkaçının ölümüne veya yaralanmasına neden olur. Trafik lambası kendisine kırmızı yanan sürücü, yaya geçidinden her an birilerinin geçtiğini görmüş; fakat, buna rağmen kavşakta durmamış ve yoluna devam etmiştir. Bu durumda otobüs sürücüsü, meydana gelen ölüm veya yaralama neticelerinin gerçekleşebileceğini öngörerek, bunları kabullenmiştir.
Düğün evinde törene katılanların tabancaları ile odanın tavanına doğru ardı ardına ateş ettikleri sırada, bir kişinin aldığı alkolün de etkisi ile elinin seyrini kaybetmesi sonucu, yere paralel olarak yaptığı atışlardan bir tanesinden çıkan kurşun, törene katılanlardan birinin alnına isabet ederek ölümüne neden olur. Bu örnek olayda kişi yaptığı atışlardan çıkan kurşunların orada bulunan herhangi birine isabet edebileceğini öngörmüş; fakat, buna rağmen silâhıyla atışa devam etmiştir. Burada da fail silâhıyla ateş ederken ortaya çıkacak yaralama veya ölüm neticelerini kabullenmiştir.
Verilen bu örneklerde kişinin olası kastla hareket ettiğinin kabulü gerekir." şeklinde açıklamalara yer verilmiş ve olası kasta ilişkin örnek olaylar gösterilmiştir.
Buna göre, doğrudan kast; öngörülen ve suç teşkil eden fiili gerçekleştirmeye yönelik irade olup kanunda suç olarak tanımlanmış eylemin bilerek ve istenerek gerçekleştirilmesi ile oluşur. Failin hareketinin kanuni tipi gerçekleştireceğini bilmesi ve istemesi hâlinde doğrudan kast; buna karşın işlemiş olduğu fiilin muhtemel bazı neticeleri meydana getirebileceğini öngörmesine ve bu neticelerin gerçekleşmesini mümkün ve muhtemel olarak tasavvur etmesine rağmen muhtemel neticeyi kabullenerek fiili işlediği durumda ise olası kast söz konusu olacaktır.
Olası kast ile doğrudan kast arasındaki farkı ortaya koyan en belirgin unsur, doğrudan kasttaki bilme unsurudur. Hareketinin kanuni tipi gerçekleştireceğini biliyorsa failin doğrudan kasıtla hareket ettiğinin kabulü gerekmektedir. Yine failin hareketiyle hedeflediği doğrudan neticelerle birlikte, hareketin zorunlu veya kaçınılmaz olarak ortaya çıkan sonuçları da, açıkça istenmese dahi doğrudan kastın kapsamı içinde değerlendirilmelidir. Belli bir sonucun gerçekleşmesine yönelik hareketin, günlük hayat tecrübelerine göre diğer bir kısım neticeleri de doğurması muhakkak ise failin bu sonuçlar açısından da doğrudan kastla hareket ettiği kabul edilmelidir.
Olası kastı doğrudan kasttan ayıran diğer ölçüt; suçun kanuni tanımındaki unsurların gerçekleşmesinin muhakkak olmayıp muhtemel olmasıdır. Fail, böyle bir durumda muhakkak değil ama büyük bir ihtimalle gerçekleşecek olan neticenin meydana gelmesini kabullenmekte ve olursa olsun düşüncesi ile göze almakta; neticenin gerçekleşmemesi için herhangi bir çaba göstermemektedir. Olası kastta fiilin kanunda tanımlanan bir sonucun gerçekleşmesine neden olacağı muhtemel görülmesine karşın, bu neticenin meydana gelmesi fail tarafından kabul edilmektedir.
TCK'nın hazırlanmasında esas alınan suç teorisinde kanunda tanımlanmış haksızlık olarak ifade edilen suç; kural olarak ancak kastla, kanunda açıkça gösterilen hâllerde ise taksirle de işlenebilir. İstisnai bir kusurluluk şekli olan taksirde, failin cezalandırılabilmesi için mutlaka kanunda açık bir düzenleme bulunması gerekmektedir. TCK'nın 22. maddesinin ikinci fıkrasında taksir; "Dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık dolayısıyla, bir davranışın suçun kanuni tanımında belirtilen neticesi öngörülmeyerek gerçekleştirilmesidir." şeklinde tanımlanmıştır.
Taksirli suçlarda, gerek icrai, gerekse ihmâli hareketin iradi olması ve meydana gelen neticenin öngörülebilir olması gerekmektedir. İradi bir davranış bulunmadığı takdirde taksirden bahsedilemeyeceği gibi öngörülemeyecek bir sonucun gerçekleşmesi hâlinde de failin taksirli suçtan sorumluluğuna gidilemeyecektir.
Sonucun gerçekleşmesinde mağdurun taksirli davranışının da etkisinin olması hâlinde, diğer taksirli davranış nedensellik bağını kesmediği sürece bu durum, failin sorumluluğunu ortadan kaldırmayacağı gibi taksirin niteliğini de değiştirmeyecektir. TCK'da kusurun derecelendirilmesi suretiyle herhangi bir ceza indirimi söz konusu olmadığından, bu hâl ancak temel cezanın tayininde dikkate alınabilecektir.
TCK'da taksir; basit ve bilinçli taksir olarak ikili bir ayrıma tabi tutulmuş, 22. maddesinin üçüncü fıkrasında bilinçli taksir; "Kişinin öngördüğü neticeyi istememesine karşın, neticenin meydana gelmesi." şeklinde tanımlanmış, bu hâlde taksirli suça ilişkin cezanın üçte birden yarıya kadar arttırılacağı öngörülmüştür.
Basit taksir ile bilinçli taksir arasındaki ayırt edici ölçüt; taksirde failin öngörülebilir nitelikteki neticeyi öngörmemesi, bilinçli taksir hâlinde ise bu neticeyi öngörmüş olmasıdır.
Bilinçli taksirde gerçekleşen sonuç, fail tarafından öngörüldüğü hâlde istenmemiştir.
Gerçekten neticeyi öngördüğü hâlde, sırf şansına veya başka etkenlere, hatta kendi beceri veya bilgisine güvenerek hareket eden kimsenin tehlikelilik hâli, bunu öngörememiş olan kimsenin tehlikelilik hâli ile bir tutulamayacaktır. Neticeyi öngören kimse, ne olursa olsun bu sonucu meydana getirecek harekette bulunmamakla yükümlüdür.
TCK'nın 21. maddesinin ikinci fıkrasında; "Kişinin, suçun kanuni tanımındaki unsurların gerçekleşebileceğini öngörmesine rağmen, fiili işlemesi" şeklinde tanımlanıp başkaca ayırıcı unsura yer verilmeyen olası kast ile aynı Kanun'un 22. maddesinin üçüncü fıkrasında; "Kişinin, öngördüğü neticeyi istememesine karşın, neticenin meydana gelmesi halinde bilinçli taksir vardır." biçiminde tanımlanan bilinçli taksirin karıştırılacağı hususu öğretide dile getirilmiş, kanun koyucu da madde metninde yer vermediği kabullenme ölçüsünü aynı maddenin gerekçesinde; "Olası kast halinde suçun kanuni tanımında yer alan unsurlardan birinin somut olayda gerçekleşeceği öngörülmesine rağmen, kişi fiili işlemektedir, diğer bir deyişle, fail unsurların meydana gelmesini kabullenmektedir." şeklinde açıklamak suretiyle, olası kastı bilinçli taksirden ayıracak kıstası ortaya koymuştur.
Olası kastla bilinçli taksiri ayırt etme konusunda doktrinde "Her ikisi arasındaki ayrımı belirlemek bakımından Frank formülü uygulanmalıdır. Buna göre eğer ‘öyle veya böyle fail her hâlde hareketi gerçekleştirirdi’ diyebiliyorsak olası kast; ‘neticenin gerçekleşeceğini bilseydi hareketi gerçekleştirmeyecekti’ diyebiliyorsak bilinçli taksirden söz edilir...Her ikisi arasında bir ayrım yapılabilmesi için her somut olay bakımından failin ayrıca neticeyi göze almış, kabullenmiş sayılıp sayılamayacağı yönünde bir değerlendirme yapılması zorunlu görünmektedir." şeklinde görüşler mevcuttur (Bahri Öztürk-Mustafa Ruhan Erdem, Uygulamalı Ceza Hukuku ve Güvenlik Tedbirleri Hukuku, Seçkin Akademik ve Mesleki Yayınlar, 17. Baskı, Ankara 2017, s. 303-304).
Öngörülen muhtemel neticenin meydana gelmesine kayıtsız kalınması durumunda olası kast, öngörülen muhtemel neticenin meydana gelmesinin istenmemesine rağmen neticenin meydana gelmesinin engellenemediği ahvalde bilinçli taksir söz konusu olacaktır. Diğer bir deyişle, failin neticeyi istememekle beraber neticenin meydana gelmesinin muhtemel olduğunu bilmesine rağmen duruma kayıtsız kalarak hareketini sürdürmek suretiyle muhtemel neticeyi kabullenmesi durumunda olası kast, failin neticeyi öngörmesine rağmen becerisine, şansına, tecrübesine ya da başka bir etkene güvenip neticenin meydana gelmeyeceğine inanarak gerektiğinde muhtemel neticenin gerçekleşmemesi için gerekli önlemleri de almak suretiyle hareketini sürdürmesi hâlinde ise bilinçli taksir söz konusu olacaktır.
B. Somut Olayda Hukuki Nitelendirme;
Olay tarihinde sabah saatlerinde inceleme dışı sanık ... ile tanık ...’ın olayın meydana geldiği maden sahasını kontrol ettikleri sırada üst basamaklardan aşağıya doğru kayma olduğunu görerek ofis bölümüne geçip konuyu sanığa aktardıkları, daha sonra ...’ın oradan ayrıldığı, devamında sanığın motorların su altında kalmaması için tanıklar ... ile ...'yü görevlendirdiği ve tanık ...'a hitaben; ''Ekskavatöre anons geç, göletin olduğu yere gelsin.'' dediği, bunun üzerine tanık ...'ın ''... Bey oraya makine sokmayın, sıkıntılıdır, bu konuda sorumluluk almam diyor." şeklinde karşılık verdiği, sanığın da ''... Bey de hiç sorumluluk almıyor. Böyle madencilik mi yapılır? Tüm sorumluluğu ben alıyorum.'' demesi üzerine tanık ...'ın telsiz ile ocakta iş makinesi operatörü olarak çalışan maktule aracı gölete indirmesini söylediği, sanığın talimatı doğrultusunda tanıklar ... ve ...’in motorları sökmek, maktulün ise sökülen su motorlarını iş makinesi ile taşımak için gölet sahasına indikleri, çalışmanın devam ettiği sırada madenin üst basamaklarından kopan büyük toprak ve taş kütlelerinin gölete doğru yığılarak büyük bir heyelana sebebiyet verdiği ve göletteki su seviyesinin ani ve aşırı şekilde yükseldiği, tanıklar ... ve ...’in kendi çabalarıyla suyun dışına çıkabildikleri, ekskavatörün ise su içinde ters döndüğü ve maktulün suya düşerek çırpınmaya başladığı, bunu gören sanığın gölete atladığı, ancak maktule ulaşamadığı, madendeki çökmelerin devam etmesi sebebiyle cesedine ertesi gün ulaşılabilen maktulün boğulmaya bağlı olarak hayatını kaybettiği kabul edilen olayda;
Sanığın yöneticisi olduğu maden şirketinin resmî kurumlarca madendeki heyelan riski yönünden birçok kez uyarılması, olay tarihinden önce de MAPEG tarafından 14.02.2018 tarihinde basamak yüksekliğinin fazla olmasının yarattığı heyelan ihtimali ve iş güvenliği riski nedeniyle üretim faaliyetlerinin durdurulması, olay günü de daimi nezaretçi inceleme dışı sanık ...’ın ocakta heyelan tehlikesi olduğunu, basamaklardaki toprağın aşağıya ineceğini belirtmesine rağmen sanığın teknik uzmanlığı dışındaki bir konuda maktulün de içinde bulunduğu işçilerin gölete inmeleri talimatını vermek suretiyle gerçekleşmesi muhtemel neticeyi öngördüğünün kabul edilmesi gerektiği, bununla birlikte su seviyesinin azalmasına bağlı olarak motorların bir basamak aşağıya taşınmasının ocakta devamlı yapılan bir işlem olması nedeniyle heyelanın gerçekleşmeyeceği ümidi ve beklentisi içinde olup muhtemel neticenin meydana gelmesine yönelik bir istek/irade taşıdığından söz edilemeyeceği, nitekim, maktulün heyelan sebebiyle aniden yükselen suya düştüğünü görmesi üzerine kendini de tehlikeye sokarak suya atlaması ve maktulü kurtarmaya çalışması, kabul etmediği sonucun meydana gelmemesi için çaba göstermesi hususları birlikte değerlendirildiğinde, sanığın, istemediği ancak öngördüğü ölüm neticesinin meydana gelmesine yol açan eyleminin, bilinçli taksirle ölüme neden olma suçunu oluşturduğunda zorunluluk bulunmaktadır.
Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kabulüne karar verilmelidir.
Çoğunluk görüşüne katılmayan üç Ceza Kurulu Üyesi; itirazın reddine karar verilmesi gerektiği düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır.
VI. KARAR
Açıklanan nedenlerle;
1-Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının KABULÜNE,
2-Yargıtay 1. Ceza Dairesinin 06.02.2024 tarihli ve 8531-735 sayılı onama kararının KALDIRILMASINA,
3-Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesinin 06.07.2023 tarihli ve 1889-1710 sayılı hükmünün, sanığın eylemine uyan bilinçli taksirle ölüme neden olma suçundan mahkûmiyeti yerine yazılı şekilde karar verilmesi isabetsizliğinden BOZULMASINA,
4-Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kabul edilip Özel Daire onama kararının kaldırılarak Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesi hükmünün bozulmasına karar verilmesi nedeniyle, sanığın cezasının infazına başlanılmış ise İNFAZININ DURDURULMASINA, başka bir suçtan tutuklu veya hükümlü değilse DERHAL SERBEST BIRAKILMASI için YAZI YAZILMASINA,
5-Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 18.12.2024 tarihinde yapılan müzakerede oy çokluğuyla karar verildi.