Dosya olarak kaydet: PDF - TIFF - WORD
Görüntüleme Ayarları:

KARARI VEREN

YARGITAY DAİRESİ : 3. Ceza Dairesi

MAHKEMESİ :Ceza Dairesi

SAYISI : 302-633

I. HUKUKÎ SÜREÇ

Sanığın resmi belgede sahtecilik ve nitelikli dolandırıcılık suçlarından 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 223/2-a maddesi gereğince beraatine, silahlı terör örgütüne üye olma suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 314/2, 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun 5/1, TCK’nın 53, 58/9 ve 63. maddelerine göre 7 yıl 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna, cezasının mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine ve mahsuba ilişkin Ankara 2. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 21.02.2019 tarihli ve 985-172 sayılı hükümlerin, sanık müdafii ile katılanlar ÖSYM ve Maliye Hazinesi vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 22. Ceza Dairesinin 03.07.2020 tarihli ve 1519-581 sayılı kararı ile; "Hüküm gerekçesi ile temel cezanın belirlendiği 2. fıkrada tertip edilen cezanın teşdiden belirlendiğinin yazılmasına rağmen hüküm yerinde alt sınırdan ceza verilmek suretiyle hükmün karıştırılması,

Kabul ve uygulamaya göre de;

1- Sanık ...'ın 10.07.2010 yılında yapılan KPSS eğitim bilimleri sınavının iptali üzerine 31.10.2010 günü tekrarlanan sınava girmediği hâlde; gerekçeli kararın 22 ve devamı sayfalarında dosya kapsamına aykırılık oluşturacak şekilde '...2010 yılında yapılan Eğitim Bilimleri testinin her ikisine de giren adayların doğru cevap sayıları karşılaştırıldığında, sanığın 10 Temmuz 2010 tarihinde girdiği Eğitim Bilimleri Sınavı ile ilk sınava göre daha kolay olduğu ÖSYM ve bilirkişi tarafından belirtilen 31... tarihinde girdiği Eğitim Bilimleri Sınavı doğru cevap sayısı arasındaki farkın (35) (doğru cevap sayısındaki düşüş) olduğu...' şeklindeki mahkeme kabulünün sanık aleyhine değerlendirilmiş olması,

2- Sanığın 13.12.2018 günlü duruşma beyanı ile 12.12.20 18... .01.2019 günlü etkin pişmanlık talebine ilişkin dilekçe ve beyanlarında ismi geçen kişilerle ilgili soruşturma bulunup bulunmadığı hususunda Ankara İl Emniyet Müdürlüğü KOM Şube Müdürlüğünce araştırma yapılması sağlanıp, gerektiğinde teşhis işlemi de yaptırılmak suretiyle, sanığın ifade ve savunmalarının etkin pişmanlık kapsamında örgütün dağılması veya örgütün yapısı ve faaliyetleri hakkında faydalı bilgiler içerip içermediğinin tespiti sonrası tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna göre sanığın hukuki durumunun takdir ve tayin edilmesi gerektiğinin gözetilmemesi,

3- TCK'nın 62/2. maddesinde takdiri indirim nedeni olarak; failin geçmişi, sosyal ilişkileri, fiilden sonraki ve yargılama sürecindeki davranışları, cezanın failinin geleceği üzerindeki olası etkileri gibi hususlar göz önünde bulundurulması gerektiği belirtilmiş olup; dosya kapsamına göre geçmişte suç işlediği tespit edilemeyen ve duruşma tutanaklarına olumsuz hâli yansıtılamayan sanık hakkında hukuka aykırı gerekçe ile TCK’nın 62. maddesinin uygulanmasına yer olmadığına karar verilmesi,

4- Silahlı terör örgütüne üye olma suçu temadi eden suçlardan olup sanık hakkında düzenlenen iddianamenin kabulüne karar verilmesi ile temadi sona ereceğinden gerekçeli karar başlığında suç tarihinin '20.04.2018' yerine '10.07.2010' olarak yazılması" isabetsizliklerinden CMK’nın 280/1-b maddesi uyarınca diğer yönleri incelenmeksizin bozulmasına karar verilmiştir.

Dosyanın gönderildiği Ankara 2. Ağır Ceza Mahkemesince 16.02.2021 tarih ve 379-83 sayı ile; sanığın resmi belgede sahtecilik suçundan CMK’nın 223/2-a ve nitelikli dolandırıcılık suçundan aynı Kanun'un 223/2-e maddeleri uyarınca beraatine; silahlı terör örgütüne üye olma suçundan ise TCK'nın 314/2, 3713 sayılı Kanun’un 5/1, TCK’nın 221/4-son-5, 62, 53, 58/9 ve 63. maddelerine göre 2 yıl 1 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna, cezasının mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine, mahsuba ve denetimli serbestliğe ilişkin hükümlerin, sanık müdafii ile katılanlar ÖSYM ve Maliye Hazinesi vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 22. Ceza Dairesinin 18.04.2022 tarihli ve 302-633 sayılı kararı ile; Maliye Hazinesi vekilinin resmi belgede sahtecilik suçundan verilen beraat ve ÖSYM Başkanlığı vekilinin tüm suçlara yönelik istinaf istemlerinin CMK'nın 279/1-b maddesi uyarınca ayrı ayrı reddine, katılan ... Hazinesi vekilinin kamu kurum ve kuruluşlarının zararına dolandırıcılık suçundan verilen beraat, sanık müdafiinin ise silahlı terör örgütüne üye olma suçundan verilen mahkûmiyet hükmüne yönelik istinaf istemlerinin ise temyiz yolu açık olmak üzere ayrı ayrı esastan reddine karar verilmiştir.

Kararın sanık müdafii ve katılan ... Hazinesi vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyanın gönderildiği Yargıtay 3. Ceza Dairesince 30.09.2025 tarih ve 30610-24170 sayı ile; kamu kurum ve kuruluşlarının zararına dolandırıcılık suçuna ilişkin bölge adliye mahkemesi kararı kesin olup temyizi mümkün bulunmadığından katılan vekilinin temyiz isteminin CMK'nın 298. maddesi uyarınca reddine ve ''...Silahlı terör örgütüne üye olma suçunu işlediği kabul edilen sanığın mahkûmiyetine ilişkin yargılama sürecindeki usuli işlemlerin kanuna uygun olarak yapıldığı, hükme esas alınan tüm delillerin hukuka uygun olarak elde edildiğinin belirlendiği, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların temyiz denetimini sağlayacak biçimde eksiksiz olarak sergilendiği, özleri değiştirilmeksizin tartışıldığı, vicdani kanının kesin, tutarlı ve çelişmeyen verilere dayandırıldığı, eylemlerin doğru olarak nitelendirildiği ve kanunda öngörülen suç tipine uyduğu anlaşılmakla; sanık müdafinin temyiz dilekçesinde ileri sürdüğü sair nedenler yerinde görülmediğinden reddine ancak;

1- Sanığın, dosya içerisinde yer alan bilgilere göre tebligat çıkarılması üzerine duruşmaya kendiliğinden gelerek etkin pişmanlık kapsamında örgüt ve mensupları hakkında örgütte kaldığı süre, örgüt içindeki konum ve faaliyetlerine uygun bilgiler verdiğinin anlaşılması karşısında, sanık hakkında 5237 sayılı Kanun'un 221 inci maddesinin dördüncü fıkrasının birinci cümlesi uyarınca ceza verilmesine yer olmadığına karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi,

2- Silahlı terör örgütüne üye olma suçu temadi eden suçlardan olup soruşturma aşamasında yakalanıp ifadesi alınmayan sanık yönünden iddianame tarihi ile temadi kesileceğinden, suç tarihinin iddianame olan '14.02.2018' olarak yazılmaması" isabetsizliklerinden bozulmasına oy çokluğuyla karar verilmiştir.

Daire Üyesi ..., "...İncelenen dosya kapsamında sayın çoğunluk ile aramızdaki ihtilaf 'sanığın gönüllü olarak teslim olup örgütün yapısı ve faaliyeti çerçevesinde işlenen suçlarla ilgili yeterli bilgi verip vermediği' hususundadır.

5237 sayılı TCK'nın 221/4 üncü fıkrası örgüt suçlarında etkin pişmanlığın en geniş şekilde uygulama alanı bulduğu düzenlemedir. Söz konusu fıkrada iki tür pişmanlık hükmüne yer verilerek, failin gönüllü teslim olduktan sonra bilgi vermesi cezayı ortadan kaldıran, yakalandıktan sonra bilgi vermesi ise cezayı azaltan sebep olarak kabul edilmiştir.

a) Örgüt kurma, yönetme, üye olma, örgüt adına suç işleme veya örgüte yardım etme suçunun faili olmalıdır.

b) Kişi gönüllü olarak teslim olmalıdır. Teslim olma iradi olmalıdır dış etkenlerin zorlamasıyla olmamalıdır.

c) Failin örgütün yapısı ve faaliyetleri çerçevesinde işlenen suçlarla ilgili bilgi verilmesi gerekir. Örgüt mensuplarının işlediği suçlar hakkında bilgi verilmelidir. Sadece örgüt üyelerinin isimlerini söylemesi yeterli değildir. Genel olarak örgütün yapısı, kurucusu, yöneticisi, örgütün büyüklüğü, amaçları, faaliyetleri, gelir kaynakları, varsa silahları gibi hususlarda bilgiler verilmelidir. Örgütün genişliği ve gizliliği nedeniyle bilgileri sınırlı ise verdiği bilgilerin samimiyeti çerçevesinde etkin pişmanlıktan yararlanabilir.

Bu açıklamalar kapsamında olay değerlendirildiğinde, sanığın kod adı kullandığı kod adının ... olduğu, ... Polis Meslek Yüksek Okulu'nda eğitim gören öğrencilerle ilgili örgüt içi görevinin devre abisi olduğu teşhise dayalı kolluk ifadelerinden anlaşılmaktadır. Sanık etkin pişmanlık beyanında kod adından hiç bahsetmemiş, kod adının verilmesine ilişkin bilgileri saklamış yine polis meslek yüksek okulundaki öğrencilerden sorumlu 'devre abisi' görevinden de bahsetmemiştir. Açıklanan nedenlerle mahkemenin temel cezanın belirlenmesi ve etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanması gerekçesinde bir isabetsizlik görülmediğinden sayın çokluğun bozma düşüncesine iştirak edilmemiştir." görüşüyle karşı oy kullanmıştır.

II. İTİRAZ SEBEPLERİ

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, 09.12.2025 tarih ve 75724 sayı ile; "...2010 yılı KPSS sorularının kendisine örgüt tarafından verildiğini, örgüt evlerinde kaldığını, örgütsel sohbet toplantılarına katıldığını, lise öğrencileri ile bir dönem ilgilendiğini ve örgüte müzahir Bylock kullanıcısı olduğunu kabul eden sanığın FETÖ/PDY silahlı terör örgütü üyesi olduğu ve suçun sübutu konusunda Yargıtay 3. Ceza Dairesi ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığımız arasında bir uyuşmazlık bulunmamaktadır.

Sanığın bu şekilde vuku bulan ve örgütsel faaliyet olarak kabul edilen eylemlerinin örgüt hiyerarşisine organik bağ ile dahil olduğunu gösterir biçimde çeşitlilik, süreklilik ve yoğunluk içerdiği, üzerine atılı FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne üye olma suçunun oluştuğu, ancak silahlı terör örgütüne üye olduğu ve TCK'nın 221. maddesinin 4. fıkrasının 2. cümlesinde öngörülen etkin pişmanlık şartlarını taşıdığı kabul edilen sanığın incelenen dosya kapsamına ve delillere göre kovuşturma aşamasında duruşmaya davet edilmesi üzerine gelerek örgütte kaldığı süre ve konum itibariyle örgütün yapısı, örgütsel faaliyetleri ve örgüt mensupları ile ilgili verdiği bilgilerin yeterli kabul edilmesi gerektiği, bu bilgilerin faydalılık derecesi ve etkin pişmanlıkta bulunduğu aşama da gözetilerek TCK'nın 314. maddesinin 2. fıkrası ile 3713 sayılı TMK'nın 5. maddesinin 1. fıkrası uyarınca verilen cezada üçte birden dörtte üçe kadar indirim öngören TCK'nın 221. maddesinin 4. fıkrasının 2. cümlesi gereğince 2/3 oranında indirim yapılmasına dair ilk derece mahkemesi hükmünde herhangi bir isabetsizlik görülmemiştir. Ancak, Yargıtay 3. Ceza Dairesi tarafından 'sanığın dosya içerisinde yer alan bilgilere göre tebligat çıkarılması üzerine duruşmaya kendiliğinden gelerek etkin pişmanlık kapsamında örgüt ve mensupları hakkında örgütte kaldığı süre, örgüt içindeki konum ve faaliyetlerine uygun bilgiler verdiğinin anlaşılması karşısında, sanık hakkında TCK'nın 221. maddesinin dördüncü fıkrasının birinci cümlesi uyarınca ceza verilmesine yer olmadığına karar verilmesi' gerektiği gerekçe gösterilerek ilk derece mahkemesince kurulan mahkûmiyet hükmünün bozulmasına karar verilmiştir. Fakat iddianamenin düzenlenmesi suretiyle kovuşturma aşamasına geçildikten sonra sanığın kendiliğinden duruşmaya geldiği kabul edilerek TCK md. 221/4-1.cümlesi kapsamında ceza verilmesine yer olmadığına karar verilmesi olanaklı kabul edilmemeli ve sanık yönünden soruşturma aşamasında ifadesinin alınamamış olması da sonucu değiştirmemelidir. Etkin pişmanlık hükümlerinin getirilme amacı dikkate alındığında TCK md. 221/4-1.cümlesinin yalnızca hakkında iddianame düzenlenmeden soruşturma aşamasında kendiliğinden gelen şüpheliler yönünden uygulanması gerekmektedir. Aksinin kabulü halinde, senelerdir yakalama kararıyla aranan örgüt liderleri ve üyelerinin soruşturma aşamasında ifadeleri alınmadan iddianamelerinin düzenlenmesi nedeniyle bu kişilerin kovuşturma aşamasında mahkemeye gelerek etkin pişmanlık hükümlerinden faydalanma talebinde bulunmaları üzerine cezasız kalmalarının yolu açılır ki buna hukuk düzeni tarafından izin verilmesi kabul edilemez. Açıklanan nedenlerle, TCK'nın 221. maddesinin 4. fıkrasının 2. cümlesinde öngörülen etkin pişmanlık şartlarını taşıdığı kabul edilen sanığın silahlı terör örgütüne üye olma suçundan mahkûmiyetine dair hükmün onanması" gerektiği düşüncesiyle itiraz yoluna başvurmuştur.

CMK'nın 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 3. Ceza Dairesince 24.02.2026 tarih, 8667-3503 sayı ve oy çokluğu ile itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.

III. UYUŞMAZLIK KONUSU

Özel Daire çoğunluğu ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; silahlı terör örgütü üyesi olan ve etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanan sanık hakkında kendiliğinden gelme şartlarının mevcut olup olmadığı ve bu kapsamda TCK'nın 221. maddesinin 4. fıkrasının 1. cümlesi uyarınca ceza verilmesine yer olmadığına karar verilip verilemeyeceğine ilişkin ise de Yargıtay İç Yönetmeliği'nin 27. maddesi uyarınca öncelikle; aleyhe istinaf talebi bulunmayan ve asgari hadden uygulama yapılan dosyada, Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Dairesinin hükmün karıştırıldığından bahisle bozma kararı verip veremeyeceğinin değerlendirilmesi gerekmektedir.

IV. OLAY VE OLGULAR

İncelenen dosya kapsamından; sanık hakkında 10.07.2010 tarihinde düzenlenen ve iptal edilen Kamu Personeli Seçme Sınavında soruları sınavdan önce temin edip ayrıca Bylock programını kullanarak resmi belgede sahtecilik, nitelikli dolandırıcılık ve silahlı terör örgütüne üye olma suçlarını işlediği iddiasıyla kamu davası açıldığı ve yargılama sürecinin "Hukukî Süreç" kısmında anlatıldığı gibi gerçekleştiği anlaşılmaktadır.

V. GEREKÇE

A. İlgili Mevzuat ve Uyuşmazlık Konusuna İlişkin Açıklamalar

Ceza Genel Kurulunun 17.09.2025 tarihli ve 242-343, 11.02.2026 tarihli ve 487-89 sayılı kararlarında açıklandığı üzere;

Karar tarihi itibarıyla bölge adliye mahkemelerinin hükmün bozulmasına karar verebileceği hâller, CMK'nın 280. maddesinin birinci fıkrasının (e) ve (f) bentlerinde tahdidi olarak sayılmıştır. Bu düzenlemelere göre istinaf mahkemeleri şu hâllerde hükmün bozulması kararı verebilecektir:

1. İlk derece mahkemesinin kararında CMK'nın 289. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (g) ve (h) bentleri hariç diğer bentlerinde belirtilen bir mutlak hukuka aykırılık nedeninin bulunması,

2. Soruşturma veya kovuşturma şartının gerçekleşmediğinin veya ön ödeme ve uzlaştırma usulünün uygulanmadığının anlaşılması ya da davanın ilk derece mahkemesinde görülmekte olan bir dava ile birlikte yürütülmesinin zorunlu olması.

Açıkça görüldüğü gibi bölge adliye mahkemesinin bozma kararı verebileceği hâller, kati surette davanın esasına ilişkin değil ve fakat yargılamaya dair usul kurallarının ağır ve açık ihlalleri ile hükme müteessir usul kurumlarının ihmali suretiyle hüküm kurulması durumlarına münhasırdır. Nitekim Yargıtay kararlarına karşı direnme yetkisi bulunan ilk derece mahkemesinin, bölge adliye mahkemelerinin bozma kararlarına direnememesinin temelinde yatan düşünce de buna dayanmaktadır. Direnme yasağına ilişkin normun, maddi ceza adaletiyle doğrudan bir ilgisinin bulunmadığı, esas itibariyle makul sürede yargılanma hakkı bakımından bir teminat alanı oluşturduğu anlaşılmaktadır.

Yüksek Ceza Genel Kurulunun belirtilen kararlarında ayrıntısına yer verilen hukuki düzenlemeler ve değerlendirmeler karşısında, mesele tartışmaya ihtiyaç bırakmayacak açıklıktadır. Buna rağmen uygulama, bölge adliye mahkemelerinin iş yoğunluğu gibi mülahazalarla kanunun kendisine tanımadığı bir yetkiyi kullanarak bozma kararları verilegeldiği bilinen bir gerçektir. Bu uygulamanın, yukarıda yer verilen tespitler yanında, görevli/teminatlı mahkemede yargılanma ve mahkemeye erişim/kanun yoluna etkin başvuru hakları yönünden ciddi sorunlar taşıdığı da tartışmadan varestedir. CMK'nın 286. maddesinin birinci fıkrası uyarınca bölge adliye mahkemesi ceza dairelerinin bozma dışında kalan kararları temyiz edilebileceğinden, bölge adliye mahkemesinin Kanun'un açık hükmüne aykırı şekilde verdiği bozma kararının temyiz edilebilmesi de mümkün olmayacaktır. Bu nedenle ilk derece mahkemesi hükmünün hukuka aykırılık taşıdığının tespit edilmesi durumunda bölge adliye mahkemesi ceza dairesince ilk derece mahkemesi hükmünün kaldırarak yeniden hüküm kurulması gerektiği hâlde bozma kararı verilmesi nedeniyle sanığın temyiz hakkının kısıtlanması gündeme gelmektedir.

Bölge adliye mahkemelerinin CMK'nın 280. maddesinin 1. fıkrasının (e) ve (f) bentlerinde sayılanlar haricinde, görev sınırlarının aşılması suretiyle verdikleri, kanuni dayanağı bulunmayan bozma kararları ile bu bozma kararına istinaden ilk derece mahkemelerince görevli olmadıkları hâlde tesis edilen hükümlerin, görev sınırlarının aşılması ve görevsiz mahkeme tarafından verilmiş olmaları nedeniyle "hukuka açık ve ağır aykırılıkla malul olduklarından hükümsüz/hukuki değerden yoksun addolunmaları" gerekir.

Keza, hukuka açık ve ağır aykırılıkla malul olmaları nedeniyle ve fakat münhasıran işin esasını çözen hüküm ve/veya kanun yolu mercii sıfatıyla denetleme kararı bağlamında hükümsüz/hukuki değerden yoksun addolunan işbu karar ve hükmün konu olduğu, kanun yolu silsilesinde verilen Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Dairesi kararı ile Özel Daire kararlarının da doğurdukları hukuki sonuçlar bakımından aynı mahiyette oldukları kabul edilmelidir. Aksi hâlde CMK'nın 280. maddesinin emredici gerekleri gözetilmediğinden henüz hukuka uygun bir denetime tabi tutulduğu söylenemeyen ilk derece mahkemesinin ilk hükmünün, bozma kararları ile ortadan kalktığı sonucuna ulaşılacaktır.

Şu hâle göre, kanun yolu silsilesinin usul hukukuna uygun seyrini teminen; dava dosyasının, ilk derece mahkemesince verilen ilk hüküm ile ilgili olarak, gerekiyorsa CMK'nın 280/2. maddesi de gözetilmek suretiyle istinaf incelemesi yapılmak üzere Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Dairesine gönderilmesine karar verilmelidir.

B. Hukuki Değerlendirme

Sanık hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçundan yapılan yargılamanın "Hukuki Süreç" kısmında belirtildiği şekilde aşamalardan geçtiği anlaşılan dosyada;

Bölge adliye mahkemelerinin hükmün bozulmasına karar verebileceği hâllerin CMK'nın 280. maddesinin birinci fıkrasının (e) ve (f) bentlerinde tahdidi olarak sayılması, aleyhe istinaf talebi de bulunmayan ve asgari hadden uygulama yapılan dosyada Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 22. Ceza Dairesinin İlk Derece Mahkemesince verilen hükmün bozulmasında gösterdiği "Hüküm gerekçesi ile temel cezanın belirlendiği 2. fıkrada tertip edilen cezanın teşdiden belirlendiğinin yazılmasına rağmen hüküm yerinde alt sınırdan ceza verilmek suretiyle hükmün karıştırılması" gerekçesinin CMK'nın 280. maddesinde tahdidi olarak düzenlenen sebeplerden olmaması karşısında İlk Derece Mahkemesi hükmünün bozulmasına karar veremeyeceği kabul edilmelidir.

Yapılan açıklamalara ve ulaşılan bu sonuca göre de; Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 22. Ceza Dairesince verilen 03.07.2020 tarihli ve 1519-581 sayılı bozma kararı ile işbu bozma kararına istinaden tesis edilen Ankara 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 16.02.2021 tarihli ve 379-83 sayılı kararının görevsiz mahkemeler tarafından verilmiş olmaları nedeniyle "hukuka açık ve ağır aykırılıkla malul olduğu gerekçesiyle hükümsüz sayılmalarına",

Dava dosyasının, Ankara 2. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 21.02.2019 tarihli ve 985-172 sayılı hükümle ilgili olarak, gerekiyorsa CMK'nın 280/2. maddesi de gözetilmek suretiyle istinaf incelemesi yapılması için Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 22. Ceza Dairesine gönderilmesine karar vermek gerekmektedir.

Bu itibarla Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının değişik gerekçeyle kabulüne karar verilmelidir.

VI. KARAR

Açıklanan nedenlerle;

1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının değişik gerekçeyle KABULÜNE,

2- Yargıtay 3. Ceza Dairesinin 30.09.2025 tarihli ve 30610-24170 sayılı bozma kararının KALDIRILMASINA,

3- Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 22. Ceza Dairesince verilen 03.07.2020 tarihli ve 1519-581 sayılı bozma kararı ile işbu bozma kararına istinaden tesis edilen Ankara 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 16.02.2021 tarihli ve 379-83 sayılı kararının, görevsiz mahkeme tarafından verilmiş olması nedeniyle "hukuka açık ve ağır aykırılıkla malul oldukları gerekçesiyle hükümsüz sayılmalarına",

4- Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 22. Ceza Dairesinin 18.04.2022 tarihli ve 302-633 sayılı silahlı terör örgütüne üye olma suçuna ilişkin istinaf başvurusunun esastan reddine dair kararının, Ankara 2. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 21.02.2019 tarihli ve 985-172 sayılı hükümle ile ilgili olarak, gerekiyorsa CMK'nın 280/2. maddesi de gözetilmek suretiyle istinaf incelemesi yapılıp hüküm kurulması gerektiğinin gözetilmemesi isabetsizliğinden diğer yönleri incelenmeksizin BOZULMASINA,

5- Dava dosyasının, Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 22. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 03.06.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.