Hukuk Genel Kurulu 2024/426 E. , 2025/799 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 21. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2023/1244 E., 2023/1662 K.
ÖZEL DAİRE KARARI : Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 04.04.2023 tarihli ve 2021/7914 Esas, 2023/2052 Karar sayılı BOZMA kararı
Taraflar arasındaki itirazın iptali davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Kararın davalı ... vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun kısmen kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararı istinaf eden davalı yönünden kaldırılarak yeniden hüküm kurulmak suretiyle davanın davalı ... yönünden reddine, kötüniyet tazminatının davacıdan tahsiline karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı, davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 11. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.
Direnme kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan gündem ve dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili; müvekkili banka tarafından dava dışı ... Kuruyemiş Un ve Unlu Mamülleri Sayısal Oyunları İnşaat İthalat İhracat San. Tic. Ltd. Şti’ye (borçlu şirket) kredi kullandırıldığını, kredi borcunun ödenmemesi sebebiyle hesabın 16.12.2014 tarihinde kat edildiğini, anılan şirket ile müşterek borçlu ve müteselsil kefillere muacceliyet ihtarnamesinin keşide edildiğini, ancak herhangi bir ödeme yapılmadığını, müşterek borçlu ve müteselsil kefiller için verilen ihtiyati haciz kararı sonrasında 17.02.2015 tarihinde Ankara 5. İcra Müdürlüğünün 2015/1962 Esas sayılı dosyası ile kefalet miktarları üzerinden icra takibi başlatıldığını, davalıların anılan icra takibi kapsamında düzenlenen ödeme emrine itiraz ettiklerini ileri sürerek anılan icra takibine vaki itirazın iptali ile takibin devamına, davalılar aleyhine alacağın %20'sinden az olmamak üzere icra inkâr tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı ... vekili yasal süresinde cevap dilekçesi sunmamış olup 12.05.2015 tarihli dilekçesinde davanın reddini savunmuş, davacı aleyhine %20’den aşağı olmamak üzere kötüniyet tazminatına karar verilmesini istemiştir.
Davalı ... vekili cevap dilekçesinde; müvekkilinin dava dışı şirkette 09.11.2009 ilâ 28.08.2012 tarihleri arasında ortak olduğunu, müvekkilinin kullandığı yahut kullanacağı kredilerde müteselsil kefil sıfatıyla herhangi bir imzasının bulunmadığını, genel kredi sözleşmesindeki imzanın kendisine ait olmadığını, davacının kötüniyetli olarak müvekkili aleyhine icra takibinde bulunduğunu, borcun hangi kredi sözleşmesinden kaynaklandığının davacı tarafından açıklanmadığını, kabul anlamına gelmemek kaydıyla takip talebinde talep edilen %32 faiz oranının fahiş olduğunu belirterek davanın reddini savunmuş, davacı aleyhine %20’den aşağı olmamak üzere kötüniyet tazminatına hükmedilmesini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
Ankara 13. Asliye Ticaret Mahkemesinin 06.07.2018 tarihli ve 2015/575 Esas, 2018/461 Karar sayılı kararı ile; yapılan imza incelemesi neticesinde 17.11.2008, 29.6.20 09... .12.2010 tarihli sözleşme ve limit artırımlarındaki imzaların davalı ... eli ürünü olduğunun belirlendiği, bilirkişi incelemesine göre icra takibine dayanak 16.12.2014 tarihli kat ihtarında borca dayanak olarak 06.07.2004 tarihli limit artırım sözleşmesinin gösterildiği, dava dışı şirket ile 30.03.2004, 17.11.20 08... .04.2013 tarihli sözleşmelerin akdedildiği, davalı ...’nın 24.12.2010 tarihli limit arıtırım sözleşmesi sonucu 150.000,00 TL için kefil olduğu, hangi sözleşmenin limitinin arttırıldığının yazılı olmadığı ancak içeriğinden 50.000,00 TL bedelli 17.11.2008 tarihli sözleşme için düzenlendiğinin anlaşıldığı, 30.03.2004 tarihli sözleşmede de davalı ...'nın adı ve imzasının olmadığı, davalı ...'ın 10.04.2013 tarihli genel kredi sözleşmesinde 340.000,00 TL için isim ve imzasının olduğu, dava dışı borçlu şirketin bankadan kullanacağı krediler için teminat olarak ...'a ait 80 81... parselde kayıtlı 7 nolu bağımsız bölüm üzerine 25.01.2013 tarihinde 400.000,00 TL tutarında 2. derece ipotek tesis edildiği, hesap kat ihtarında ve davacı tarafça borcun dayanağının hangi sözleşmeye ilişkin olduğu açıklanmamış ise de davalı ...’nın 17.11.2008 tarihli kredi sözleşmesinde isim ve imzası bulunmasa da 29.06.2009, 16.12.20 09... .12.2010 tarihli limit artırım sözleşmeleri ile 150.000,00 TL için kefaletinin olduğu, imzaların davalıya ait olduğunun tespit edildiği, sözleşme içeriğinden arttırılan sözleşme limitlerinin 17.11.2008 tarihli sözleşmeye ilişkin olup 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı TBK) yürürlüğe girdiği 01.07.2012 tarihinden önce düzenlendiğinden kefilin sorumlu olduğu azami miktar ve imzasının sorumluluk için yeterli olduğu, davalı ... yönünden ise 6098 sayılı TBK’nın 586. maddesi uyarınca ipotek paraya çevrilmeden müteselsil kefil hakkında takibat yapılabileceği, gelen tapu kayıtları ve belgelerden ipoteğin dava dışı şirketin kredi kullanımı için verildiği, kendi kefaleti için verilmediği, bu nedenle ipoteğin paraya çevrilmesi ve rehin açığı belgesi alınmasına gerek olmadığı, davalının 10.4.2013 tarihli sözleşme ile 340.000,00 TL için kefaletinin bulunduğu, dava dışı şirketin Genel Ticari Kredi Sözleşmesi uyarınca aldığı kredi ve ödemelerin çıkartıldığı, davalı ... ...'ın 150.000,00TL teminat limitinden, davalı ...'ın kefil olduğu 340.000,00 TL’lik sözleşmenin bulunması ve bu sözleşmenin önceki sözleşmelerin ayrılmaz parçası olması, kefilin önceki sözleşmelerden de sorumluluğunun yazılı olması karşısında bu miktarı kapsayacak şekilde tespit edilen borçtan sorumlu olduğu, ancak aynı alacak ile ilgili Ankara 5. İcra Müdürlüğünün 2015/1063 Esas sayılı dosyasında ipoteğin paraya çevrilmesi yolu ile de takip yapıldığından mükerrer tahsilâta sebep olmamak üzere hüküm tesisi gerektiği gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, Ankara 5. İcra Müdürlüğünün 2015/1962 Esas sayılı dosyasında 289.734,76 TL'nin ...n 150.000,00 TL ile sınırlı olmak üzere diğer davalı ... ile birlikte sorumlu olduğu gözetilerek itirazlarının bu miktar üzeriden iptaline, Ankara 5. İcra Müdürlüğünün 2015/1063 sayılı dosyada aynı alacak için ipoteğin paraya çevrilmesi yönünden takip yapıldığı gözetilerek bu dosyada yapılacak tahsilâtların tahsilde tekerrür olmamak kaydıyla infazda değerlendirilmesine, alacak likit ve muayyen olduğundan asıl alacığın %20’si olan 57.946,95 TL (...'nın sorumluluğunun 30.000,00 TL ile sınırlı olarak) davalılardan tahsiline karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı ... vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. Gerekçe ve Sonuç
Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 21. Hukuk Dairesinin 05.07.2021 tarihli ve 2018/2237 Esas, 2021/927 Karar sayılı kararı ile; davalı ...’nın genel kredi sözleşmelerinden sadece 17.11.2008 tarihli ve dava dışı asıl borçlu şirketle imzalanan 10.000,00 TL bedelli genel kredi sözleşmesinin 29.06.2009 tarihli ve 50.000,00 TL, 16.12.2009 tarihli ve 60.000,00 TL, 24.12.2010 tarihli ve 150.000,00 TL kefalet limitiyle sorumlu olmak üzere üç adet kredi limit artırım sözleşmelerinde imzasının bulunduğu, diğer sözleşmelerde imzasının yer almadığı, İlk Derece Mahkemesince yapılan imza incelemesi sonucunda da 29.06.2009 tarihli ve 24.12.2010 tarihli kredi limit artırım sözleşmelerindeki davalı ... adına atılı bulunan kefalet imzalarının anılan davalının eli ürünü olduğunun tespit edildiği, İlk Derece Mahkemesince yapılan incelemelerde dava ve takip konusu kredi alacağının davalı kefilin imzasının bulunduğu kredi sözleşmesinden kaynaklanıp kaynaklanmadığının belirlenemediği, bu hususun netleştirilmesi amacıyla İlk Derece Mahkemesince davacıya verilen süre üzerine davacı tarafından sunulan 20.04.2018 tarihli dilekçe ile dava dışı şirket ile imzalanan 30.03.2004, 17.11.20 08... .04.2013 tarihli üç adet genel kredi sözleşmesinden davalının şirkete kullandırılan tüm kredilerden sorumlu olduğun bildirildiği, davalı kefilin sorumluluğunun, takip ve dava konusu kredi alacağının davalı-kefilin imzasının bulunduğu genel kredi sözleşmesinden doğduğunu tevsik eden belge olmaksızın davacı banka vekilinin sadece bu soyut beyanı dikkate alınarak karar verilemeyeceğini, istinaf aşamasında alınan bilirkişi raporlarında davacı banka tarafından kullandırılan kredilerde tediye ve mahsup fişlerinde (dekontlarında) hangi sözleşmelere istinaden kullandırıldığı konusunda bir kayıt bulunmadığının davacı bankanın ilgili şubesinde yapılan incelemede tespit edildiği, öte yandan davalı ...'nın sözleşmeler arasındaki bağlantı nazara alınarak kefelaten sorumluluğunun bulunduğu belirtilmiş olmakla birlikte davacı bankanın dava konusu etmiş olduğu takip dosyasında talep edilen kredi alacağının davalı ...’nın müteselsil kefil sıfatıyla imzasının bulunduğu takip dayanağı kefalet limiti en son imzalanan 24.12.2010 tarihli kredi limit artırım sözleşmesiyle 150.000,00 TL'ye çıkarılan 17.11.2008 tarihli genel kredi sözleşmesinden doğduğunun ispatlanamadığı, anılan davalının kefalet imzasının bulunduğu işbu genel kredi sözleşmelerinin öncesinde ve sonrasında davacı banka tarafından takip dayanağı olarak ibraz edilen 30.03.20 04... .04.2013 tarihli olmak üzere iki adet genel kredi sözleşmelerinin de bulunduğu, bu bağlamda davacı bankanın Pursaklar Şubesi kayıtları yerinde incelenmek suretiyle düzenlenen bilirkişi raporunda sorumluluğunun bulunduğunun bildirildiği gibi davalının kefalet sıfatıyla imzasının bulunmadığı 10.04.2013 tarihli genel kredi sözleşmesi ile kefalet imzasının bulunduğu 17.11.2008 tarihli genel kredi sözleşmesinin 43. maddesinde bu sözleşmenin bir önceki genel kredi sözleşmesinin ayrılmaz eki ve parçası olduğu hükmü gözetilerek davalının kefalet imzasının bulunmadığı 30.03.2004 tarihli ve 10.04.2013 tarihli genel kredi sözleşmelerinden sonra kronolojik bağ kurularak açılıp kullandırıldığı belirlenen kredi alacaklarından da sorumlu olduğuna dair görüşün benimsenemeyeceği, dava ve takip konusu kredi alacağının dayanağı olan davacının kefalet imzasının bulunduğu genel kredi sözleşmesinin cari hesap şeklinde işleyen süresiz olma niteliği gözetildiğinde bu sözleşmelere istinaden doğan kredi ilişkisinde borcun bir tarihte sıfırlanmış olmasının davalı kefili sorumluluktan kurtarmayacağı, bu durumda bilirkişi raporunda takip konusu kredi alacaklarının kredi açılış tarihleri ile tarafların kefalet sözleşmeleri arasında kronolojik bağlantı kurulmak suretiyle çözüme gidilmesinin doğru olmadığı, diğer taraftan bilirkişi raporunda davalının imzasının bulunmadığı diğer kredi sözleşmelerine istinaden kullandırılan krediler sebebiyle davalının kefil sıfatıyla imzasının bulunduğu kredi sözleşmesinde diğer kredi sözleşmelerinde atıfta bulunmak, eş anlatımla "kelepçeleme" yapmak suretiyle davalının kefil olarak sorumlu tutulmasının kabul edilemeyeceği, aksinin kabulünün sözleşme iradesi ve serbestisi gibi temel hukuk kuralına aykırı olacağı, dolayısıyla davacı banka tarafından takip konusu edilen kredi alacağının davalı kefilin kefalet imzasının bulunduğu 17.11.2008 tarihli genel kredi sözleşmesinden doğduğunu usulüne uygun delillerle kanıtlayamadığı, takip ve dava konusu söz konusu kredi alacağının dava dışı asıl borçlu şirkete işbu sözleşmelere istinaden kullandırıldığı hususunda bilirkişi kök raporunda açıkça belirlendiği üzere tediye veya mahsup dekontuna hangi sözleşmeye istinaden kullandırıldığına dair bir bilgi yazılmadığı, bu sebeple davalı ...’nın takip ve dava konusu kredi alacağından dolayı kefalet sorumluluğunun bulunmadığı, davacı bankanın kendi ticari defter ve kayıtlarında takip ve dava konusu kredi alacaklarının, davalı ...’nın kefalet imzasının bulunduğu sözleşmeden doğduğuna dair tevsik edici belge bulunmadığı ve davalı kefilin kefaletinin bulunduğu sözleşmedeki kefalet limiti olan 150.000,00 TL ile sınırlamaksızın takipte talep edilen toplam takip tutarı 289.734,76 TL üzerinden anılan davalı hakkında ilâmsız icra takibi başlatmış olduğu gözetildiğinde davacı banka tarafından dava konusu ilâmsız icra takibinin haksız ve kötüniyetli olarak yapıldığı, 2004 sayılı İcra İflas Kanunu'nun (İİK) 67. maddesindeki koşulların oluştuğundan takip konusu alacağın %20'si oranında kötüniyet tazminatından sorumlu olduğu gerekçesiyle davalı ... vekilinin istinaf başvurusunun kısmen kabulüne, İlk Derece Mahkemesi kararının davalı ... yönünden kaldırılarak davalı ... hakkındaki davanın reddine, davacı bankanın dava açıklama dilekçesindeki 289.734,76 TL üzerinden %20 oranında hesaplanan 57.946,95 TL kötüniyet tazminatının davacı bankadan alınarak davalı ...'ya verilmesine karar verilmiştir.
V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
A. Bozma Kararı
1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
2. Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile;
"... Dava, genel kredi sözleşmesinden kaynaklanan alacağın tahsili istemiyle başlatılan takibe davalı kefillerin itirazının iptali istemine ilişkindir. Bölge Adliye Mahkemesince davacı banka tarafından takip konusu edilen kredi alacağının davalı kefilin kefalet imzasının bulunduğu 17.11.2008 tarihli genel kredi sözleşmesinden doğduğunun usulüne uygun delillerle kanıtlanamadığı, kullandırılan kredilere ilişkin tediye veya mahsup dekontuna hangi sözleşmeye istinaden kullandırıldığına dair bir bilgi yazılmadığından davalı kefil ...'nın takip ve dava konusu kredi alacağından dolayı kefalet sorumluluğunun bulunmadığı gerekçesiyle davalı ... yönünden davanın reddine karar verilmiştir. Dosya içerisinde yer alan 17.11.2008 tarihli genel kredi sözleşmesinde davalı ...'nın imzası bulunmasa da 29.06.2009, 16.12.20 09... .12.2010 tarihli limit artırımlarında toplam 150.000,00 TL tutarlı kefaleti bulunmaktadır. Ayrıca davacı banka ile diğer davalı ... arasında 10.04.2013 tarihli ayrı bir genel kredi sözleşmesi imzalanmış olup, bu sözleşmede davalı ...'nın imzası bulunmamaktadır. Dosyada mevcut bilirkişi raporu dava konusu borcun hangi kredi sözleşmesinden kaynaklandığına yönelik bir açıklık içermemektedir.
Hal böyle olunca, mahkemece yapılması gereken iş, davacı banka kayıtları üzerinde yerinde inceleme yaptırılmak suretiyle konusunda uzman bankacı bilirkişilerden oluşan yeni bir bilirkişi heyetinden, davacının takip tarihi itibarıyla borçlu şirketten bir alacağı bulunup bulunmadığı, alacak var ise bunun hangi genel kredi sözleşmesinden kaynaklandığı ve bu sözleşmede davalı ...'nın kefaletinin bulunup bulunmadığı, ...'nın takip tarihi itibarıyla sorumlu olduğu borç miktarı hususlarında bir rapor alınıp sonucuna göre hüküm kurulması gerekirken, eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz olduğundan Bölge Adliye Mahkemesi kararının davalı ... yönünden bozulması gerekmiştir..." gerekçesiyle karar bozulmuştur.
B. Bölge Adliye Mahkemesince Verilen Direnme Kararı
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile önceki gerekçeye ilâveten; bozma kararında belirtilen araştırmanın yapıldığı, davacı bankanın Seyran Bağları Şubesi kayıtları üzerinde bankacılık işlemleri konusunda uzman bilirkişi vasıtasıyla yerinde inceleme yapılmak suretiyle rapor alındığı, alınan bilirkişi raporunda, dava ve takip konusu kredi alacağının davalı müteselsil kefilinin kefalet imzalarının bulunduğu genel kredi sözleşmelerinden doğduğunun tespit edilemediği gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.
VI. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen direnme kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili; ticari kredi kullanımında müşterinin genel limiti, kefalet dahil alınan teminatlar dikkate alınarak kredi kullandırıldığını, ödeme fişlerinde hangi sözleşmeye istinaden kullandırıldığına dair bir açıklama yapılması şeklinde bir uygulamanın söz konusu olmadığını, teamülün bu yönde olduğunu, bu sebeple kredi sorumlusunun kullandığı kredi fişinde herhangi bir sözleşmeye atıfta bulunulmamasının kefilin sorumluluğunu ortadan kaldırmayacağını, kefilin alınan tüm sözleşmelerdeki toplam tutardan kefaleti sınırı kadar sorumlu olduğunu, bilirkişi raporlarında davalı ...’nın sorumluluğunun tespit edilerek müvekkilinin haklılığının ispatlandığını, kabul anlamına gelmemek üzere 10.04.2013 tarihli sözleşmede imzası olmasa da 2013 yılı öncesi kullanılan kredilerin kefil davalının imzası olan krediye bağlı olduğunu, kefil olarak sorumlu olduğunu, kötüniyet tazminat şartlarının oluşmadığını, direnme kararında davalının borçlu olmadığına dair tespitin yapılmadığını, davalı ... üzerinde alacak olması sebebiyle müvekkilinin kötüniyetli olarak kabul edilemeyeceğini belirterek direnme kararını temyiz etmiştir.
C. Uyuşmazlık
Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; Bölge Adliye Mahkemesince, davacı ile dava dışı şirket arasındaki kredi sözleşmelerinden doğan borçlardan davalı ...’nın kefalet sorumluluğunun tespiti yönünden yapılan inceleme ve araştırmanın yeterli olup olmadığı, buradan varılacak sonuca göre bozma ilamında işaret edilen kapsam ve nitelikte bir inceleme yapılmasının gerekli olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.
1. İlgili Hukuk
1. 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun (818 sayılı BK) 18, 483, 4 86... . maddeleri.
2. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) 2. maddesi.
2. Değerlendirme
1. Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle konuya ilişkin yasal düzenleme ile hukuki kavram ve kurumların ortaya konulmasında yarar bulunmaktadır.
2. Kefalet sözleşmesi, somut olayda davalı ... yönünden uygulanması gereken 818 sayılı BK'nın 483. ilâ 503. maddeleri [6098 sayılı TBK'nın 581. ilâ 603. maddeleri] arasında düzenlenmiştir. Kefalet sözleşmesiyle kefil, asıl borçlunun borcunu ödememesi durumda, söz konusu borçtan şahsen sorumlu olacağını taahhüt etmektedir (Fahrettin Aral, Borçlar Hukuku-Özel Borç İlişkileri, 7. b., Ankara 2007, s. 437). Daha açık bir anlatımla bu sözleşme ile kefil, borçlunun asıl borcu ifa edememesi riskini üzerine almış olur.
3. Kefalet 818 sayılı BK'nın 483. maddesinde; “Kefalet, bir akittir ki onunla bir kimse, borçlunun akdettiği borcun edasını temin etmeği alacaklıya karşı taahhüt eder” şeklinde tanımlanmıştır. Kefaletin türleri ise 818 sayılı BK’nın 486 vd. maddelerinde düzenlenmiş ve uyuşmazlık konusu müteselsil kefaletle ilgili olarak da 487. maddesi; “Kefil, borçlu ile beraber müteselsil kefil ve müşterek müteselsil borçlu sıfatı ile veya bu gibi diğer bir sıfatla borcun ifasını deruhde etmiş ise alacaklı asıl borçluya müracaat ve rehinleri nakde tahvil ettirmeden evvel kefil aleyhinde takibat icra edebilir” hükmünü içermektedir. Ayrıca aynı Kanun'un 484. maddesi gereğince kefalet sözleşmesinin geçerliliği yazılı şekilde yapılmasına ve kefilin bu sözleşmede sorumlu olacağı miktarın gösterilmesine bağlıdır.
4. Öte yandan hangi borçların verilen kefaletin kapsamı içerisinde kaldığının belirlenmesi, taraflar arasında yapılan sözleşme veya sözleşmelerin yorumu ile ilgili bir husus olup sözleşmenin yorumuna ilişkin olarak 818 sayılı BK’nın 18/1. maddesinde “Bir akdin şekil ve şartlarını tayininde, iki tarafın gerek sehven gerek akitteki hakiki maksatlarını gizlemek için kullandıkları tabirlere ve isimlere bakılmıyarak, onların hakiki ve müşterek maksatlarını aramak lazımdır” düzenlemesi bulunmaktadır. Sözleşmenin yorumlanması, geçerli olarak kurulan, fakat uyuşmazlık konusu olan bir sözleşmenin veya bir maddesinin içeriğinin hâkimin tarafların birbirine uygun sözleşme iradelerine göre tespit etmesi ve belirlemesidir.
5. Bu doğrultuda sözleşmenin yorumunda amaç, ilk aşamada sözleşme taraflarının birbirine uygun gerçek iradelerini tespit edebilmektir. Hâkim sözleşmeyi yorumlarken asli yorum aracı olarak tarafların iradelerini açıklarken kullandıkları kelimeler ve deyimleri öncelikle dikkate alır. Kullanılan ifadeler ve kelimeler bireysel olarak değil beyan metninin bütünlüğü içinde yorumlanmalıdır.
6. Asli yorum araçları yeterince açık değilse, tarafların iradelerini ortaya koymaya imkân veren yardımcı olgulara bakılmalıdır. Bu bağlamda; tarafların sözleşme müzakereleri ile sözleşmenin kurulması sırasındaki, ifa hazırlıkları aşamasındaki ve sonrasındaki davranışları, menfaat durumları, amaçlarıyla, ilgili âdet ve teamüller dikkate alınmalı, dayanağını TMK'nın 2. maddesinden alan dürüstlük kuralı da gözden kaçırılmamalıdır. Zira yorumun amacı, tarafların birbirine uygun gerçek veya farazi sözleşme iradelerinin tespiti ve bu tespite göre sözleşmenin içeriğinin belirlenmesidir.
7. Sözleşme bir bütün olduğundan sözleşmenin bireysel maddeleri bütünden ayrı olarak tek başlarına yorumlanamaz. Başka bir deyişle sözleşmenin bireysel kısımları, sözleşmenin bütünü içinde ele alınarak yorumlanmalıdır. Bu anlamda aralarında bağlantı olduğu iddia edilen birden fazla sözleşmenin unsurlarının da yapılacak değerlendirmede nazara alınması, uyuşmazlık konusu hukuki ilişkinin kapsam ve niteliğinin belirlenmesinde önem arz eden bir husustur.
8. Yukarıda yapılan açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; davacı banka ile dava dışı borçlu şirket arasında 30.03.2004, 17.11.20 08... .04.2013 tarihli olmak üzere üç ayrı genel ticari kredi sözleşmesinin akdedildiği, anılan sözleşmelerden 17.11.2008 tarihli genel kredi sözleşmenin 29.06.2009, 16.12.20 09... .12.2010 tarihli limit artırımlarında davalı ...'nın kefaletinin bulunduğu, her ne kadar inkâr edilmiş ise de anılan limit artırımlarındaki davalı ...'ya atfen atılan imzaların aynı davalıya ait olduğunun dosya mevcut 15.06.2017 tarihli bilirkişi raporuyla tespit edildiği, bahse konu kefalet limitinin son olarak 24.12.2010 tarihli limit artırımı sonucunda 150.000,00 TL olarak belirlendiği anlaşılmaktadır.
9. Davacı banka ile dava dışı borçlu şirket arasında kredi sözleşmelerinden 30.03.2004 tarihli krediden sonra akdedilen 17.11.2008 tarihli sözleşmenin "Önceki Taahhütname ve Sözleşmelerle Bağlantı ve Limit Artışı" başlıklı 43. maddesinde; işbu kredi sözleşmesinin davacı ile borçlu şirket arasında imzalanan 30.03.2004 tarihli taahhütname ve kredi sözleşmesinin eki ve ayrılmaz bir parçası olduğu, sözleşmedeki hükümlerin önceki sözleşme için de aynen geçerli olduğu, bu sözleşme ile önceki kredi sözleşmesinin toplam limitinin son tarihli sözleşmede belirlenen tutar kadar artırıldığı açıkça ifade edilmiştir. Benzer bir hüküm yine davacı banka ile dava dışı borçlu şirket arasında akdedilen 10.04.2013 tarihli kredi sözleşmesinin 48. maddesinde aynı şekilde yer aldığı, burada da son tarihli sözleşmenin davacı banka ile borçlu şirket arasında akdedilen 30.03.20 04... .11.2008 tarihli taahhütname ve kredi sözleşmesinin eki ve ayrılmaz bir parçası olduğu düzenlenmiştir. Dolayısıyla tarafların, bahse konu kredi sözleşmelerinden doğan hak yükümlülüklerinin belirlenmesi için yapılacak yorum sırasında, aradaki bağlantı sebebiyle her üç kredi sözleşmesinin de bir bütün olarak değerlendirilmesi gerekir.
10. Her ne kadar Bölge Adliye Mahkemesince, davacı bankanın ilgili şubesinde yapılan bilirkişi incelemesi neticesinde borçlu şirkete kullandırılan kredilerin tediye ve mahsup dekontlarında hangi kredi sözleşmesine istinaden kullandırıldığına dair bilginin yer almadığı, icra takibine konu kredi borcunun davalı ...'nın imzasının yer aldığı limit artırımlarının bağlı olduğu 17.11.2008 tarihli kredi sözleşmesinden doğduğu iddiasını tevsik eden belge sunulamadığından eldeki dava konusu icra takibine konu borçtan davalı ...'nın kefalet sorumluluğunun bulunmadığı kabul edilmiş ise de; yukarıda da detaylı olarak açıklandığı üzere dava dışı borçlu şirketle imzalanan her üç genel ticari kredi sözleşmesinin, içeriğindeki sözleşme hükümleri kapsamında birbirleri ile bağlantılı olduğu, icra takibine konu borcun birbirlerinin eki ve ayrılmaz parçası olan tüm bu sözleşmeler çerçevesinde dava dışı borçlu şirkete kullandırıldığı, kullandırılan bu kredilerin geri ödenmemesi sebebiyle ortaya çıkabilecek borçlara ilişkin olarak davalı ...'nın 17.11.2008 tarihli kredi sözleşmesi ile bağlantılı olarak imzalamış olduğu 29.06.2009, 16.12.20 09... .12.2010 tarihli limit artırımları sonucunda 150.000,00 TL limitle müteselsil kefaletinin bulunduğu açıktır.
11. Nitekim İlk Derece Mahkemesince ve Bölge Adliye Mahkemesince gerçekleştirilen tahkikat sırasında yapılan tüm bilirkişi incelemeleri neticesinde, her ne kadar davalı ...'nın sadece 17.11.2008 tarihli kredi sözleşmesi ile bağlantılı olarak imzalamış olduğu 29.06.2009, 16.12.20 09... .12.2010 tarihli limit artırımlarında imzası bulunmakta ise de; hem 17.11.2008 tarihli sözleşmenin 43. maddesi, hem de 10.04.2013 tarihli kredi sözleşmesinin 48. maddesi gereğince davacı banka ile dava dışı borçlu şirket arasında akdedilen her üç sözleşme arasındaki bağlantı sonucunda dava dışı borçlu şirkete kullandırılan kredilerden önceden imzası bulunan ...'nın kefaletinin devam ettiği belirlenmiştir. Bu anlamda davacı banka tarafından kullandırılan kredilere ilişkin tediye ve mahsup dekontlarında kredilerin hangi sözleşmeye istinaden kullandırıldığı hususunda bir kaydın yer almaması, dava konusu kredi sözleşmeleri arasında kurulan sözleşmesel bağlantı nazara alındığında, somut olay özelinde varılan sonucu değiştirmeyi gerektirmez.
12. Netice itibariyle hem Bölge Adliye Mahkemesi, hem de İlk Derece Mahkemesince yapılan inceleme ve araştırma hüküm tesisi için yeterli olduğundan Özel Dairenin bozma kararında işaret edilen kapsam ve nitelikte bir inceleme yapılması gerekli değildir. Bununla birlikte davacı banka ile dava dışı borçlu şirket arasında akdedilen 30.03.2004, 17.11.20 08... .04.2013 tarihli genel ticari kredi sözleşmelerinin birbirlerinin eki ve ayrılmaz parçası olmaları sebebiyle dava konusu kredi borcunun, bahse konu her üç sözleşmeden doğan kredi ilişkisinden doğduğunun kabulü gerekir. Buradan hareketle davacı banka ile dava dışı borçlu şirket arasındaki kredi ilişkisinde davalı ...'nın imzasının yer aldığı limit artırımları sebebiyle 150.000,00 TL ile sınırlı olmak üzere müteselsilen kefaletinin bulunduğu sabittir. Dolayısıyla davalı ...'nın, müteselsil kefil olarak itirazının bulunduğu icra takibine konu borçtan kefalet limitiyle sınırlı olarak sorumlu olduğu kabul edilerek yapılacak değerlendirme neticesinde hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekir.
13. Öte yandan Bölge Adliye Mahkemesince yapılan 28.11.2023 tarihli duruşmada davacı vekilinin asıl borcun ödendiğine dair beyanıyla alakalı hususun, infazda nazara alınacak hususlardan olması hasebiyle bu aşamada bozma kapsamı içerisine dahil edilmemiştir.
14. Hâl böyle olunca direnme kararının yukarıda açıklanan değişik gerekçe ve nedenlerle bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
VII. KARAR
Açıklanan sebeple;
Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının yukarıda açıklanan değişik gerekçe ve nedenlerden dolayı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 371. maddesi gereğince BOZULMASINA,
İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine,
Dosyanın HMK'nın 373. maddesinin 2. fıkrası uyarınca kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
10.12.2025 tarihinde oy birliğiyle kesin olarak karar verildi.