Bu yüzden özel hükümler bulunmadıkça, adi şirketin üçüncü kişilerle olan ilişkilerinde,…
-
Git
: -
Favorilere ekle veya çıkar
-
ᴀ⇣ Yazı karakterini küçült

Banka ve Ticaret Hukuku Araştırma Enstitüsü
Yayın tarihi: Aralık 2000
Cilt: 20 Sayı: 4
İsmail Kırca
Aşağıda bir kısmını gördüğünüz bu dokümana sadece Profesyonel + pakete abone olan üyelerimiz erişebilir.
III. ADİ ŞİRKETİN TEMSİLİ - BK 533/son c.’DE ÖNGÖRÜLEN KARİNENİN ANLAMI
BK’daki adi şirkete ilişkin düzenlemeler, esas itibariyle şirketi idare yetkisine…
Dolayısıyla, genel temsil hukukunda geçerli ilke uyarınca, ortaklardan birine şirket…
zımnen yetki verilmişse, bu ortağın üçüncü kişilerle doğrudan temsile istinaden yapacağı…
Ancak, çoğu kez yazılı bir adi şirket sözleşmesinin bulunmaması, hatta adi şirket…
Hükümde, temsil karinesinin her ne kadar idareci ortaklar için geçerli olduğu belirtilmişse…
Bu karinenin konulmasının(12) temelinde iki düşünce yatmaktadır: Bunlardan ilki, idare ile temsil arasındaki yakın ilişkidir. İdare ve temsil birbirine bağlı kavramlar olup; temsil, idarenin bir parçası, onun dış cephesidir(13). Bu yüzden, aksi kararlaştırılmadıkça, idareci aynı zamanda temsilci olmalıdır. Dolayısıyla, idareci ortak, iç ilişkide, BK 533/son c.’deki kanunî temsil yetkisine dayanabilmelidir(14)…
Ayrıca söz konusu karine, işlem güvenliğine, yani üçüncü kişilerin çıkarma da hizmet…
Şirketle ilişkiye giren üçüncü kişileri ilgilendirmesi sebebiyle, anılan karinenin…
İsviçre Federal Mahkemesi’nin, yeni sayılabilecek 21.08.1998 tarihli bir kararında,…
BK 533/son c. (îsvBK 543/III), üçüncü kişilerin, kendisine idare yetkisi bırakılan ortağın buna uygun bir temsil yetkisiyle de donatılacağına yönelik güvenlerini korur. Ortağın, üçüncü kişiyle yapılan işlem açısından, iç ilişkide idare yetkisine gerçekten sahip olması, ne yeterli, ne de gereklidir. Çoğu kez önemli olan, üçüncü kişinin, şirket ortaklarının davranışlarından dürüstlük kuralları uyarınca idare yetkisi konusunda çıkardıkları veya çıkarabilecekleri anlamdır.…
Madem ki, BK 525/1 (ÎsvBK 535/1) uyarınca şirket sözleşmesi veya karar ile aksi öngörülmedikçe bütün ortaklar şirketi idareye yetkilidirler, o halde, ortakların, içlerinden birine ya da birkaçına idare yetkisi verilmediğini belirtmeksizin, açık ya da örtülü biçimde bir adi şirketin varlığını üçüncü kişilere duyurmaları yeterlidir. Ortaklardan yalnız biri şirket ilişkisinin varlığını üçüncü şahıslara duyurur ve kendisiyle işlem yapılan üçüncü kişi bu şirket ilişkisinden iyiniyetli olarak temsilci sıfatıyla hareket eden ortağın şirketi idare yetkisinin varlığını çıkarabilirse, bu husus temsil yetkisine yönelik korunmaya değer bir güven tesis eder. Böyle bir güven mevcutsa, ortaklar, iç ilişkide alınan karar uyarınca temsil yetkisinin bulunmadığını ispatlamak suretiyle BK 533/son c.’deki (ÎsvBK 543Hll) karineyi çürüterek temsilin sonuçlarından kurtulamazlar. Yani yapılan işlemle bağlanırlar. İyiniyetli üçüncü kişilere karşı kanunî karinenin aksinin ispatlanamayacağı kesindir.…
Üçüncü kişi, dürüstlük kurallarına göre, şirket adına hareket eden ortağın davranışlarından, onun şirketin idaresi hususunda yetkili olduğu sonucunu çıkarabiliyorsa, esasen diğer ortaklar, temsilci sıfatıyla hareket eden ortağın gerçekte idare yetkisinin bulunmadığını ileri süremezler. Buna karşın, ortakların idare yetkisi ve/veya bir adi şirketin varlığı hususunda üçüncü kişinin haklı güveni yoksa, BK 533/son c(İsvBK 543HII) kesinlikle uygulanmaz.…
Böylece önemli olan, davacıların (üçüncü kişilerin), davalıların davranışlarından, iyiniyetli olarak, adi şirketin temsilcisi sıfatıyla hareket eden kişi ile davalıların bir adi şirket ilişkisi içinde bulundukları ve bu ilişki çerçevesinde temsilcinin şirketi idareye yetkili olduğu sonucunu çıkarıp çıkarmadıklarıdır. Böyle bir şirket ilişkisinin fiilen varlığı, tek başına yetmez.…
Bu husus, somut olaydaki dosya münderecatından anlaşılamamaktadır. Bidayet mahkemesi, sözleşmelerin kurulmasından önce, davalılar ve münferit davacılar arasında, temsilci sıfatıyla hareket eden kişinin idare yetkisiyle donatıldığı bir şirket ilişkisinin varlığına yönelik korunmaya değer güvenin yaratılması hususunda bir temasın (Kontakt) olup olmadığını, ya da ne ölçüde olduğunu ve bu temasın korunmaya değer bir güvenin yaratılmasına elverişli olup olmadığım tesbit etmemiştir.…
Dosya bu yüzden geri gönderilmelidir. Verilecek yeni kararda, bir ortağın idare yetkisine ilişkin güvenin yaratılmasında belirsiz bir dayanak noktasının yetmeyeceği dikkate alınmalıdır. Ortakların davranışları yeterli açıklıkta şunu göstermelidir: Ortaklar arasında bir şirket ilişkisi mevcuttur ve üçüncü kişilerle sözleşmeler imzalayan ortak, şirketin idarecisi olarak harekete yetkilidir. Buna karşın ortakların davranışlarından buna yönelik olarak yeterli açıklıkta bir sonuç çıkarılamıyorsa, üçüncü kişi, şirket adına hareket eden kişinin temsil yetkisini yakından araştırmalıdır”…