3. Kanaatimiz
İbraz süreleri açısından yer kavramının tespitinde biz de, öğretide ileri sürülen…
Olan hukuk açısından il mülki sınırlarını esas almamızın birinci sebebi, kanun koyucunun belediye sınırlarını bu sınırlara eşitleme yönündeki eğilimidir. Gerçekten önce 2004 yılında BBK g.m. 2 ile İstanbul ve Kocaeli Büyükşehir Belediyelerinin sınırları il mülki sınırları olarak belirlenmiş, ardından aynı kanunda 2012 yılında yapılan değişiklik ile geriye kalan on dört büyükşehrin ve yeni kurulan diğer on dört büyükşehrin de sınırları il mülki sınırları olarak değiştirilmiştir (6360 sayılı Kanun 1/1-2). Sonuçta bugün otuz büyükşehrin tamamının sınırları il mülki sınırlarıdır [BBK 3/1-(a) ve 5/1]. Bu arada il belediyelerinin sınırlarının da il mülki sınırlarına eşitlenmesi gerektiği yönünde bir eğilimin olduğu da göz ardı edilmemelidir.…
Olan hukuk açısından il sınırlarını esas aldığımız görüşümüze ikinci gerekçe olarak HMK 172/1 ve 236 hükümlerini de gösterebiliriz. Zira bu hükümlerde -sırasıyla- istinabe yoluyla isticvap olunmanın ve yemin ettirmenin şartlarından birisi olarak da mahkemenin bulunduğu “il” dışında oturma kriteri esas alınmıştır. Buna karşılık tanık dinleme ve keşifte istinabeye başvurulması açısından -sırasıyla- HMK 259/4 ve 289/1 hükümlerinde başka bir “yargı çevresi”nde bulunma kriteri benimsenmiştir. Ne var ki usul hukukuna ait bir kavram olan “yargı çevresi”nin çekte ibraz sürelerinin tespitinde bir kriter olarak dikkate alınabilmesi mümkün olmadığından HMK’nin “il”i esas alan diğer hükümleri, kanun koyucunun
Olması gereken hukuk açısından ise ülke içi tek bir ibraz süresi benimsenmesi yönündeki…