Dinleyici (Mert Duygun): Merhaba, benim adım Mert Duygun. Sorum doğrudan Sibel…
-
Git
: -
Favorilere ekle veya çıkar
-
ᴀ⇣ Yazı karakterini küçült

On İki Levha Yayıncılık
Yayın tarihi: Mart 2019
Sayfa: 117 - 127
Havva Karagöz, Atagün Mert Kejanlıoğlu
Aşağıda bir kısmını gördüğünüz bu dokümana sadece Profesyonel + pakete abone olan üyelerimiz erişebilir.
Oturum Başkanı Sevtap Yokuş: Çok teşekkür ediyoruz. Varsa sorularınız ala…
Sibel İnceoğlu: Pardon, birinci örneği, Almanya örneğini, tekrarlayabilir…
Dinleyici (Mert Duygun): Tabii hocam. AfD, aşırı sağ parti, aşırı ırkçı bir eylem yapıyor, göçmen politikasına ilişkin. Bu yapılan eylemi Alman Eğitim Bakanı eleştiriyor; ama bu eleştiri açıklaması Eğitim Bakanlığının resmî web sitesinde yayınlanıyor. Bunun yayınlanmasına ilişkin de parti, organ davası yoluyla Anayasa Mahkemesine gidiyor. Anayasa Mahkemesi de (açıklama) Eğitim Bakanlığının resmî sitesinde yapıldığı için partilerin fırsat eşitliği ilkesinin – Almanya Anayasası’nın 20. maddesinde yer alan fırsat eşitliğinin – ihlal edildiğini tespit ediyor. Sibel İnceoğlu: Güzel bir örnek ama Türkiye’de böyle bir şeyle karşılaşabileceğimizi hiç zannetmiyorum. Çünkü zaten oraya gelene kadar, o kadar büyük bir eşitsizlik meselesiyle karşı karşıyayız ki... Özellikle konuşmam sırasında bahsettiğim gibi sosyal medyada bir şey var, “troller” denilen, benim de çok anlayamadığım ama yeni bir şey. Son zamanların hikayesi bu. Hem bunların faaliyeti hem de bu faaliyeti nasıl yaptıkları önemli. Bir yerlerden bir gelir mi alıyorlar, kim destekliyor? Bunları da bilmiyoruz; ama sadece serbest kişisel iradeleriyle de ortaya çıktılarını da çok zannetmiyorum açıkçası. Onun dışında medya, basın... Yani sözlerime “Anayasa Mahkemesi’nin kararlarını uygulamayan mahkeme olunca hukuktan söz edebilir miyiz?” diye başladım; ama şunu da eklemek lazım herhalde: Tarafsız, en azından minimum düzeyde tarafsız bir medya olmadan da demokrasiden söz etmemiz mümkün değil. Dolayısıyla böyle bir ortamda olduğumuz için verdiğin örnek oldukça “lüks” bir örnek oluyor diyeyim, ben burada bırakayım. …
Dinleyici (İhsan Aksöz): Öncelikle adım İhsan Aksöz. Hepinize saygılarımı…
Sevtap Yokuş: Bizi izlemeye devam ederseniz ben bu konulara bir miktar gireceğim. Sibel İnceoğlu: O zaman ben girmeyeyim. Tabii ki hem seçim barajı nedeniyle…
Sevtap Yokuş: Hocam size söz vermeden önce bir şey eksik kalmış olabilir. Beyefendinin sorduğu sorunun devamında vardı. “Siyasi partilere yönelik çalışmalar da yapabilir mi üniversiteler?” dediği için bir şey söyleyeceğim. Hangi seçimlerdi hatırlamıyorum. Beni bir ilçe teşkilatı konferans için davet etti. Adını da söyleyebilirim. Cumhuriyet Halk Partisi’nin Pendik ilçe teşkilatı davet etmişti. Konu anayasa ve seçimlere de yaklaşık bir ay var. Çok da önemli konu. Onlar seçim çalışmalarında bunları da gündeme getiriyorlar. Önemlidir herhalde onlar için dedim, ben de gittim. Salon boş. Dedim ki ilçe başkanına: “Nerede sizin üyeleriniz, partilileriniz? Seçim çalışmalarına çıktılarsa tamam ama onun dışında, ben tam da Anayasa anlatacağım size de bu dönem çok lazım bu. Neredeler?”. “Hocam” dedi “çoğu küstü bu dönem bize”. Durum budur. Siyasi partilerin hikayesi... Dinleyici (Süheyl Batum): Ben sadece şunu söyleyeceğim: Bu seçimlerin denetimi konusunda, ben bunun YSK’nın ve Anayasa Mahkemesinin yeniden yapılandırılmasıyla giderilebilecek bir sorun olduğunu düşünüyorum; çünkü çok açık. YSK’nın gerek (Anayasa madde) 79’u yorumlaması; gerek Anayasa Mahkemesinin yorumlaması şunu çok açıklıkla gösteriyor: Artık onlar bir denetim için değil, denetimi engellemenin hukuksal formüllerini bulmak için varlar. Bunu çok açık ortaya koyuyorlar. Hatta son referandum kararında, YSK başvuruları reddederken inanılmaz bir gerekçe kullandı. “Evet” dedi, “bu seçimlerde mühürsüz oyları kabul etmemek bir kanun hükmü ama Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin Ek Protokolü’nün 3. maddesi de bir sözleşme hükmü. Ben ikisini koyduğum zaman mecburen Sözleşmeyi uyguluyorum.”(1)…
Bir de Anayasa Mahkemesi ve tutukluluk konusunda... Ben milletvekiliydim o sırada,…
Demirhan Burak Çelik: Ben de çok kısa Süheyl Hoca’nın değindiği Avrupa İnsan…
Sevtap Yokuş: Bir soru daha alsak mı? …
Sibel İnceoğlu: Soru alacaksak ben bu konuyla ilgili öncesinde bir şey söylemek isterim. Yüksek Seçim Kurulu gerçekten çok işlevsiz hale geldi. Bu konuda çok katılıyorum. Özellikle şunu örnek vermek isterim: 2014 Cumhurbaşkanlığı seçiminde belediyelerin birtakım adaylara, aday demeyeyim, daha doğrusu Cumhurbaşkanına, kamu kaynaklarını haksız kullandırdığı yönünde otuz beş şikâyet var. Bunların tamamı reddedildi. Dolayısıyla Yüksek Seçim Kurulunun kendi koyduğu, tanımladığı, her seçim öncesi ilan ettiği seçim hukukuna ilişkin temel ilkeleri – tarafsızlık, adillik, dürüstlük üzerine kurulu seçimler vb. – seçimlerde uyguladığını görmek gerçekten çok zor. Ancak İnsan Hakları Mahkemesiyle ilgili ben farklı görüşteyim. İnsan Hakları Mahkemesi – biraz önce Olgun Bey net bir biçimde açıkladı, ben de kısmen konuşmamda söz ettim – I. Protokolün üçüncü maddesiyle, yani seçimle ilgili çok istisnai ihlal kararı veriyor. O Türkiye’ye özgü bir şey değil. Bunu çok genişletmek eğiliminde değil. Ben biraz önce Komünist Parti’yle ilgili, Rusya’yla ilgili örnek verdim