Öç alma, kısas ve uzlaşma şeklinde ortaya çıkan bu cezalandırma biçimlerinin mağdurun…
-
Git
: -
Favorilere ekle veya çıkar
-
ᴀ⇣ Yazı karakterini küçült
Aşağıda bir kısmını gördüğünüz bu dokümana sadece Profesyonel + pakete abone olan üyelerimiz erişebilir.
1.1.2.Tarihsel Gelişim
İlkel toplumlarda suça verilen ilk tepki, kendini savunma ve öç alma biçimindeydi(15).…
Zaman içinde öç almanın yarattığı sürekli ve uzun süre devam eden kan davaları gibi…
Milattan Önce 1760 yılı civarında, Mezopotamya’da bulunan Babil’de yürürlüğe konulan…
Antik Yunan döneminde, Atina’da; yargılama makamının suça kendiliğinden el koyması mümkün değildi. Suçtan zarar görenin veya yakınlarının veya herhangi bir vatandaşın suça ilişkin davayı açması ve dava masraflarını üstlenmesi gerekirdi. Dava sırasında hazır bulunması gereken davacı, davasından vazgeçtiğinde sanık bakımından bir yaptırım uygulanması söz konusu olmazdı(22)…
Roma Hukuku’nun eski zamanlarında; aile içinde reis sınırsız bir ceza otoritesine…
İmparatorluk döneminde, devletin hâkimiyet alanı genişledi. Bu durum ceza hukukunu da etkiledi ve kişilerin dava konusu yapabilecekleri suçlara ilişkin alan giderek daraldı. Devletin hâkimiyet alanı ve suçlara karşı ilgisi arttıkça itham sistemi geriledi, kamusal ceza hukuku alanı genişledi(23).…
Kilise Hukuku önceleri Roma Hukuku’ndan aldığı itham sistemini uyguluyordu. Bu nedenle suç sayılan filin kovuşturulabilmesi için bir kişi tarafından dava açılması beklenirdi. Bu durum, davayı açacak kişinin (mağdurun) yargılamanın asli unsurunu oluşturmasını sağlıyordu. Sonraları ceza muhakemesinin giderek kamusal bir mahiyet almaya başlaması ile mağdurun rolü azaldı. 9. Yüzyılın ikinci yarısında gezici piskopos mahkemeleri ortaya çıktı. Bu mahkemeler, bir dava açılmasını beklemeden, yaygın rivayet veya ihbar üzerine işe el koyup meseleyi soruşturmaya başladılar. Önceleri sadece belli suçlar için uygulanan bu yöntem daha sonra genelleşti. Yaygın rivayet veya ihbar ithamın yerine geçti ve dava bunlar tarafından açılmış gibi yürütüldü. Dava bu şekilde açılmış kabul edildikten sonra, davaya bakan hâkim, bir davacının varlığına ihtiyaç duymadan davayı yürütmeye başladı. Bu gelişme sonucunda ceza adaleti mağduru ilgilendiren bir husus olmaktan çıkmaya başladı. Sonraları dava açma işi de hâkimin işi haline geldi ve mağdur ceza muhakemesinin tamamen dışında kaldı. Kamu davası ilkesinin gelişmesine bağlı olarak itham sistemi ve şahsi dava önemi kaybetmeye, mağdurun ceza muhakemesindeki rolü azalmaya başladı. Nihayet 16. Yüzyıla gelindiğinde mağdurun ceza muhakemesinin seyrine etki etme imkânı tümü ile ortadan kalktı(26)…
Cermen Hukuku’nda suç, esas itibarıyla yalnızca ferdi ve onun mensup olduğu aileyi ilgilendiriyordu. Bu nedenle suçu kovuşturma yetkisi mağdura veya onun soyuna ait bir yetki olarak görülmekteydi(27).…
Cermen hukuku ile Roma-Kilise hukukunun karışımından ortaya çıkan müşterek hukuk…
Tahkik sisteminin yarattığı insanlık dışı uygulamalar, Aydınlanma Çağının düşünürleri tarafından eleştirilmiştir. Almanya’da 1740 yılında işkence resmen yasaklanmıştır. İngiliz ve Fransız hukuk sisteminin etkileri Almanya’daki uygulamaları belirlemiş, 1877 yılında ceza muhakemesi usulüne ilişkin kanun kabul edilmiş, bu Kanun 1879 yılında yürürlüğe girmiştir(31)…
Fransa’da, devrim öncesinde; merkezi devlet otoritesi ile kilisenin etkisinde olan ceza muhakemesinde itham sistemi geçerliydi(32)…
İslamiyet öncesi Türk Hukukunda; Hunlarda ve Göktürklerde öç alma genel anlamda yasaklanmıştı. Faili cezalandırma tekeli devlete ait bir yetki olarak kullanılmaktaydı. Cezayı belirleyip uygulama yetkisi suçtan zarar görene değil, kabileler birliği olan devlete ait bir yetkiydi(34).…
İslam Hukukunda hukuk ve ceza mahkemeleri birbirinden ayrılmış değildir. Bu nedenle suç sayılan fiillere ilişkin davalar da hukuk mahkemelerinde olduğu gibi mağdur/suçtan zarar gören tarafından açılır ve yürütülür. Suçların soruşturulmasının esas itibarıyla suçun mağduru olan bireyi ilgilendirdiği kabul edildiğinden davanın da mağdur tarafından açılması gereklidir. Mağdur dava açmak zorunda olmayıp mağdurun dava açmadığı yerde hüküm verilmesi de söz konusu değildir. Ceza davasını açan bir savcılık makamı bulunmamakla birlikte umumu ilgilendiren bazı eylemler bakımından ceza vermek üzere belirlenmiş kişiler bulunmaktadır. Ancak bu kişiler suçu soruşturup dava açmak yerine doğrudan doğruya ta’zir cezası vermekle görevlidir(36)…
İslam Ceza Hukuku yani Fıkhın Ukûbat kısmı dört ana bölüme ayrılır. Kişilere karşı…
İslam ceza hukukunda mağdur, kendisine karşı suç işlenen anlamına gelecek şekilde…
İslam Ceza Hukukunda bir kişinin mağdur olarak kabul edilebilmesi, ceza uyuşmazlığının…
Suçun karşılığı olarak uygulanan yaptırımlar arasında; suçun yarattığı mağduriyetin…
